29 Kasım 2014 Cumartesi

Kış mevsiminin sağlık deposu 'kestane'

Kış geldi, havalar iyice soğumaya başladı. Beslenme Uzmanı İpek Ağca, kestanenin adeta bir sağlık deposu olduğunu söyleyerek, fiziksel ve zihinsel yorgunluklara karşı da oldukça önemli bir besin olduğunu vurguladı.

Kestanenin hafıza eksikliğinde oldukça güçlü bir besin olduğunu anlatan Ağca, omega 3 ve omega 6 yağlarını bulunduran kestanenin, öğrenme ve hafıza üzerinde, hatta alzheimer hastalığında da önemli bir etkene sahip olduğunu aktardı.

Ağca, "Kestane fosfor, magnezyum, klor, kalsiyum, demir, sodyum ve özellikle potasyum mineralleri ile B1, B2 ve C vitaminlerini içermektedir. Kestanenin potasyum bakımından oldukça zengin olması (100 gram kestanede 500 mg potasyum bulunur) potasyum eksikliği olanlarda iyi bir potasyum tamamlayıcısı olabilmektedir. Potasyum, vücutta sodyum ile birlikte su dengesinin ayarlanmasında, besinlerin hücre içine geçişinde, sinir hücrelerinde mesajların iletilmesinde, kasların yapılarının korunmasında önemli rol oynar." diye konuştu.

Kalp ve kas sistemini uyarıp organizmanın su dengesini düzenleyen kestane, kan dolaşımını da hızlandırdığını belirten Ağca, "Kestane lif içeriği sayesinde bağırsak hareketlerini düzenlemeye yardımcı olur. Kabızlığa karşı korur." dedi.

Kestanenin aynı zamanda tok tutma özelliğine de sahip olduğunun altını çizen Ağca, yerken miktarına dikkat edilmezse kişiyi çok da kolay kilo aldırabildiğini dile getirdi. 3 adet kestanenin, enerji içeriği bakımından bir ince dilim ekmekle eş değer olduğunu dikkat çeken Ağca, "Özellikle fazla kilolu kişilerin ve metabolizma hızı yavaş olanların kestane yerken miktar bakımından dikkatli olmaları gerekir. Kestane, çoğu kişi tarafından bir oturuşta 10-15 tane yenebilen bir besindir." şeklinde konuştu.

Kestane tüketirken miktarda farkında olmak ve en fazla 5-6 kestane sınırı koymanın önemli olduğunu vurgu yapan Ağca, kestaneyi sık tüketen kişinin ara öğünde ortalama 3 orta boy tüketmesi gerektiğini kaydetti. Kestaneyi daha çok haşlayarak yemenin sağlıklı olduğunu aktararak konuşmasına şöyle noktaladı: "Pişirme tavsiyesi olarak kestaneyi sağlıkla tüketmek için haşlayarak hazırlanabilir. Mangalda pişirilecekse kanserojen özellik taşımaması için ateşe yakın olmamasına özen göstermelidir."

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_kis-mevsiminin-saglik-deposu-kestane_2260772.html

Nasıl bir anne olduğunuz daha önemli

Bebek ve anne arasındaki bağ için bebeğini emzirip emzirmediği ya da ne kadar emzirdiği tek başına faktör değildir. Ağladığında ne yaptığı, onunla ne kadar oynadığı, ne kadar sıklıkla kucağına aldığı, bağlanmayı kuvvetlendirici neler yaptığı, sevgisini nasıl gösterdiği de çok önemlidir. Kısacası nasıl bir ebeveyn olduğunuz, bebeğini emzirip emzirmediğinden çok daha önemlidir.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_bebegini-emzirememe-anneyi-depresyona-surukluyor_2260792.html

9 Kasım 2014 Pazar

Kalp hastalığından korunmak için öneriler neler, nelere dikkat etmeliyiz?

- Un ve şekerden mamul gıdaların tüketimi en aza indirilmeli
- Margarin ve sıvı yağlar (mısır, soya, ayçiçeği, kanola) kullanılmamalı
- Bunların yerine hayvani yağlar ve zeytinyağı yenilmeli (dedelerinizin, ninelerinizin yaptığı gibi)
- Günde 1-2 gr balıkyağı ve 250-1000 ml kefir tüketilmeli
- Et, fermente süt ürünleri (yoğurt gibi), yumurta, sebze, meyve ve kabuklu kuruyemiş yenilmeli
- Günde 3-5 dakika kültürfizik yapılmalı ve yarım saat yürünmeli
- Derin nefes alınmalı
- Günde en az 2 litre su içilmeli
- Kan D vitamini düzeyi 40-120 ng/mL arasında tutulmalı
- Açlık kan insülin düzeyleri 5 ünitenin altında olmalı
- İltihabın göstergesi olan CRP 0,3 mg/dL'nin altında tutulmalı

Prof. Dr. Ahmet Aydın

Alıntı:
Sayfa 264-265
7'den 70'e Taş Devri Diyeti

28 Ağustos 2014 Perşembe

B12 vitamini eksikliği olanlar dikkat!

Unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve denge gibi sorunların temel nedeni: B12 eksikliği…

Özellikle diyet yapanların, et ve süt ürünlerinden uzaklaşmaları sonucu ortaya çıkan B12 eksikliğinin nedenlerinden biri de, sindirim sistemindeki emilim sorunları. Vücutta önemli sorunlara yol açan ve bu fiziksel sorunların ardından ruhsal problemlere (depresyon, sinir) sebebiyet veren B12 vitamini eksikliği, önemsenmeyecek bir sorun değil.

Vücudun dengesini bozan ve insanın ‘biyolojik saati’ne kadar etki eden bu vitaminin kaynağı, hayvansal gıdalar.  Bu nedenle de genellikle diyet yapan ya da vejetaryen bir hayat sürdüren kişilerde daha sık rastlanır. Diyetin dışında, sindirim sitemi ile ilgili sorunu olan kişilerde de görülebilir. B12 vitamininin, zengin demir kaynağı olması da, bu vitaminin eksikliği neticesinde başka sorunların görülmesine yol açıyor.

Bu eksikliğin çözümü ise beslenmemizde gizli; hayvansal besinler ve düzenli-programlı beslenme ile B12 eksikliğinin olumsuzlukları giderilebilir.

Uzman Diyetisten Turgay Köse, B12 vitamin eksikliğine neden olan etkenler ve bu sorunu yaşayanlar için yapılması gerekenleri, AjansHaber’e anlattı:

TEMEL SEBEP HAYVANSAL BESİNLERDEN UZAK KALMAK

B12 vitamin eksikliğinin başında, vejetaryen beslenmenin etkili olduğunu söyleyen Köse, “İnsanlar, detoks uygulamaları veya vejetaryen beslenmeyi tercih ettikleri zaman, B12 vitamininden mahrum kalmaktalar. Bazen de sindirim sisteminde emilim ile ilgili problemler sebebiyle B12 eksikliği görülmektedir. Ama temel sebep, hayvansal ürünleri yeterince tüketmemek, özellikle de kırmızı eti yememekten kaynaklanmaktadır.” dedi.

“BİRİ HARİÇ, HİÇBİR BİTKİDE BULUNMAZ”

Vejetaryen beslenmenin çok çeşitli biçimleri vardır. B12 eksikliği, özellikle kırmızı et yemeyenlerde görülen bir durumdur. Çünkü B12, hayvansal ürünlerde bulunan bir vitamindir, hiçbir bitkisel üründe bulunmaz. Vejetaryenler yerine göre yosun tüketmektedir, B12’yi alabilecekleri tek kaynak da budur. Ama bazı vejetaryenlerde, yani bazı etleri ya da yumurta tüketenlerde, eksiklik fazla görülmemektedir. Yine de belirli aralıklarla, kanlarındaki B12 vitaminini kontrolde yarar var.

“HER GÜN TAZE FASULYE YEMEYİN”

Kişilerin günlük olarak, kendi elleri büyüklüğünde kırmızı et yemeleri gerektiğini söyleyen Turgay Köse “Diyette önemli olan, çeşitliliktir. 7 gün tavuk yiyelim demeyiz, ‘haftada 3 gün kümes hayvanı eti yiyorsak, 2 günde balık yiyelim, kırmızı et yiyelim’ şeklinde çeşitlilikten yanayız. Dengeli beslenmede amaç, çeşitlilik sağlamaktır. ‘Sebze yiyorum’ deyip sürekli taze fasulye yemeyi de önermeyiz. Taze fasulye yiyelim ama ıspanak da yiyelim, bezelye yiyelim. Sürekli aynı sebze olmaz. Ya da gün içinde sürekli tükettiğimiz meyve elma olmasın, diğer meyveleri de tüketelim. Kivi, şeftali gibi mevsim meyveleri ile çeşitlilik sağlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

“BESLENMEDE ÖNEMLİ OLAN ÇEŞİTLİLİK”

Bu çeşitliliğin et tüketiminde de geçerli olduğunu hatırlatan Köse “Hafta genelinde, 2 kere kırmızı et yenilmesini tavsiye etmekteyiz. Aynı şekilde, her gün iyi kalitede protein tüketmeliyiz. Nedir bu? Süt, yoğurt, peynir ve tüm etler. Bunlar, bizim beslenmemizde bulunmak zorunda. Bununla birlikte hamileler için de çok önemli. Özetle herkesi bağlayan bir konu. Hayvansal besinler, iyi kalitede protein içerir. B12 vitamini, demir açısından da oldukça zengindir. Eğer yeterince et ürünü tüketmezsek, bu sıkıntı sıkça yaşanır. B12 balıkta da var ama öncelikle kırmızı et, yumurta (sarısında var).” diye konuştu.

