29 Ocak 2014 Çarşamba

Gribe karşı metabolizmayı güçlendirmek

H3N2 virüs salgınının baş gösterdiği son günlerde dikkat edeceğimiz bazı noktalar bu virüsten korunmamızı sağlıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Akgül’e göre ise, dengeli ve bilinçli beslenmek virüslere karşı korunmak için en önemli kalkan.

Akgül, son günlerde H3N2'nin genç-yaşlı ayırmadan herkesi etkisi altına alan ve yüksek ateş, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ve halsizlik belirtileri ile kendisini gösteren son günlerin en yaygın hastalığı olduğunu söyledi.

Kış aylarının başlamasıyla ortaya çıkan bu virüsten korunmanın en etkili yollarından birinin ise sağlıklı beslenme olduğunu ifade eden Akgül, "H3N2'den korunabilmek için gerekli olan tek şey bağışıklık sistemini güçlendirmek. Bir günde ortalama 5 porsiyon meyve ve sebze tüketmek bağışıklık sistemini güçlendirmede çok etkili. Özellikle A, C ve E grubu vitaminler açısından zengin besinlerin tüketimi kış aylarında çok önemli. C vitamini yönünden zengin olan kivi, portakal, mandalina, greyfurt ve yeşil yapraklı sebzelerin tercih edilmesi, bağışıklık sistemimizi güçlendirmenin yanında grip salgınına yakalanma riskini de azaltıyor" diye konuştu.

Metabolizmanın en iyi dostunun su olduğuna dikkat çeken Akgül şunları kaydetti: Gribe karşı metabolizmayı güçlendirmek önemli. Bu noktada metabolizmanın en iyi dostlarından biri olan suyu hayatımızın önemli bir parçası haline getirmemiz gerekiyor. Klasik ama etkili bir öneri; günde 8-10 bardak su için. Suyun yanında ıhlamur, adaçayı, zencefil çayları ve yeşil çay gibi bağışıklık sistemini destekleyen çaylar da tercih edilebilir. Çaya eklenen 1 dilim limon H3N2 virüsünden korunmak için oldukça faydalı.

Meyve suyu yerine meyveleri kabuklarıyla tüketmenin daha sağlıklı olduğunu da belirten Akgül, taze hazırlanmış meyve suyunun tercih edilmesi durumunda sıkıldıktan sonra en fazla yarım saat içinde tüketilmesi gerektiğini, daha uzun süre bekletilince vitamin kayıplarının yaşandığını kaydetti.

ÇİNKO, VİRÜSLERİN ÇOĞALMASINI ÖNLÜYOR

Haftada 2-3 kere tüketilen balığın, içerdiği Omega 3 sayesinde bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine işaret eden Akgül, "Ceviz, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler de Omega 3 yönünden zengin diğer kaynaklardır. Vücuttaki virüslerin çoğalmasını önlemek için çinko alımı son derece önemli. Çinko yönünden zengin diğer besinleri ise yumurta, et, süt ve fındık olarak sayabiliriz" dedi.

Bağışıklık sisteminizi güçlendirirken probiyotiklere yer açılması gerektiğinin altını çizen Akgül şöyle devam etti: Yoğurt, ayran, kefir gibi probiyotik içeriği yüksek besinler, bağışıklık sistemini güçlendirmenin yanında antibiyotiklerin yan etkilerini de önlemeye yardımcı oluyorlar. Probiyotik ürünler virüslere karşı mücadelede çok etkili. Bu anlamda gün içinde bu ürünlerin en az 2 öğün tüketilmesi gerekiyor.

Virüse karşı korunmak için hijyene de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Akgül, "Gün içerisinde açık havada yapılacak 30-40 dakikalık hafif tempolu bir yürüyüş, hem bağışıklık sistemini güçlendiriyor hem de kişinin kendini daha zinde hissetmesini sağlıyor. Bunların yanında hijyen konusunda da dikkati elden bırakmamak gerekiyor. Sebze ve meyveleri iyice yıkamak, elleri temiz tutmak, hasta kişilerden uzak durmak, kalabalık ortamlara mümkün olduğunca girmemek gibi önlemler, sağlıklı beslenmek ile birleştiğinde H3N2'den korunmak mümkün oluyor" şeklinde konuştu.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_h3n2-virusunden-korunmanin-altin-kurallari_2196187.html

27 Ocak 2014 Pazartesi

‘Temizleneyim’ derken cilt kanseri olmayın!

Ev temizliğinde türlü deterjanlarla hemhal olan kadınlar, bu kimyasal ürünlerle cilt kanserine davetiye çıkarıyor. Cilt kanserinde renk ve şekli değişen benlere dikkat edilmesini öneren uzmanlar, kişinin vücudunu iyi gözlemlemesini öneriyor.

