Genellikle soda ile karıştırılan ancak sodaya nazaran içeriğinde kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi birçok mineral barındıran maden suyunun sağlığa ciddi katkıları var. Peki, maden suyu nasıl içilmeli?
Maden suyu, jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı kaynaklarından doldurularak elde edilen, yeraltından yeryüzüne çıkarken de karbondioksit gazının yanında çözünmüş mineral tuzları ve elementleri de beraberinde getiren doğal kaynak suyudur.
İnsan vücudu için kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi hayati önem taşıyan içeriği vardır.
Bu bilinçle maden suyu tüketiminin özellikle yaz aylarında terlemeyle kaybedilen minerali geri kazanmak için önemli olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Buket Yavuz Koçoğlu, Türkiye’nin bulunduğu coğrafi şartlar nedeniyle maden suyu açısından zengin bir konuma sahip olduğunu söyledi.
Sudan sonra en sağlıklı içecek
Maden suyunun içme suyundan sonra tüketilebilecek en sağlıklı içecek olduğuna vurgu yapan Koçoğlu, buna rağmen maden suyunun ülkemizde gereken ilgiyi görmediğini söyledi.
Avrupa ülkelerinde maden suyu tüketiminin yıllık kişi başı 100 litreyi geçtiğini aktaran Koçoğlu, ülkemizde ise bu rakamın kişi başı 5 litrenin üzerine çıkamadığını aktardı.
Maden suyunu şişeden tüketin yoksa...
Koçoğlu, “Vücuttaki sıvı dengesinin sağlanmasında rol oynayan maden suyunun tüketimi sırasında bazı noktalara dikkat etmek önem taşıyor.
İçeriğindeki tüm faydalardan yararlanabilmek için maden suyunun bardakta değil, kendi cam şişesinde tüketilmesi gerekiyor.
Çünkü maden suyunun bardağa dökülmesi köpürmesine ve içeriğindeki gazın (Co2) açığa çıkmasına sebep oluyor. Bu nedenle satın alacağınız maden suyunun, gıda standartlarına uygun cam şişelerde satışa sunulduğuna dikkat edin" diye konuştu.
Günde 2 şişe maden suyu ideal
Sindirimi kolaylaştırabilmek için gün içerisinde iki şişe maden suyu tüketilmesinin önemli olduğunu aktaran Koçoğlu, "Yüksek sıcaklıkların yaşandığı yaz aylarında vücuttan atılan suyun yerine konması için maden suyu tercih edilebilir.
Ayrıca yaz aylarında vücudun mineral dengesini koruyabilmek için yine maden suyu iyi bir seçenek olacaktır. Günlük su ihtiyacı konusunda uzmanlar çeşitli görüşler savunsa da her gün ortalama 2 litre su tüketimi önerilir.
Suya alternatif olabilecek en sağlıklı sıvı ise maden suyudur. Yüksek tansiyon hastaları soda tüketirken mutlaka doktorlarına danışmalı ve ölçülü olmalı" dedi.
Maden suyunu tüketmek için 5 sebep
1. Maden suyu, özellikle yaz aylarında ter yoluyla vücuttan atılan minerallerin yerine konması ve elektrolit dengesinin sağlanması açısından oldukça önemlidir. Ayrıca vücudun yorgunluğunu alır ve vücudu dinlendirir.
2.Maden suyu yemek yutmakta zorlanan hem çocuk hem genç hem de yaşlı yetişkinlerde yutma yeteneğini artırır.
3.Doygunluk hissini arttırarak daha uzun tok kalınmasına destek olur. Ayrıca maden suyunun karın ağrısı da dahil olmak üzere, diğer hazımsızlık semptomlarını iyileştirebileceğine dair kanıtlar mevcut. Sindirim ve boşaltım sistemi için de oldukça faydalıdır.
4.Büyüme çağındaki çocuklarda, gebelik, menopoz ve yaşlılık dönemlerinde artan kalsiyum ve magnezyum ihtiyacını yerine koymaya yardımcı olur. Bu dönemlerde günde 1-2 şişe maden suyu içilebilir. Kolalı içecekler gibi fosfor içerikli olmadığı için olumsuz bir etkisi gözlemlenmiştir.
