30 Kasım 2019 Cumartesi

Dijital nesnelerle uzun süre geçiren çocuklarda obezite tehlikesi

Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Dilci, dijital nesnelerle uzun süre vakit geçiren çocuklarda obeziteye rastladıklarını söyledi.


Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Genel Başkanı ve Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Dilci, gazetecilere yaptığı açıklamada, dijital yaşam kültürünün günlük hayatta önemli sonuçlar ortaya çıkardığını belirtti.

Kullanım süresi arttıkça kiloluluk oranında da artma olduğunu gözlemlediklerini anlatan Dilci, "Dijitalaniz tekniği yöntemiyle elde ettiğimiz verilere göre, 1800 aile içerisinden random yöntemiyle 67 aileyi inceleme altına aldık. 67 aileden 30 çocukta kiloluluk oranına rastlandığını gördük." dedi.

Hareketsiz yaşam vücutta biriken enerji akışını bozuyor
Dijital nesnelerle 4 saat ve üzeri zaman geçiren çocuklarda kiloluk oranının arttığını gözlemlediklerini vurgulayan Dilci, şunları kaydetti:

"Çocuklarımız dijital nesneler karşısında algısal hafızayı doğru ve sağlıklı kullanamıyor. Her şeyden evvel fiziksel zaman akışıyla ilgili bir farkındalığın eksik olması, ne kadar zaman o işlemin içinde kaldıkları konusunda bir algısal sorun yaşadıkları için kan akışında ve beyne giden oksijen miktarında yavaşlama olmaktadır. Bu çocuklarımızda bilinç bulanıklığına bağlı olarak zaman geçirme konusunda dopaminin de etkisiyle fiziksel ihtiyaçlarını, gereksinimlerini erteleme yoluna gittiklerini, hareket etmeden kaldıkları için birtakım kan basıncına bağlı hastalıklara davetiye çıkartmaktadır. Hareketsiz yaşam vücutta biriken enerji akışını da bozduğu için bu, dengesizlik beslenme alışkanlığına bağlı olarak ve fiziksel genetik bir yatkınlıkla da birleştiği an ciddi anlamda kiloluluk ve artan seviyede obezite şeklinde kendini gösterebilmektedir."

Çocuklarda zaman algısının kaybolmasıyla birlikte akademik başarıda ve sosyal ilişkilerde düşüş yaşandığını, dijital bağımlılık noktasında üst seviyeye çıkıldığını vurgulayan Dilci, okullarda yaptıkları araştırmalarda yüzde 13,5 ile yüzde 25 arasında değişen bir bağımlılığa rastladıklarını söyledi.

Dilci, Ankara, Kayseri, Sivas ve Nevşehir'de yaptıkları araştırma sonuçlarının bunları doğruladığını ifade etti.

Çocukların, dijital ortamlarda uzun süre bırakılmamasını öneren Dilci, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Daha önceki yapılan araştırmalarda toplumun beslenme alışkanlıkları ve yaşam biçimine bağlı olarak obezite ve kiloluluk oranında bir artış var. Bu konuda da Avrupa'da birinci, dünyada üçüncü sıradayız ama bu oran ilerleyen zaman içerisinde giderek artacak. Yeni nesil çocuklarda yüzde 30'lara doğru varan kiloluluk ve obezite oranı ilerleyen zamanlarda daha da artış gösterebilecektir. Bu nedenle ailelerimiz çocuklarımızın dijital nesneler karşısında uzun süre kalmalarına müsaade etmemelidirler. Uzun süre uğraşı olduğu zaman bazı metabolik sorunlara bağlı olarak hem dışkı gecikmesi ve beraberinde düşünsel bozuklukla zaman algısına ilişkin yanlış ve eksik yönelimden dolayı ciddi kilo artışlarına sebebiyet verecektir."

22 Kasım 2019 Cuma

Mobil uygulama 'Eczanem Nerede' hizmete girdi

Türk Eczacıları Birliğinin mobil uygulaması "Eczanem Nerede" vatandaşların hizmetine sunuldu.
Türk Eczacıları Birliğinin (TEB) mobil uygulaması "Eczanem Nerede" vatandaşların hizmetine sunuldu.