Titiz ev hanımlarının kullandığı çeşitli deterjanlar, oda kokuları ve deodorantlar, başta cilt kanseri olmak üzere birçok hastalığa yol açıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Elif Ebru Güner, beslenme yanlışlarından hareketsizliğe, stresten sigara tiryakiliğine pek çok sebebin kanseri tetiklediğini söylüyor. Güner, “Hayatımıza yeni giren pek çok kimyasal ürün, deodorantlar, oda kokuları, cep telefonları, kablosuz internet bağlantıları, gıdalarımıza karışan tarım ilaçları, hormonlar ve antibiyotikler, kansere davetiye çıkarıyor. Ayrıca evlerimizde kullandığımız böcek öldürücüler ve deterjanlar da kansere yakalanma olasılığımızı artırıyor.” diyor.

    Cilt kanserinin en önemli nedeninin aşırı güneşe maruz kalma olduğunu vurgulayan uzman, “Özellikle kadınların esmerleşmek için sıkça solaryuma girmesi ya da plajlarda güneşlenmesi cildin daha çabuk yaşlanmasına ve zaman içerisinde cilt kanserine neden oluyor.” diye konuşuyor. Vücutta asimetrik yapılı, çok renkli, 6 mm’den büyük ve çok sayıda benin oluşmasının cilt kanseri belirtileri olduğunu söyleyen Elif Ebru Güner, açık tenli, açık renk gözlü, kızıl sarı saçlı veya kolaylıkla güneş yanığı gelişebilen cilt tiplerinde riskin yüksek olduğunu kaydediyor.

SIK GÖRÜLEN ET BENLER, HORMON BOZUKLUĞU BELİRTİSİ

Cilt ile aynı renkte oluşan et benlerin ise daha çok 30-40 yaşından sonra görüldüğünü aktaran Elif Ebru Güner, “Şişmanlık, hamilelik, menopoz ve hormon hastalıkları et benlerinin çoğalmasına sebep olabilir. Et benler hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkün. En çok boyun, koltuk altı, üst gövde ve göz çevresinde ortaya çıkar. Radyofrekans, kriyoterapi ve cerrahi olarak kolayca tedavi edilebilirler.” diyor. Et benleri çok fazla sayıda ve yaygınsa, hastada bağırsak polipleri ve hormon bozukluğunun mutlaka araştırılmasını öneren uzman dermatolog, şunlara dikkat çekiyor: “Diyabetli kişilerin boyun kenarında, kasıklarında ve koltuk altlarında gördüğümüz et benleri sürtünme ve kaşıma nedeniyle kanama, kopma yapacak olursa risk yaratır. Bunlar çok büyümeden dermatoloji hekimi tarafından alınmalı. Bu et benleri ip bağlayarak düşürmeye çalışmak, asitli ilaç sürmek doğru olmayan yaklaşımlardır.”

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_temizleneyim-derken-cilt-kanseri-olmayin_2195832.html

Gripseniz bol bol kelle paça, işkembe, tarhana çorbası için

Bafra İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın, grip için çorbalı tedavi önerdi. Dr. Akın, "Geçen yıl Türkiye'de, eylül ve mayıs ayları arasında 6.7 milyon vatandaş gribe yakalanmıştır. Bu sene 25 Ocak 2014 tarihine kadar 1 milyon kişi grip olarak sağlık kuruluşlarına başvurdu." dedi.

İlçe Sağlık Müdürü Dr. Aytaç Akın, yaptığı açıklamada, H3N2 virüsünün korkulacak bir virüs olmadığını ifade etti. Fakat bilinen gripten daha uzun sürdüğüne işaret eden Akın, normalde günlük ilaç kullanımı 7 gün sürerken, bu yıl ortalama 10 güne uzadığını söyledi. Dr. Akın, şöyle dedi:

"Gripten korunmak için beslenmeye dikkat edilmeli, C vitamini içeren meyve ve meyve suyu tüketilmeli, sabah kahvaltıya özen gösterilmeli, el temizliğine önem verilmeli, günde en az beş defa eller sabunla yıkanmalıdır. Günde 2-3 defa yarım bardak suya yarım limon sıkıp içilmeli. En önemlisi de istirahat etmeye özen göstermeliler. Bol miktarda sıvı tüketin, bulunduğunuz mekânı sık sık havalandırın, içeceğiniz çorbalar iyileşmenizde son derece etkili olacaktır, bol bol kelle paça, işkembe ve tarhana çorbası için. Bunlar, bağışıklığınızı destekleyen fermente gıda içeren çorbalardır. Kapari turşusunu bolca tüketin. Kapari antiviraldir, virüsleri öldürür."

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_gripseniz-bol-bol-kelle-paca-iskembe-tarhana-corbasi-icin_2195956.html

25 Ocak 2014 Cumartesi

Süt, kanser riskini azaltıyor

Araştırmalar, sütün İçerdiği mineraller dolayısıyla kanser oluşumu riskinin azalmasına yardımcı olduğunu gösteriyor.