“ÖĞÜNLERİNİZDEN ET VE SÜT ÜRÜNLERİNİ EKSİK ETMEYİN”

Eğer kişide B12 açısından bir eksiklik saptanmış ise genellikle iğne yapıldığını kaydeden Turgay Köse “Tablet yoluyla B12 alımında, bu tabletler, midede parçalanır ve ince bağırsaklara geçmez. O yüzden hekimler enjeksiyon yöntemini tercih eder. Kişi iğneyi yaptırdığı taktirde, B12 seviyesi normal hale gelecektir. Fakat önemli olan, iğneye ihtiyaç duymayacak şekilde, et ve süt ürünlerini beslenmemizde bulundurmak. Eğer bunu bir yaşam şekli haline getiremezsek, ‘ben nasılsa iğne yaptırıyorum’ dersek, bu doğru bir yol olmayacaktır. Öğünlerimizde mutlaka et ve süt ürünlerini bulundurmak zorundayız.” dedi.

B12 EKSİKLİĞİNİZİ NASIL ANLARSINIZ?

B12 eksikliğinin yol açtığı temel sorunların; unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve denge sıkıntıları olduğunun altını çizen Uzman Diyetisyen Turgay Köse açıklamalarını şöyle bitirdi:

Klinik anlamda, yüzde 80 netice alabileceğimiz bir test var: Hazır ol pozisyonuna geçin ve gözlerinizi kapatın. Yanınızda bir kişi sizi izlesin. Öne arkaya doğru gidip geliyor musunuz? Eğer sağa sola, ileriye ya da geriye hareket ediyorsanız, sabit duramıyorsanız, yüzde 80 oranında B12 eksikliğiniz vardır.

Alıntı:
ajanshaber.com/unutkan-halsiz-ve-yorgunsaniz-bu-testi-yapin-haberi/112987

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sürekli yorgun ve unutkansanız…

Gündelik hayatta artık vazgeçilmez kabul ettiğimiz bazı teknolojik imkânlar ve çevresel koşullarımız, gittikçe daha yorucu geliyor. Çevrenizde kime ‘nasılsın’ diye sorsanız ‘yorgunum’ cevabı alıyorsunuz. Bu cevap, özellikle büyük şehirlerde, iş hayatındaki insanların ortak cevabı olmaya başladı. Zihni sürekli meşgul tutan cep telefonları, e-postalar, internetteki sayısız mecra, trafik gürültüsü, iş yoğunluğu, şiddeti giderek artan bir problem haline geldi.

BAZI MESLEKLER DAHA YORGUN

Her sabah yataktan çıkmakta güçlük çekiyorsanız, ne kadar uyursanız uyuyun yine de dinlenmiş uyanamıyorsanız, iş yerinde verimli olmadığınızı düşünüyor ve hatalı kararlar alıyorsanız, muhtemelen siz de beyin yorgunluğu yaşayan kişilerdensiniz.

Uzmanlar, beyin yorgunluğunda en sık karşılaşılan şikâyetleri; unutkanlık, dikkat eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, beyinde ağırlık hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme olarak tanımlıyor. Bazı meslekler ise, beyin yorgunluğuna yakalanmada, diğerlerine oranla daha fazla alan sunuyor. Örneğin yoğun iş temposuna maruz kalan yöneticiler, ekonomistler, gazeteciler ya da öğrenciler daha çok risk altındaki kişiler.

CEP TELEFONU, YOĞUN ÇALIŞMA TEMPOSU, STRES…

Uzmanlar; hayat kalitesini, iş ya da okuldaki başarıları oldukça olumsuz etkileyen bu yorgunluğun temel nedenlerini ise şöyle sıralıyorlar:

-Uzun süreli stres yaşanması,

-Yoğun çalışma temposu,

-Havasız, küçük ve dar ofislerde çalışmak,

-Elektronik cihazlardan yayılan elektromanyetik dalgaları,

-Cep telefonu sinyalleri, TV ve Radyo dalgaları, telsiz dalgaları, yüksek gerilim hatları, baz istasyonları gibi elektromanyetik kirlilik,

-Alkol alışkanlığı, uykusuzluk, depresyon ve anksiyete sorunları,

-Hastalık sebebiyle kullanılan bazı ilaçlar (kanser, epilepsi ve depresyon ilaçları gibi)
-Vitamin eksikliği (B12 folik asit, demir eksikliği ve troid hormonlarının yetersizliği).