5.Cilt için de canlandırıcı etkisi vardır.
29 Ağustos 2019 Perşembe
24 Ağustos 2019 Cumartesi
Huzursuz bacak sendromuna yol açan 14 neden
Uyku, zihinsel ve fiziksel sağlığımızı her gün yenilememiz için önemli olan ve yaşamımızın neredeyse üçte birini kapsayan aktif bir dönem olarak tanımlanıyor. Ancak bazı sorunlar uyku kalitesini bozuyor ve sağlıkla birlikte hayat konforunu da etkiliyor.
Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, huzursuz bacak sendromu hakkında bilgi verdi.
Uykuya geçerken belirtiler başlıyor
Huzursuz bacak sendromu, genellikle dinlenme halindeyken özellikle de uykuya geçişte bacaklarda tarif edilemeyen huzursuzluk, karıncalanma, yanma, batma ve ağrı hissinin meydana gelmesiyle ortaya çıkan bir tablodur. Hastalar bu durumda kalkıp yürümeye geçtiklerinde şikayetlerinin azaldıklarını söylemektedir. Semptomların uykuya geçerken ya da uykudayken gelişmesi yaşam kalitesini bozmaktadır.
Rahatsızlık tüm gün sürebiliyor
Huzursuz bacak sendromunun, hastada oluşturduğu rahatsızlık hissi, gününü masa başında çalışan ya da hareketsiz bir şekilde geçiren kişilerde gün boyunca sürebilir. Bazı hastalarda gündüz saatlerinde azalan şikayetler, gece ortaya çıkabilir. Böyle durumda hastalar uykuya dalmakta zorlanır ve uyku bozuklukları oluşur.Otobüste ya da uçakta bile yaşanabilir
Pek çok kişi bu sorunu önemsemeyip, bir hekime başvurma gereği duymaz. Ancak topumun yüzde 5’ini etkileyen hastalık, eğer tedavi edilmezse kişinin yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürmektedir. İlerlemiş vakalarda kişiler sadece uyurken değil otobüste ya da uçakta bir seyahat halindeyken de bu belirtileri yaşar. Rahatsızlık bir süre sonra kronik hal alabilir ve hastada depresyona yol açabilir.
Pek çok nedeni olabilir
Huzursuz bacak sendromunun genetik temelli olduğu ve ailesinde bu hastalık öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığı bilinmektedir. Genetik kaynağının dışında hastalık pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenlerin kontrol altına alınmasıyla, hastalarda önemli ölçüde rahatlama görülmektedir.Huzursuz bacak sendromuna yol açan nedenler şöyle sıralanabilir: B12 vitamini eksikliği, diyabet, böbrek yetmezliği, magnezyum ya da folik asit eksikliği, sigara kullanımı.
Tedavisi hikayeye göre değişir
Huzursuz bacak sendromu görüldüğünde medikal tedavi önerilmektedir. Bu nörolojiye bağlı bir hastalıktır ama görüntüleme yöntemleriyle ortaya çıkmamaktadır. Hastaların şikayetlerine göre teşhis konulmaktadır. Bazen hastalara uyku testleri yapılır. Bu testlerde kişinin uykuya dalma süresi, uykudaki bacak hareketleri gözlemlenir ve buna göre teşhis konulur. Sendroma yol açan bir başka hastalık söz konusuysa öncelikle altta yatan sorun tedavi edilir. Tedavi, hastanın belirtileri kayboluncaya kadar devam ettirilir.
Sıcak havalarda şikayetler aratabilir
Çoğu zaman ilaç tedavileri işe yaramaktadır. Ancak hayat boyu ilaç kullanılan vakalar da bulunmaktadır. Gebelik döneminde sıvı elektrolit kaybı nedeniyle daha sık görülebilmektedir. Kadınlarda daha sık rastlanmakla beraber, 20-30 yaş arasındakiler bu sendromdan daha fazla etkilenmektedir. Hava sıcaklıkları, bu sendromun belirtilerini daha fazla tetikleyebilir.
Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Abdullah Özkardeş, huzursuz bacak sendromu hakkında bilgi verdi.