Türk Eczacıları Birliği Başkanı Erdoğan Çolak, TEB Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında uygulama hakkında bilgi verdi.

Türkiye’nin her yerinde kesintisiz sağlık ve ilaç hizmeti veren bir mesleğin mensupları olduklarını ifade eden Çolak, "Halka en yakın sağlık danışmanıyız. Türk Eczacıları Birliği olarak halk sağlığını her şeyin üzerinde tutuyoruz. Yanlış bilgiyle, yanlış yönlendirmelerle her daim mücadele ediyoruz. 'Eczanem Nerede' uygulaması işte bu anlayışın bir çıktısıdır." diye konuştu.

Çolak, ülke genelinde 26 bin 416 eczaneden nöbet ve adres bilgisi alan uygulamanın güvenilir ve doğru kaynak mantığıyla çalıştığını, veriler anlık güncellendiği için vatandaşların yanlış adreslerde vakit kaybetmeyeceklerini anlattı.

Kişinin bulunduğu konuma en yakın eczaneleri, nöbetçi eczaneleri, iletişim numaralarını ve yol tarifi bilgisini veren mobil uygulama, internetten ücretsiz indirilebiliyor.

17 Kasım 2019 Pazar

Karatay'dan gündem yaratacak 'zeytin' açıklaması

İç hastalıkları ve kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, "Zeytin altındır, zeytinyağı da altının suyudur. Hatta zeytin altından daha kıymetlidir" dedi.
Prof. Dr. Karatay, "Kilis Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Günü" etkinlikleri kapsamında Kilis 7 Aralık Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Konferans Salonu'nda sunum yaptı.

Kent protokolü ve zeytin üreticilerinin katıldığı panelde, Karatay zeytinin önemli bir besin kaynağı olduğunu belirtti.

Zeytinyağı tüketilmesi tavsiyesinde bulunan Karatay, "Zeytin altındır, zeytinyağı da altının suyudur. Hatta zeytin altından daha kıymetlidir. Şunu bilin ki altın için insanlar birbirlerini öldürdüler. Hala ölüyor ama zeytin, ömür bahşediyor. Uzun ömür veriyor, sağlık veriyor" dedi.

İnsan vücudu da bir makinedir

Karatay, yıllarca az yağlı yenmesi tavsiyesinde bulunulduğunu anlatarak, "Ama az yağla yaşamak mümkün olmaz, aynı makinelerin çalışmaması gibi. Makineleri de iyi yağla yağlamamış olursak, makineler de durur. İnsan vücudu da bir makinedir. Zeytinyağı anne sütü ile aynıdır. Tek fark vardır. Anne sütünde, hayvansal kolesterol vardır, zeytinyağında bitkisel kolesterol vardır." değerlendirmesinde bulundu.

4 Kasım 2019 Pazartesi

Yüzümüze gözümüze hileli ürün bulaştı

Hile kozmetiğe de sıçradı. Son kullanma tarihine 1-2 hafta kalan ürünler kasa arkasında ‘Dev kampanya’ diye satılırken, tarihi geçenler ise internet ve pazarda dolaşıyor. Uzmanlar, bunun ağır hastalıklara yol açtığını söylüyor
Gıda ve ilaç takviyelerinde yapılan hileler ve sahtecilik, kozmetik sektörüne de sıçradı. Kozmetik mağazalarının "Büyük indirim", "Dev kampanya" başlıklarıyla duyurusunu yaptığı, kasa arkasında "50 TL ve üzeri alışverişlerde yüzde 50 indirimli" şeklinde sunduğu ürünlerin büyük bölümünün son kullanma tarihinin bitimine 1-2 hafta kala satıldığı ortaya çıktı. Kapağı açıldıktan sonra ortalama 6 aylık kullanım ömrü olan nemlendirici, şampuan, ruj, rimel, fondöten gibi kozmetik ürünlerini son kullanma tarihinin bitimine yakın alan tüketicinin tarihi geçmiş ürün kullanmaya başladığını belirten uzmanlar, bu durumun ciltte reaksiyonun yanı sıra sürekli kullanımda da ağır cilt hastalıklarına yol açabileceğini vurguluyor. Piyasada bu ürünlerin oranının yüzde 30'larda olduğunu belirten sektör temsilcileri, sık sık düzenlenen kampanyaların arkasında ise bu stokları eritme kaygısının yattığını belirtiyor.