SÜT TÜKETİMİ SAĞLIĞIN KORUNMASINDA YARDIMCI
Kanserin önlenmesinde doğru beslenme önemli bir rol oynuyor. Yapılan araştırmalara göre, kanser riskine karşı dengeli beslenmede sütün çok önemli bir yeri var ve günde iki bardak süt tüketimi, özellikle bağırsak kanseri riskinin azalmasına yardımcı oluyor.
KANSER OLUŞUMUNU ENGELLİYOR
Bilimsel araştırmalar ile düzenli süt tüketiminin, toplumda sık karşılaşılan bağırsak, prostat, rahim, mesane kanseri gibi hastalıkların karşılaşılma sıklığı ile bağlantılı olduğu ortaya koyuldu. Araştırmacılar, sütün, içeriğinde bulunan başta kalsiyum olmak üzere, protein, fosfor, B grubu vitaminleri, sfingolipitler ve diğer bileşikleri sayesinde kanser oluşumunun engellenmesine yardımcı olduğunu belirtti.

DÜZENLİ SÜT TÜKETİMİ BAĞIRSAK KANSERİNDEN KORUYOR

Sütün bileşiminin yüzde 87,5’i su, yüzde 3,5’i ise mineraldir. Sütün İçerdiği mineraller dolayısıyla kanser oluşumu riskinin azalmasına yardımcı olduğuna dair önemli çalışmalar bulunduğu ayrıca düzenli tüketildiğinde, özellikle bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olduğu ifade ediliyor.

LİFSİZ, POSASIZ GIDA TÜKETİLMELİ
Kolon kanserinin oluşumunda, diyetin de çok büyük etkisi olmakta ve bu kanserin oluşmasının önemli nedenleri arasında Lifsiz, posa bırakmayan gıdalardan, özellikle fast food türü gıdalarla beslenme, kalsiyumdan fakir gıdalarla beslenme ve hayvansal proteinlerden özellikle kırmızı etle beslenme yer almaktadır.

Kolonda safra asitlerinin miktarındaki artış olması da kolon kanserinin oluşumu için risk meydana getirmektedir. Bunun nötralize edilmesine yardımcı olan gıdalar arasında ise kalsiyum ihtiva eden sütlü besinler yer almaktadır. A, C, D ve E vitaminleri gibi bazı vitaminler de kolon kanserinden korunmada yardımcı olmaktadır.
KALSİYUM ŞART

Kolon kanserinden korunmak için veya hastalığın vücuda vereceği zararı minimum düzeye indirmek için ilk olarak yapılması gerekenler arasında; bol posalı, kalsiyumlu gıdalarla sağlıklı beslenmeye özen göstermek, düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek, bağırsak hareketlerini yürüyüş gibi egzersizler yaparak artırmak yer almaktadır .

Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/haberler/saglik-haberleri/sut-kanser-riskini-azaltiyor/44942

12 Ocak 2014 Pazar

Yumurta hayat kurtarır

Tıp profesörleri arasında kolesterol tartışması sanal ortamda da olsa hız kaybetmeden devam ediyor. Filler tepişirken ne yazık ki vatandaşın payına kafa karışıklığı düşüyor. Yumurta, kırmızı et, tereyağı gibi temel gıdalar da bu olumsuz rüzgârdan nasibini alıyor. “Kolesterolüm yükselmesin diye yumurta yemiyorum.” diyenlerdenseniz fikrinizi değiştirmenizi tavsiye ederiz. Çünkü yumurta bir insan için ‘olmazsa olmaz’ sınıfında değerlendirilebilecek özel besinler arasında. Söylemesi bizden, son kararı siz vereceksiniz…
 Ortalama 50-60 gramlık ‘doğal’ bir yumurta sarısında, 900 mg Omega-3 var. Bu, kandaki kolesterolü düşürmekle görevlidir. Ayrıca içindeki lesitin de kan kolesterolünü ayarlar.

 İnsan proteinine en yakın yumurta proteinidir.

 Yumurtadaki lesitin vücudumuzdaki önemli yapıtaşlarından biridir. Sağlıklı bir cilt, tırnak ve saçlar içinse çok gereklidir.

 Yumurtanın temel aminoasitlerinden olan ‘kolin’ ise karaciğer yağlanmasını önler, sinir iletilerini kolaylaştırır. Sinir sisteminin sağlıklı şekilde çalışmasını sağlar.

 Tam bir yumurtada birçok doğal vitamin ve mineral de bulunur. Bunların vücuda girebilmesi için yumurtanın az pişmiş şekilde (trans yağlar oluşturmadan) tüketilmesi gerekir. Tavada yapılacağı zaman düşük ateşte (kısa süre) saf tereyağı ile hafif karıştırıp kendi ısısında yoğunlaşmasını bekleyin.

 Yumurtanın bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği de ispatlanmış durumda. Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü’nde hazırlanan yeni beslenme önerilerinde de günde 2 yumurta tüketmenin sağlıklı olduğu belirtiliyor.

(Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Aydın)
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-32244-yumurta-hayat-kurtarir.html