Uykuya geçerken belirtiler başlıyor
Huzursuz bacak sendromu, genellikle dinlenme halindeyken özellikle de uykuya geçişte bacaklarda tarif edilemeyen huzursuzluk, karıncalanma, yanma, batma ve ağrı hissinin meydana gelmesiyle ortaya çıkan bir tablodur. Hastalar bu durumda kalkıp yürümeye geçtiklerinde şikayetlerinin azaldıklarını söylemektedir. Semptomların uykuya geçerken ya da uykudayken gelişmesi yaşam kalitesini bozmaktadır.
Rahatsızlık tüm gün sürebiliyor
Huzursuz bacak sendromunun, hastada oluşturduğu rahatsızlık hissi, gününü masa başında çalışan ya da hareketsiz bir şekilde geçiren kişilerde gün boyunca sürebilir. Bazı hastalarda gündüz saatlerinde azalan şikayetler, gece ortaya çıkabilir. Böyle durumda hastalar uykuya dalmakta zorlanır ve uyku bozuklukları oluşur.Otobüste ya da uçakta bile yaşanabilir
Pek çok kişi bu sorunu önemsemeyip, bir hekime başvurma gereği duymaz. Ancak topumun yüzde 5’ini etkileyen hastalık, eğer tedavi edilmezse kişinin yaşam kalitesini de önemli ölçüde düşürmektedir. İlerlemiş vakalarda kişiler sadece uyurken değil otobüste ya da uçakta bir seyahat halindeyken de bu belirtileri yaşar. Rahatsızlık bir süre sonra kronik hal alabilir ve hastada depresyona yol açabilir.
Pek çok nedeni olabilir
Huzursuz bacak sendromunun genetik temelli olduğu ve ailesinde bu hastalık öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığı bilinmektedir. Genetik kaynağının dışında hastalık pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu nedenlerin kontrol altına alınmasıyla, hastalarda önemli ölçüde rahatlama görülmektedir.Huzursuz bacak sendromuna yol açan nedenler şöyle sıralanabilir: B12 vitamini eksikliği, diyabet, böbrek yetmezliği, magnezyum ya da folik asit eksikliği, sigara kullanımı.
Tedavisi hikayeye göre değişir
Huzursuz bacak sendromu görüldüğünde medikal tedavi önerilmektedir. Bu nörolojiye bağlı bir hastalıktır ama görüntüleme yöntemleriyle ortaya çıkmamaktadır. Hastaların şikayetlerine göre teşhis konulmaktadır. Bazen hastalara uyku testleri yapılır. Bu testlerde kişinin uykuya dalma süresi, uykudaki bacak hareketleri gözlemlenir ve buna göre teşhis konulur. Sendroma yol açan bir başka hastalık söz konusuysa öncelikle altta yatan sorun tedavi edilir. Tedavi, hastanın belirtileri kayboluncaya kadar devam ettirilir.
Sıcak havalarda şikayetler aratabilir
Çoğu zaman ilaç tedavileri işe yaramaktadır. Ancak hayat boyu ilaç kullanılan vakalar da bulunmaktadır. Gebelik döneminde sıvı elektrolit kaybı nedeniyle daha sık görülebilmektedir. Kadınlarda daha sık rastlanmakla beraber, 20-30 yaş arasındakiler bu sendromdan daha fazla etkilenmektedir. Hava sıcaklıkları, bu sendromun belirtilerini daha fazla tetikleyebilir.
23 Ağustos 2019 Cuma
Gıdalardaki gizli şekere dikkat
Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan Zengin anlattı: Gün içinde tükettiğimiz şekerin neredeyse yarısını; hazır gıdalarda gizli zararlı şekerlerin oluşturduğunu belirten Zengin; uyarılarını şöyle sıraladı...
Günü tatlı bir şeyler tüketmeden geçiremiyor, eksikliğinde krize giriyorsanız dikkat! Şeker, yani basit karbonhidratın fazla tüketimi; damarları tahrip ederek kalp hastalıklarından karaciğer yağlanmasına, kanserden unutkanlık hatta erken bunamaya kadar pek çok sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İşte şekerden korunma yolları…
1- Mutlaka kahvaltı yapın: Özellikle peynir ve yumurta içeren proteinden zengin bir kahvaltı, vücudunuzun gece boyunca düşük giden kan şekerinin düzenlenmesi ve şeker açlığının bastırılması için olmazsa olmaz bir öğünü oluşturuyor.