STRESTEN UZAK DURMAYA GAYRET EDİN

Unutkanlık, halsizlik, iş veriminde düşüklük, konsantrasyon bozukluğu ya da algılama eksikliği gibi kişinin yaşam enerjisini düşüren ve bedenen de yorgun olmasına neden olan zihin yorgunluğunun önüne geçilebilmesi için yapılabileceklerin başında, hayatınızdaki stresi en aza indirmek geliyor. Bunun yanında, sağlıksız çalışma ortamlarından da, yapılabilirse, uzak durulmalıdır. Gündelik olarak spor yapmak, enstrüman çalmak da zihin yorgunluğuna çare olabilecek aktiviteler arasında.

FINDIK, CEVİZ, SICAK KAKAO YORGUNLUĞUNUZA ÇARE OLABİLİR

Öte yandan, beyin yorgunluğuna iyi geldiği düşünülen yiyecekler de tüketebilirsiniz. Bunlar; fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm gibi kuru yemişler olabileceği gibi yeşil sebze tüketimi de beyin sağlığınız için son derece yararlıdır. Ayrıca; böğürtlen, yaban mersini, somon ve sardalye balığı, üzüm suyu, elma, kepekli pirinç ve sıcak kakao da bu konuda sağlıklı olmanıza yardımcı gıdalardır. Çay ve kahve de beyin yorgunluğuna iyi gelir.

Alıntı:
http://ajanshaber.com/surekli-yorgun-ve-unutkansaniz%E2%80%A6-haberi/112717

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Bebeklikte yanlış beslenme dişleri çürütüyor

Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pedodonti Kliniği’nde yapılan incelemeler çocuk diş sağlığına verilen önemi ortaya koydu.

Klinik pedodonti uzmanlarından Efsun Songur hastaneye gelen çocukların yaşadıkları diş rahatsızlıklarına ilişkin yaptıkları incelemelere dair önemli bilgiler verdi. Sütdişlerinin değişecek dişler olmasının toplumda onları önemsiz hale getirdiğine değinen uzman, sütdişlerinin kalıcı dişlere rehberlik edecek olmasını, erken kaybı durumunda ise çiğneme yapılamayacağını belirterek dişlerde kayma, ortodontik problem ve çapraşıklıklar oluşacağının unutulduğunu vurguluyor.

Erken çocukluk döneminde görülen çürüklerin sebepleri arasında en önemli basamağı yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşturduğunu belirten uzman Efsun Songur, ailelerin bebeklerinin beslenmesinde dişlerin çürümesini sağlayan yanlışları ise şu şekilde ifade ediyor: “Bebeğe sakinleşmesi için yatmadan önce bal, pekmez, şeker karışımlı süt veriliyor ancak uyurken tükürük salgılanmadığı için bu maddeler dişe yapışıyor ve zamanla çürütüyor.”

AİLELER SADECE AĞRI OLURSA DOKTORA GELİYOR

Uyumadan önce bebeğe verilen sütün gece uykusunda temizlenemediği için dişlerin çürümesine sebep olabileceğini aktaran Songur, “Öte yandan meyve sularının da biberonla verilmesi, yalancı memenin bal ya da reçele batırılması da aynı tür erken çocukluk dönemi çürüklerine neden oluyor.” ifadesini kullanıyor. Ailelerin önemli bir kısmının çocuğun diş hekimi ile ilk tanışmasının ne zaman olması gerektiğini bilmediğini aktaran uzman, sadece ağrı, yüzde şişlik ya da apse oluşumunda diş hekimlerine gelindiğine değindi. Bebeklerin ileride diş çürükleriyle boğuşmaması için de önemli uyarılarda bulunan uzman, “Bebeğin ağzında biberonla uyumasına izin verilmemeli ve bebek biberonla süt içtikten sonra mutlaka su içmesi sağlanmalı. Öte yandan işaret parmağına sarılan ıslatılmış bir tülbent ya da gazlı bez ile dişler temizlenmeli ve bebeğin bir yaşından sonra gece beslenmesi bırakılmalı.” diye belirtiyor. Çocuk ve engellileri dişçi korkusundan kurtarmak için genel anestezi ile uyutarak tüm tedaviyi tamamladıklarını bildiren Songur, “Ağızda yer alan mevcut çürük diş sayısı kaç olursa olsun tüm dişlerin tedavileri, çürüme olasılığı bulunan dişlerin koruyucu uygulamaları ve diş çekimlerini, çocuk ve aileyi strese sokmadan genel anestezi altında tek seferde gerçekleştiriyoruz.” diyor.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_bebeklikte-yanlis-beslenme-disleri-curutuyor_2239301.html

Sorumluluk verilmeden yetişen çocuk problemlerle baş edemiyor!

Sorumluluk verilmeden, koruyup kollanarak yetiştirilen çocuklarda özgüven eksikliği daha fazla görülüyor.