BÜYÜK GELİR KALEMİ
Kasa arkası ürünlerin mağazaların çok büyük bir gelir kalemi haline geldiğini aktaran eski bir kozmetik mağazası çalışanı, "Bu ürünler hem mağaza hem de ürün sahibinin işbirliği ile kasa arkasında indirimli satılıyor. Ancak bunların birçoğunun ya tarihi geçmiş oluyor ya da son kullanma tarihine 1-2 gün kalmış oluyor. Mağaza son kullanma tarihine bir gün kala dahi bu ürünü satma hakkına sahip. Dolayısıyla yaptığı yasal. Ancak bir ürünün ortalama ömrünün 6 ay olduğunu varsaydığımızda tüketici aslında tarihi geçmiş bir ürünü kullanmaya başlıyor" aktarıyor.

AYRI BİR PAZAR OLUŞTU
Kozmetik ürünlerindeki bir diğer tehlike ise internet ve pazarda dolaşıyor. Tarihi geçmiş ürünlerin toplanıp imha edilmesi gerekirken bunun da bir pazarının oluştuğunu anlatan uzmanlar, "Tarihi geçmiş ürünleri toplayan firmalar var. Bunlar ürünlerin tarihini silip piyasaya veriyorlar. Daha sonra da bunu ya sosyal medya üzerinden ya da pazardan satışa sunuyorlar. Piyasada örneğin 100 TL olan bir güneş kremi internette 'büyük indirim' aldatmacasıyla 30-40 TL'den satılıyor. Aslında onun değeri 10 TL dahi değil çünkü içindeki etken madde özelliği yitirmiş" diyor.

CİLTTE TAHRİBATA YOL AÇIYOR
DERMATOLOJI uzmanı Doç. Dr. Gökhan Okan, "Son kullanma tarihi geçmiş kozmetik ürünler bakterilere karşı açık hale gelir. Bu da ciltte tahribata yol açar. Egzama, kaşıntı, kızarıklık gibi deride alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Enfeksiyona neden olabilir. Deri dış etkene karşı daha duyarlı hale gelir. Uzun süre kullanıldığında ise ağır dermatolojik vakalara yol açar" dedi. Uzman Göz Doktoru Murat Direl de, tarihi geçmiş rimel, likit, göz kalemi gibi ürünlerin gözde kızarma, kaşıntı, sulanma ve batma gibi şikâyetlere yol açabileceğini belirterek, "Önlem alınmazsa görme kaybına dahi neden olabilir " diye konuştu.

2 YIL KALAN ÜRÜN IHRAÇ EDILEMIYOR
İSTANBUL Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Murat Akyüz, ihraç edilen kozmetik ürünlerinin son kullanma tarihinin 2 yılın üstünde olması gerektiğini belirterek, "İhraç ürünlerinde gösterilen hassasiyet iç pazara gösterilmiyor. Yeterli denetim yok. Tarihi geçmiş binlerce ürün pazarlarda etiketi silinerek dolaşıyor. Herkes fiyat odaklı.Ucuz diye alıyor, sağlığını tehlikeye atıyor" dedi.

Betül Alakent / Sabah

Türk doktor Wİ-Fİ ile çalışan yapay kalp geliştirdi

Almanya’da yılın doktoru seçilen Dr. Dilek Gürsoy, yeni çalışmasının detaylarını ilk kez AKŞAM’la paylaştı: “Artık hastalar yanında çanta taşımayacak. Yeni cihaz Wi-Fi ile çalışacak.”

Almanya’nın en prestijli ödüllerinden biri olan Victress Ödülü’ne layık görülen ve yılın doktoru seçilen kalp cerrahı Dr. Dilek Gürsoy, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın davetlisi olarak İstanbul’da düzenlenen 6.Türk Tıp Dünyası Kurultayı’na katıldı. 1970’lerde yapılan ve bugün halen kullanılan yapay kalp cihazını ekibiyle birlikte geliştirmek için çalışan Gürsoy, projesinin detaylarını ilk kez AKŞAM’a anlattı.