2- Öğle yemeğini atlamayın: Öğünler arasını çok açmak kan şekerini düşürdüğü için şekerli gıdalara yönelmeye neden oluyor. Özellikle ana yemekleri atlamamak, erken kahvaltı yaptıysanız tüketeceğiniz öğle yemeği kan şekerini dengeleyerek, gün içinde atıştırma isteğinizin azalmasını sağlıyor.
3- Meyveyi doğru tüketin: Ara öğünlerde özellikle meyveleri tek başına tüketmeyin, çünkü meyvenin içindeki şeker, kan şekerinizin aniden yükselip düşmesine neden olarak yine aç hissetmenize sebep oluyor. Bu yüzden protein kaynağı olan yoğurt veya süt ile ya da badem, fındık ile ceviz gibi yağlı tohumlarla birlikte tüketmeniz kan şekerinizin dengesini sağlamanıza yardımcı oluyor.
4- Sağlıklı alternatifleri tercih edin: Yapılan çalışmalar gösteriyor ki sütlü veya beyaz çikolata yerine yüzde 70-80 kakao içeren bitter çikolata şeker ihtiyacınızın ciddi oranda azalmasına yardımcı oluyor. Hazır veya paket dondurma yerine süt, muz veya başka meyvelerin mikserden geçirilmesi iyi bir alternatiftir. Hurma da şeker ihtiyacınızı en aza indirecek sağlıklı bir alternatif..
5- Baharatları deneyin: Tarçın, kişniş, hindistan cevizi, karanfil ve kakule gibi baharatlar gıdalarınızı doğal yolla tatlandırıyor ve şeker açlığınızı gideriyor. Özellikle gece yatmadan 1-2 saat önce içeceğiniz 1 bardak tarçınlı süt gece boyu kan şekerinizi dengeler.
6- Light ürünleri bilinçli tüketin: Light ürünlerin içindekiler listesi ne kadar uzunsa, o kadar şeker bulunma ihtimali var demektir. Bu yüzden light ürün diye adlandırılan gıdaları alırken etiketlerindeki şeker miktarına da mutlaka bakın. Bir çay kaşığı, yani 4-5 gramdan az şeker içeren ürünleri tercih edin.
7- Tatlandırıcılara dikkat!: Tatlandırıcılar, özellikle şeker açlığında basit şeker kullanmamak adına sıkça tercih ediliyor. Ancak kullanılan miktar önemli. Her gün tatlı ihtiyacını bastırmak adına tatlandırıcılı tatlılar veya diğer hazır gıdalar şekere daha fazla istek uyandırabiliyor.
8- Kaliteli uyuyun: Düzensiz uyku, vücudun stres hormonlarının artmasına ve salınan insülinin etkili olarak kullanılmamasına yol açıyor. Kaliteli uyku düzeni, vücudun yağ depolamasını, kilo alımını, özellikle gece atıştırma krizlerini de engelleyerek prediyabetin de önlenmesinde önemli bir rol oynuyor.
9- Şeker terminolojisine hakim olun: Mısır şurubu, glikoz şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu (NBŞ), sükroz, dekstroz, bal, şeker kamışı, meyve suyu konsantreleri de basit şeker grubuna giriyor. Bu yüzden meyveli yoğurt, domates sosu, ketçap gibi hazır gıdaları tüketirken etiketlerini mutlaka okuyup, bu kelimeleri içeren ürünlerden uzak durun.
Günü tatlı bir şeyler tüketmeden geçiremiyor, eksikliğinde krize giriyorsanız dikkat! Şeker, yani basit karbonhidratın fazla tüketimi; damarları tahrip ederek kalp hastalıklarından karaciğer yağlanmasına, kanserden unutkanlık hatta erken bunamaya kadar pek çok sağlık sorunlarına neden olabiliyor. İşte şekerden korunma yolları…
1- Mutlaka kahvaltı yapın: Özellikle peynir ve yumurta içeren proteinden zengin bir kahvaltı, vücudunuzun gece boyunca düşük giden kan şekerinin düzenlenmesi ve şeker açlığının bastırılması için olmazsa olmaz bir öğünü oluşturuyor.