Tüm sorumlulukları ebeveynlerinin üzerinde olan çocukların sorun çözme yeteneğinin gelişmediği ve bu durumun kendini yetersiz hisseden bireylerin yetişmesine sebep olduğu biliniyor. Uzmanlar, aileleri çocuklarının yerine her şeyi düşünerek onlara iyilik yapmadıklarını fark etmeleri konusunda uyarıyor. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Psikolog Hilal Arslan, çocuklarda duygularını ifade edememe, hakkını savunamama gibi davranışlarla kendini gösteren özgüven eksikliğinin kişinin aile ve okul hayatıyla birlikte yetişkinlik döneminde iş hayatını da etkileyebileceğini söylüyor. Psikolog Arslan,  ebeveynlerin çocuklarını kendi eserleri gibi gördüklerini belirterek, “Toplum olarak hata yapmaya karşı toleransımızın düşük olması, ‘örnek çocuk’ yetiştirmeye çalışırken ebeveynin içinde görkem duygusuyla çocuğu kendi eseri gibi görüp onu kusursuz bir proje yapma çabası, aşırı anne babalık (onun yerine her şeyi düşünme ve yapma, onu sıkı sıkıya koruyup kollama, olumsuz hiçbir şeyle muhatap olmasına izin vermeme) çocuğun kişilik gelişimini olumsuz yönde etkiliyor.’’ diyor.

Çocuğa yaşına ve yeteneklerine uygun     hedefler verilmeli

Çocuğa yaşına ve yeteneklerine uygun olmayan hedefler verip bunları başarmasını beklemenin de yapılan bir başka hata olduğunu vurgulayan Arslan, “Çocuğa yapabileceğinden zor görevler verilirse çocuk gereksiz yere başarısızlık duygusunu tadar. Aynı şekilde becerileri ve ilgi alanına uygun olmayan görevlerde çocuğa kendini yetersiz hissettirir. Örneğin 2 yaşındaki çocuğa boyama kitabı alır ve dışarı taşırmadan boyamasını beklersek bunu başaramayan çocuk yeteneklerine güvenemez. Hâlbuki 2 yaş bu beceriyi beklemek için çok erken bir yaştır. Ya da futbol oynamaya kabiliyeti olan bir çocuğu ısrarla keman kursuna gönderip yapamadığında daha çok çalışmasını söyleyerek ona kendini yetersiz hissettirmek yanlış bir değerlendirmedir. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi iyi tanınmalı, o yaş grubundaki çocukların neler yapabildiği hakkında fikir sahibi olunmalı, çocuğun bireysel özellikleri, kabiliyeti ve yönelimi iyi tespit edilmelidir’’ önerisinde bulunuyor.

Alıntı:
www.zaman.com.tr/aile-saglik_sorumluluk-verilmeden-yetisen-cocuk-problemlerle-bas-edemiyor_2239302.html


8 Mayıs 2014 Perşembe

Günde en az 30 dakika yürüyüş yapılmalı

Uzmanlar sağlıklı kalmak için hareket edilmesini, günde 30-40 dakika arasında yürüyüş yapılmasını öneriyor.

FİZİKSEL AKTİVİTENİN ÖNEMİ

Nevşehir Halk Sağlığı Müdürlüğü, “10 Mayıs Dünya Sağlık İçin Hareket Et Günü“ dolayısıyla açıklama yaptı.

Yürümenin önemine dikkat çekilen açıklamada, fiziksel aktivitenin, kas ve eklemleri kullanarak enerji tüketimi ile gerçekleşen herhangi bir bedensel hareket olarak tanımlandığı ve bunun bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığının geliştirilmesinde temel araçlardan birisi olduğu vurgulandı.

EN ÇOK ÖLDÜREN DÖRDÜNCÜ NEDEN

Fiziksel aktivitenin bir halk sağlığı sorunu olmanın yanında, aynı zamanda toplum refahının, çevrenin korunmasını teşvik ederek gelecek nesillere bir yatırım oluşturduğunun belirtildiği açıklamada, “Kronik hastalıkların ortak risk faktörlerinden birisi olan fiziksel inaktivite (Fiziksel hareketsizlik), dünya genelinde ölüme neden olan risk faktörleri sıralamasında dördüncü sırada yer aldığı belirtildi.

Yapılan açıklamada, yetişkinler için haftanın 5 günü en az 30 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapılması öneriliyor. Çocuk ve gençler için ise, bu süre iki katına çıkıyor.

Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/gunde-en-az-30-dakika-yuruyus-yapilmali-haberi/63146

29 Ocak 2014 Çarşamba

Gribe karşı metabolizmayı güçlendirmek

H3N2 virüs salgınının baş gösterdiği son günlerde dikkat edeceğimiz bazı noktalar bu virüsten korunmamızı sağlıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Akgül’e göre ise, dengeli ve bilinçli beslenmek virüslere karşı korunmak için en önemli kalkan.