KABLOSUZ VE ELEKTRİKLİ OLACAK

Hastaların yapay kalbe hava veren 7 kg ağırlığındaki cihazı çanta gibi taşımak zorunda kaldığını belirten ünlü cerrah, “Teknoloji bu kadar gelişmişken Wi-Fi ile çalışan kablosuz yapay kalp cihazı üzerinde çalışıyoruz. Bu cihazda insanlar dışarıda çanta gibi alet taşımak zorunda kalmayacak. Her şey insan vücuduna monte edilecek. Elektrikle çalışacağı için de halen kullanılan yapay kalp cihazlarındaki 70 desibellik gürültü olmayacak” dedi. Çalışmalara 2010’da başladıklarını belirten Dilek Gürsoy, hayvan ve kadavra denemeleri sayesinde önemli yollar kat ettiklerini söyledi.

KADINLARDA KRİZ BELİRTİSİ FARKLI

Dr. Dilek Gürsoy, toplumda kalp krizini hep erkeklerin geçirdiği yönünde yanlış bir kanı olduğunu söyledi. Kadınlardaki kriz belirtilerinde farklılıklar olduğunu belirten Gürsoy, “Hastalarımızın çoğu erkek. Çünkü kadınlarımız krizi anlamıyor. Anlaşıldığında ölmüş oluyor. Avrupa’da kadınlara özel acil servisler yapılıyor. Bir kadın mide bulantısıyla gelebiliyor ama bu ani kalp krizi olabiliyor” dedi. İlaç firmalarının da denek olarak erkekleri kullandığına vurgu yapan Dilek Gürsoy, “Birçok kalp ilacını kadınlara verdiğinizde erkekteki etkiyi göremiyorsunuz” dedi.

EN BÜYÜK HAYALİM YAPAY KALP MERKEZİ KURMAK

Almanya’da 2012’de komple yapay kalp naklini gerçekleştiren ilk kadın doktor olan ve 7 yılda 30’dan fazla nakil yapan Dilek Gürsoy, ülkenin en saygın tıp ödüllerinden ‘Victress Ödülü’ne layık görüldü. Almanya’da hala bu işlemi yapan tek kadın cerrah olduğunu belirten ve kadın hekimlere pozitif ayrımcılık isteyen Gürsoy, en büyük halini ise şöyle anlattı: “Yapay kalp merkezi kurmak istiyorum. Tecrübelerimi, kalp hastalarını yapay kalbe getirmeden tedavi edebilecek yapay zekâyla birleştirmek istiyorum.”

KALBİN DOSTU AŞK DÜŞMANI STRES

Gürsoy kalbin dostu ve düşmanını şöyle anlattı: “Kalp rahatsızlıklarını kilo, yağlı yemekler, şekerli gıdalar tetekliyor ama en önemli etken stres. İnsanlar “Her şeyi ben yapayım” düşüncesinde. Oysa işinizi ne kadar çok paylaşırsanız stres o kadar azalır. Kalbin en iyi dostu aşk. Karşı cinse duyulan anlamda değil. Müzik, sanat, spor aşkı olabilir.” 

Bülent Şanlıkan/ Akşam


Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çağrısı karşılık buldu!

Uluslararası alanda Türkiye’nin yüz akı olan 14 bin Türk doktor, Türkiye için ilaç üretecek, tıbbi cihaz geliştirecek, ameliyat deneyimlerini canlı olarak paylaşacakları Bilim Köprüleri Projesi’nde bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bilim insanlarına 'ülkemizde başlattığımız bilim ve teknoloji atılımımıza katılmaya davet ediyorum' sözleriyle yaptığı çağrıya dünyanın dört bir yanındaki 14 bin doktordan cevap geldi. Tıp alanında yaptıklarıyla birçok uluslararası ödüle layık görülen bilim insanları, 'Vatanımızın parasıyla okuduk şimdi ülkemize katkı sunma vakti' dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan 'Türk Bilim Dünyası Platformu'nda bir araya gelen 4 bini Türkiye'de okumuş Türki Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere toplam 14 bin doktor, cerrah ve hemşire, 2023 yolunda sağlıkta dünya üssü olmayı hedefleyen Türkiye için ilaç üretecek, tıbbi cihaz geliştirecek, tarihi ameliyatlar yapacak.