2- Öğle yemeğini atlamayın: Öğünler arasını çok açmak kan şekerini düşürdüğü için şekerli gıdalara yönelmeye neden oluyor. Özellikle ana yemekleri atlamamak, erken kahvaltı yaptıysanız tüketeceğiniz öğle yemeği kan şekerini dengeleyerek, gün içinde atıştırma isteğinizin azalmasını sağlıyor.
3- Meyveyi doğru tüketin: Ara öğünlerde özellikle meyveleri tek başına tüketmeyin, çünkü meyvenin içindeki şeker, kan şekerinizin aniden yükselip düşmesine neden olarak yine aç hissetmenize sebep oluyor. Bu yüzden protein kaynağı olan yoğurt veya süt ile ya da badem, fındık ile ceviz gibi yağlı tohumlarla birlikte tüketmeniz kan şekerinizin dengesini sağlamanıza yardımcı oluyor.
4- Sağlıklı alternatifleri tercih edin: Yapılan çalışmalar gösteriyor ki sütlü veya beyaz çikolata yerine yüzde 70-80 kakao içeren bitter çikolata şeker ihtiyacınızın ciddi oranda azalmasına yardımcı oluyor. Hazır veya paket dondurma yerine süt, muz veya başka meyvelerin mikserden geçirilmesi iyi bir alternatiftir. Hurma da şeker ihtiyacınızı en aza indirecek sağlıklı bir alternatif..
5- Baharatları deneyin: Tarçın, kişniş, hindistan cevizi, karanfil ve kakule gibi baharatlar gıdalarınızı doğal yolla tatlandırıyor ve şeker açlığınızı gideriyor. Özellikle gece yatmadan 1-2 saat önce içeceğiniz 1 bardak tarçınlı süt gece boyu kan şekerinizi dengeler.
6- Light ürünleri bilinçli tüketin: Light ürünlerin içindekiler listesi ne kadar uzunsa, o kadar şeker bulunma ihtimali var demektir. Bu yüzden light ürün diye adlandırılan gıdaları alırken etiketlerindeki şeker miktarına da mutlaka bakın. Bir çay kaşığı, yani 4-5 gramdan az şeker içeren ürünleri tercih edin.
7- Tatlandırıcılara dikkat!: Tatlandırıcılar, özellikle şeker açlığında basit şeker kullanmamak adına sıkça tercih ediliyor. Ancak kullanılan miktar önemli. Her gün tatlı ihtiyacını bastırmak adına tatlandırıcılı tatlılar veya diğer hazır gıdalar şekere daha fazla istek uyandırabiliyor.
8- Kaliteli uyuyun: Düzensiz uyku, vücudun stres hormonlarının artmasına ve salınan insülinin etkili olarak kullanılmamasına yol açıyor. Kaliteli uyku düzeni, vücudun yağ depolamasını, kilo alımını, özellikle gece atıştırma krizlerini de engelleyerek prediyabetin de önlenmesinde önemli bir rol oynuyor.
9- Şeker terminolojisine hakim olun: Mısır şurubu, glikoz şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu (NBŞ), sükroz, dekstroz, bal, şeker kamışı, meyve suyu konsantreleri de basit şeker grubuna giriyor. Bu yüzden meyveli yoğurt, domates sosu, ketçap gibi hazır gıdaları tüketirken etiketlerini mutlaka okuyup, bu kelimeleri içeren ürünlerden uzak durun.
Şeker tüketiminin artması kanser riskini de arttırıyor
Fransa Kanser Enstitüsü, Paris Üniversitesi ve Fransa Halk Sağlığı Ajansı tarafından yapılan bilimsel araştırmayla, günlük şeker tüketiminin 100 mililitre artırılmasının bile kansere yakalanma riskini yüzde 18 artırdığı tespit edildi.