Akgül, son günlerde H3N2'nin genç-yaşlı ayırmadan herkesi etkisi altına alan ve yüksek ateş, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ve halsizlik belirtileri ile kendisini gösteren son günlerin en yaygın hastalığı olduğunu söyledi.

Kış aylarının başlamasıyla ortaya çıkan bu virüsten korunmanın en etkili yollarından birinin ise sağlıklı beslenme olduğunu ifade eden Akgül, "H3N2'den korunabilmek için gerekli olan tek şey bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bir günde ortalama 5 porsiyon meyve ve sebze tüketmek bağışıklık sistemini güçlendirmede çok etkili. Özellikle A, C ve E grubu vitaminler açısından zengin besinlerin tüketimi kış aylarında çok önemli. C vitamini yönünden zengin olan kivi, portakal, mandalina, greyfurt ve yeşil yapraklı sebzelerin tercih edilmesi, bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin yanında grip salgınına yakalanma riskini de azaltıyor" diye konuştu.

Metabolizmanın en iyi dostunun su olduğuna dikkat çeken Akgül şunları kaydetti: Gribe karşı metabolizmayı güçlendirmek önemli. Bu noktada metabolizmanın en iyi dostlarından biri olan suyu hayatımızın önemli bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Klasik ama etkili bir öneri; günde 8-10 bardak su için. Suyun yanında ıhlamur, adaçayı, zencefil çayları ve yeşil çay gibi bağışıklık sistemini destekleyen çaylar da tercih edilebilir. Çaya eklenen 1 dilim limon H3N2 virüsünden korunmak için oldukça faydalı.

Meyve suyu yerine meyveleri kabuklarıyla tüketmenin daha sağlıklı olduğunu da belirten Akgül, taze hazırlanmış meyve suyunun tercih edilmesi durumunda sıkıldıktan sonra en fazla yarım saat içinde tüketilmesi gerektiğini, daha uzun süre bekletilince vitamin kayıplarının yaşandığını kaydetti.

ÇİNKO, VİRÜSLERİN ÇOĞALMASINI ÖNLÜYOR

Haftada 2-3 kere tüketilen balığın, içerdiği Omega 3 sayesinde bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine işaret eden Akgül, "Ceviz, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler de Omega 3 yönünden zengin diğer kaynaklardır. Vücuttaki virüslerin çoğalmasını önlemek için çinko alımı son derece önemli. Çinko yönünden zengin diğer besinleri ise yumurta, et, süt ve fındık olarak sayabiliriz" dedi.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirirken probiyotiklere yer açılması gerektiğinin altını çizen Akgül şöyle devam etti: Yoğurt, ayran, kefir gibi probiyotik içeriği yüksek besinler, bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanında antibiyotiklerin yan etkilerini de önlemeye yardımcı oluyorlar. Probiyotik ürünler virüslere karşı mücadelede çok etkili. Bu anlamda gün içinde bu ürünlerin en az 2 öğün tüketilmesi gerekiyor.

Virüse karşı korunmak için hijyene de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Akgül, "Gün içerisinde açık havada yapılacak 30-40 dakikalık hafif tempolu bir yürüyüş, hem bağışıklık sistemini güçlendiriyor hem de kişinin kendini daha zinde hissetmesini sağlıyor. Bunların yanında hijyen konusunda da dikkati elden bırakmamak gerekiyor. Sebze ve meyveleri iyice yıkamak, elleri temiz tutmak, hasta kişilerden uzak durmak, kalabalık ortamlara mümkün olduğunca girmemek gibi önlemler, sağlıklı beslenmek ile birleştiğinde H3N2'den korunmak mümkün oluyor" şeklinde konuştu.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_h3n2-virusunden-korunmanin-altin-kurallari_2196187.html

27 Ocak 2014 Pazartesi

‘Temizleneyim’ derken cilt kanseri olmayın!

Ev temizliğinde türlü deterjanlarla hemhal olan kadınlar, bu kimyasal ürünlerle cilt kanserine davetiye çıkarıyor. Cilt kanserinde renk ve şekli değişen benlere dikkat edilmesini öneren uzmanlar, kişinin vücudunu iyi gözlemlemesini öneriyor.

Titiz ev hanımlarının kullandığı çeşitli deterjanlar, oda kokuları ve deodorantlar, başta cilt kanseri olmak üzere birçok hastalığa yol açıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Elif Ebru Güner, beslenme yanlışlarından hareketsizliğe, stresten sigara tiryakiliğine pek çok sebebin kanseri tetiklediğini söylüyor. Güner, “Hayatımıza yeni giren pek çok kimyasal ürün, deodorantlar, oda kokuları, cep telefonları, kablosuz internet bağlantıları, gıdalarımıza karışan tarım ilaçları, hormonlar ve antibiyotikler, kansere davetiye çıkarıyor. Ayrıca evlerimizde kullandığımız böcek öldürücüler ve deterjanlar da kansere yakalanma olasılığımızı artırıyor.” diyor.