'TÜRKİYE SEFERBERLİĞİ'

Yurtdışında yaşayan 14 bin bilim insanı 'Bilim Köprüleri Projesi' adı altında Ankara Şehir Hastanesi Uluslararası WEB Portalı'nda buluşturuldu. Ücretsiz ve gönüllü olarak Türkiye için seferber olmayı kabul ettiler. Bu kapsamda ilk cerrahi operasyon 7-8 Kasım 2019'da başlayacak. Amerika, Norveç ve Ankara'dan mide ve bağırsak hastalıkları ile beslenme konusunda bilimsel işbirliği, uluslararası naklen yayın ile yapılacak. Columbia Üniversite Hastanesi'nden Prof. Dr. Feza Remzi, Norveç Bergen Üniversitesi'nden Prof. Dr. Gülen Arslan Lied ve Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nuray Yazıhan ile Ankara Şehir Hastanesinden Prof. Dr. Emin Altıparmak ve Prof. Dr. Birol Bostancı tarihi operasyonları gerçekleşterecek. Naklen ameliyatı dünya çapında 14 bin kişi izleyecek.

TÜRKİYE'DE ÇALIŞACAKLAR

Yüzlercesi dünyanın sayılı üniversite, hastane ve bilim merkezlerinde görev yapan tıp bilim insanları, 35 yılda keşfedildi. İsim, adres, CV, ilgi alanları, E-posta ve Sivil Toplum Örgütleri dosyaları interaktif dünya haritası üzerinde toplandı. Tarama sonrasında Bakanlık tarafından Türkiye için tecrübe paylaşımı ve oluşturulacak bilim havuzu için davet gönderildi, proje anlatıldı. Bakanlık 2006'da resmi davetini yaptı, yurtdışındaki 14 bin hekim 'biz de varız' dedi. Bilim insanları rotasyon ile davet edilecek, 15 gün, 1-3 ay ve 1 yıl gibi sürelerde Türkiye'de çalışacaklar. Oluşturulan platformda şimdiye kadar 14 bin kişi toplandı. En fazla hekim ABD, Almanya, Azerbaycan ve Kazakistan'dan çıktı. ABD'de 5 bin, Almanya'da bini üst düzey akademisyen olmak üzere 4 bin sağlık çalışanı var. Bili köprüleriyle dünyanın en büyük networku hayata geçirildi. Bakanlık tarafından kurulan portal üzerinden dünyanın en iyileri tarihi ameliyatları tüm dünyanın izleyeceği şekilde naklen yapacak. Havuzuna dünyanın en başarılı bilim insanlarını dahil eden Türkiye hem insan kaynağı hem de niceLiksel başarı ile sağlıkta dünyanın merkez üssü olacak.

Sabah

SGK’ye 12 yılda bütçeden 1 trilyon liralık transfer

SGK’nin içine düştüğü durumun sürdürülebilir olmadığını kabul eden AKP iktidarı, sağlık harcamalarındaki artışa gerekçe olarak, “hastaların ve hizmeti sunanların en son teknolojiden yararlanmayı istediğini” gösterdi

Sürekli açık veren SGK, adeta bütçeyi “yutuyor.” Kuruma bütçeden son 12 yılda yapılan transferler 1 trilyon liraya dayandı. Bu yılki transferler de eklendiğinde rakamın 1 trilyon lirayı da aşması bekleniyor. Bunun sürdürülebilir olmadığını kabul eden iktidar ise sağlık harcamalarındaki artışa gerekçe olarak, “hastaların ve hizmeti sunanların en son teknolojiden yararlanmayı istediğini” de saydı.