    Cilt kanserinin en önemli nedeninin aşırı güneşe maruz kalma olduğunu vurgulayan uzman, “Özellikle kadınların esmerleşmek için sıkça solaryuma girmesi ya da plajlarda güneşlenmesi cildin daha çabuk yaşlanmasına ve zaman içerisinde cilt kanserine neden oluyor.” diye konuşuyor. Vücutta asimetrik yapılı, çok renkli, 6 mm’den büyük ve çok sayıda benin oluşmasının cilt kanseri belirtileri olduğunu söyleyen Elif Ebru Güner, açık tenli, açık renk gözlü, kızıl sarı saçlı veya kolaylıkla güneş yanığı gelişebilen cilt tiplerinde riskin yüksek olduğunu kaydediyor.

SIK GÖRÜLEN ET BENLER, HORMON BOZUKLUĞU BELİRTİSİ

Cilt ile aynı renkte oluşan et benlerin ise daha çok 30-40 yaşından sonra görüldüğünü aktaran Elif Ebru Güner, “Şişmanlık, hamilelik, menopoz ve hormon hastalıkları et benlerinin çoğalmasına sebep olabilir. Et benler hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkün. En çok boyun, koltuk altı, üst gövde ve göz çevresinde ortaya çıkar. Radyofrekans, kriyoterapi ve cerrahi olarak kolayca tedavi edilebilirler.” diyor. Et benleri çok fazla sayıda ve yaygınsa, hastada bağırsak polipleri ve hormon bozukluğunun mutlaka araştırılmasını öneren uzman dermatolog, şunlara dikkat çekiyor: “Diyabetli kişilerin boyun kenarında, kasıklarında ve koltuk altlarında gördüğümüz et benleri sürtünme ve kaşıma nedeniyle kanama, kopma yapacak olursa risk yaratır. Bunlar çok büyümeden dermatoloji hekimi tarafından alınmalı. Bu et benleri ip bağlayarak düşürmeye çalışmak, asitli ilaç sürmek doğru olmayan yaklaşımlardır.”

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_temizleneyim-derken-cilt-kanseri-olmayin_2195832.html

Gripseniz bol bol kelle paça, işkembe, tarhana çorbası için

Bafra İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın, grip için çorbalı tedavi önerdi. Dr. Akın, "Geçen yıl Türkiye'de, eylül ve mayıs ayları arasında 6.7 milyon vatandaş gribe yakalanmıştır. Bu sene 25 Ocak 2014 tarihine kadar 1 milyon kişi grip olarak sağlık kuruluşlarına başvurdu." dedi.

İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın, yaptığı açıklamada, H3N2 virüsünün korkulacak bir virüs olmadığını ifade etti. Fakat bilinen gripten daha uzun sürdüğüne işaret eden Akın, normalde günlük ilaç kullanımı 7 gün sürerken, bu yıl ortalama 10 güne uzadığını söyledi. Dr. Akın, şöyle dedi:

"Gripten korunmak için beslenmeye dikkat edilmeli, C vitamini içeren meyve ve meyve suyu tüketilmeli, sabah kahvaltıya özen gösterilmeli, el temizliğine önem verilmeli, günde en az beş defa eller sabunla yıkanmalıdır. Günde 2-3 defa yarım bardak suya yarım limon sıkıp içilmeli. En önemlisi de istirahat etmeye özen göstermeliler. Bol miktarda sıvı tüketin, bulunduğunuz mekânı sık sık havalandırın, içeceğiniz çorbalar iyileşmenizde son derece etkili olacaktır, bol bol kelle paça, işkembe ve tarhana çorbası için. Bunlar, bağışıklığınızı destekleyen fermente gıda içeren çorbalardır. Kapari turşusunu bolca tüketin. Kapari antiviraldir, virüsleri öldürür."

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_gripseniz-bol-bol-kelle-paca-iskembe-tarhana-corbasi-icin_2195956.html

25 Ocak 2014 Cumartesi

Süt, kanser riskini azaltıyor

Araştırmalar, sütün İçerdiği mineraller dolayısıyla kanser oluşumu riskinin azalmasına yardımcı olduğunu gösteriyor.

SÜT TÜKETİMİ SAĞLIĞIN KORUNMASINDA YARDIMCI
Kanserin önlenmesinde doğru beslenme önemli bir rol oynuyor. Yapılan araştırmalara göre, kanser riskine karşı dengeli beslenmede sütün çok önemli bir yeri var ve günde iki bardak süt tüketimi, özellikle bağırsak kanseri riskinin azalmasına yardımcı oluyor.
KANSER OLUŞUMUNU ENGELLİYOR
Bilimsel araştırmalar ile düzenli süt tüketiminin, toplumda sık karşılaşılan bağırsak, prostat, rahim, mesane kanseri gibi hastalıkların karşılaşılma sıklığı ile bağlantılı olduğu ortaya koyuldu. Araştırmacılar, sütün, içeriğinde bulunan başta kalsiyum olmak üzere, protein, fosfor, B grubu vitaminleri, sfingolipitler ve diğer bileşikleri sayesinde kanser oluşumunun engellenmesine yardımcı olduğunu belirtti.

DÜZENLİ SÜT TÜKETİMİ BAĞIRSAK KANSERİNDEN KORUYOR

Sütün bileşiminin yüzde 87,5’i su, yüzde 3,5’i ise mineraldir. Sütün İçerdiği mineraller dolayısıyla kanser oluşumu riskinin azalmasına yardımcı olduğuna dair önemli çalışmalar bulunduğu ayrıca düzenli tüketildiğinde, özellikle bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olduğu ifade ediliyor.

LİFSİZ, POSASIZ GIDA TÜKETİLMELİ
Kolon kanserinin oluşumunda, diyetin de çok büyük etkisi olmakta ve bu kanserin oluşmasının önemli nedenleri arasında Lifsiz, posa bırakmayan gıdalardan, özellikle fast food türü gıdalarla beslenme, kalsiyumdan fakir gıdalarla beslenme ve hayvansal proteinlerden özellikle kırmızı etle beslenme yer almaktadır.

Kolonda safra asitlerinin miktarındaki artış olması da kolon kanserinin oluşumu için risk meydana getirmektedir. Bunun nötralize edilmesine yardımcı olan gıdalar arasında ise kalsiyum ihtiva eden sütlü besinler yer almaktadır. A, C, D ve E vitaminleri gibi bazı vitaminler de kolon kanserinden korunmada yardımcı olmaktadır.
KALSİYUM ŞART

Kolon kanserinden korunmak için veya hastalığın vücuda vereceği zararı minimum düzeye indirmek için ilk olarak yapılması gerekenler arasında; bol posalı, kalsiyumlu gıdalarla sağlıklı beslenmeye özen göstermek, düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek, bağırsak hareketlerini yürüyüş gibi egzersizler yaparak artırmak yer almaktadır .

Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/haberler/saglik-haberleri/sut-kanser-riskini-azaltiyor/44942

12 Ocak 2014 Pazar

Yumurta hayat kurtarır

Tıp profesörleri arasında kolesterol tartışması sanal ortamda da olsa hız kaybetmeden devam ediyor. Filler tepişirken ne yazık ki vatandaşın payına kafa karışıklığı düşüyor. Yumurta, kırmızı et, tereyağı gibi temel gıdalar da bu olumsuz rüzgârdan nasibini alıyor. “Kolesterolüm yükselmesin diye yumurta yemiyorum.” diyenlerdenseniz fikrinizi değiştirmenizi tavsiye ederiz. Çünkü yumurta bir insan için ‘olmazsa olmaz’ sınıfında değerlendirilebilecek özel besinler arasında. Söylemesi bizden, son kararı siz vereceksiniz…
 Ortalama 50-60 gramlık ‘doğal’ bir yumurta sarısında, 900 mg Omega-3 var. Bu, kandaki kolesterolü düşürmekle görevlidir. Ayrıca içindeki lesitin de kan kolesterolünü ayarlar.

 İnsan proteinine en yakın yumurta proteinidir.

 Yumurtadaki lesitin vücudumuzdaki önemli yapıtaşlarından biridir. Sağlıklı bir cilt, tırnak ve saçlar içinse çok gereklidir.

 Yumurtanın temel aminoasitlerinden olan ‘kolin’ ise karaciğer yağlanmasını önler, sinir iletilerini kolaylaştırır. Sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasını sağlar.

 Tam bir yumurtada birçok doğal vitamin ve mineral de bulunur. Bunların vücuda girebilmesi için yumurtanın az pişmiş şekilde (trans yağlar oluşturmadan) tüketilmesi gerekir. Tavada yapılacağı zaman düşük ateşte (kısa süre) saf tereyağı ile hafif karıştırıp kendi ısısında yoğunlaşmasını bekleyin.

 Yumurtanın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği de ispatlanmış durumda. Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nde hazırlanan yeni beslenme önerilerinde de günde 2 yumurta tüketmenin sağlıklı olduğu belirtiliyor.

(Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Aydın)
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-32244-yumurta-hayat-kurtarir.html