İktidar bu hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmelerine başlanacak olan 2020 bütçesinin gerekçesinde, sağlık ve sosyal güvenlik sistemine de yer verdi. Sağlık harcamalarındaki artış gerekçede tablo halinde yer aldı. Buna göre 2018 yılında 99.6 milyar lira olan sağlık harcamalarının bu yıl 119.8 milyar liraya çıkması bekleniyor. Sağlık harcamalarınının 2020 yılında en az 133.9 milyar liraya ulaşması; 2021’de 146.7 milyar lira, 2022 yılında da 158.4 milyar lira olması öngörülüyor. Gerekçede sağlık harcamalarındaki artışın tüm dünya ülkelerinin karşı karşıya kaldığı bir sorun olduğu savunulurken, şöyle denildi: “Ülkemizde de yaşlanan nüfus, pahalı ve hızlı gelişen teknoloji, gelişen bilgi kaynakları, hastaların ve hizmeti sunanların en son teknolojiden yararlanma isteği, yaşam süresinin uzaması, hizmete kolay ulaşılması ve artan kronik hastalıklar sağlık harcamalarının artmasına neden olmuştur.”

‘SİGORTALI ORANI DENGELENMİYOR’

Gerekçede, sosyal güvenlikteki açığa dikkat çekilirken, “bunun sürdürülebilir olmadığı” da kabul edildi. Bu konuda da şu açıklama yapıldı:“Türkiye’nin genel ekonomik ve sosyal yapısının, sosyal güvenlik sistemi içerisinde sağlanan haklar ile yükümlülüklerin yeterince örtüşmemesi ve aktüeryal dengedeki sıkıntılar, uzun vadeli olarak sürdürülebilir sosyal güvenlik bütçesi oluşturulmasını engellemiş ve sistem uzun bir dönemden beri açık verir bir yapıya bürünmüştür. Sosyal güvenlik sisteminin finansman sorunlarının en önemli sebeplerinden birisi aktif-pasif sigortalı oranının dengelenememesidir.”

Gerekçede, 2007 yılından bu yana SGK’ye bütçeden yapılan transferlere de yer verildi. Tablo, prim gelirlerinin SGK açıklarını kapatmaya yetmediğini, kurumun kendi kendini döndüremediğini, genel bütçenin önemli bir bölümünün SGK’ye aktarıldığını ortaya koydu. 2007-2018 döneminde SGK’ye bütçeden yapılan transferlerin toplamı 1 trilyona dayandı. 12 yılda SGK’ye bütçeden 909.2 milyar lira aktarıldı. 2007 yılında bütçeden SGK’ye yapılan transfer toplamı 33 milyar lirayken, 2018 yılında rakam 148.3 milyar liraya kadar çıktı. Bu yıl aktarılan da eklendiğinde bütçeden SGK’ye yapılan transferlerin 1 trilyon lirayı da aşması bekleniyor.

(Cumhuriyet)

2 Kasım 2019 Cumartesi

Türkiye’nin ilk milli ilacı kanser tümörünü durdurdu

Tıp dünyasında çığır açan milli ilaç molekülü ‘ankaferd’ etken maddesinin kanserin yayılmasını durdurduğu kanıtlandı
Kanamayı saniyeler içinde durdurmasıyla tıp dünyasında çığır açan, Türkiye'nin ilk milli ilaç molekülü 'ankaferd' etken maddesinin, şimdi de yara ile yanık iyileşmesini hızlandırdığı ve bazı kanser tümörlerini gerileterek yayılmasını durdurduğu bilimsel olarak kanıtlandı. 'Ankaferd'i Türk bilim dünyasına kazandırdıklarını söyleyen And İlaç Genel Müdürü Vedat Fırat, Sağlık Bakanlığı'ın 2 yıl önce ilk ruhsatı kanama durdurma için verdiği ilacın çok farklı endikasyonlarının da ortaya çıktığını belirterek, "Mesela yanık ve yara iyileştirme özelliği. Dünyada hemofili hastalarının faktör verilmeden kanamasını durdurabilen tek ürün bu. Ayrıca mide- bağırsak kanamalarında, mesela kolon kanseri kanamasında kanamayı durdurma amacıyla 'ankaferd' ortama konduğunda, tümörü de programlanmış hücre ölümüne götürüyor. Yani kanser çoğalmıyor, geriliyor. Kolon kanserini durdurduğu ve iyileştirdiği belirlendi" dedi. Kanama durdurucu özelliğiyle dikkat çeken 'ankaferd' etken maddesini ihraç etmeye hazırlandıklarını belirten Fırat, ürünlerinin kanama durdurma özelliği ile dünyanın güçlü ordularının da ilgisini çektiğini söyledi.

DHA