Prof. Dr. Mustafa Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gıdalara eklenmiş şeker, şekerli içecekler ve diyet ürünlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla, şekerli içeceklerin önemli sağlık sorunları ile ilişkili olabileceğinin gösterildiğini ifade eden Şahin, özellikle işlenmiş gıdalarda yüksek fruktoz içeren mısır şurubu ve eklenmiş şeker kullanımının son 20 yılda hızla arttığını belirtti.
Şahin, "Özellikle meyve suyu tüketiminin sağlıklı olduğu algısı ile yoğun reklamlarla hem meyve sularının hem de şekerli gazlı içeceklerin çocuk ve genç erişkinlerde tüketim hızını artırdı. Araştırmalarla, bu tüketimin obezite, insülin direnci ve şeker hastalığı ile ilişkili olduğunu gösteren önemli bulgular saptandı. Özellikle günlük şeker tüketiminin artışının, şekerli içecekler ve diyet içeceklerin yoğun kullanılmasıyla ölüm riskinin arttığı tespit edildi." diye konuştu.
Hazır meyve suyu tüketimine dikkat
Şeker tüketiminin tip 2 diyabet, insülin direnci ve bazı kanser türlerinin gelişmesinde etkili olabildiğini belirten Şahin, yeni yapılan bilimsel araştırma sonucunun bunu doğruladığını söyledi. Şahin, "British Medical Journal'da (BMJ), sonuçları yeni yayımlanan bilimsel araştırma ile günlük şeker tüketiminin artırılmasının kanser gelişiminde etkili olduğu gösterildi." dedi.
100 bin kişinin 9 yıl izlenmesi ile yapılan araştırma sonucunda, yaklaşık 100 mililitre günlük şekerli içecek tüketiminin artışıyla tüm kanser türleri için riskin yüzde 18, meme kanseri riskinin yüzde 22 arttığının tespit edildiğini aktaran Şahin, araştırmanın, hazır meyve suyu tüketiminin de kanser gelişimi açısından benzer bir etki yaptığını gösterdiği bilgisini verdi.
Araştırma ile az miktarda şeker tüketim miktarının artmasıyla kısa sürede kanser riskinin yükseldiğinin ortaya konduğunu vurgulayan Şahin, oysa şeker tüketiminin azaltılmasının kanserin önlenebilir en önemli sebeplerinden biri olduğunu ifade etti.
"Şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli"İşlenmiş gıdalar yerine doğal ve mevsiminde yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, şu önerilerde bulundu:
"Şurup, şeker gibi katkı bulunan hazır meyve sularının tüketiminden kaçınılmalı, bunun yerine meyveler mevsiminde bütün olarak kararınca yenilmeli.
Mutlaka çocuk ve genç erişkinlerde şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli. Her ürünün etiketinde toplam şeker miktarı ve eklenmiş şeker miktarı mutlaka yer almalı. İşlenmiş yerine doğal gıdalar tüketilmeli. Gıda etiketlerindeki kalori miktarı okunabilir büyüklükte olmalı. Katkı, koruyucu ve çeşitli şurupları içeren diyet ürünlerden kaçınılmalı. Bunun yerine daha az ama ölçülü miktarda sağlıklı ürünler tüketilmeli."
Prof. Dr. Mustafa Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gıdalara eklenmiş şeker, şekerli içecekler ve diyet ürünlerin sağlık üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söyledi.
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalarla, şekerli içeceklerin önemli sağlık sorunları ile ilişkili olabileceğinin gösterildiğini ifade eden Şahin, özellikle işlenmiş gıdalarda yüksek fruktoz içeren mısır şurubu ve eklenmiş şeker kullanımının son 20 yılda hızla arttığını belirtti.
Şahin, "Özellikle meyve suyu tüketiminin sağlıklı olduğu algısı ile yoğun reklamlarla hem meyve sularının hem de şekerli gazlı içeceklerin çocuk ve genç erişkinlerde tüketim hızını artırdı. Araştırmalarla, bu tüketimin obezite, insülin direnci ve şeker hastalığı ile ilişkili olduğunu gösteren önemli bulgular saptandı. Özellikle günlük şeker tüketiminin artışının, şekerli içecekler ve diyet içeceklerin yoğun kullanılmasıyla ölüm riskinin arttığı tespit edildi." diye konuştu.
Hazır meyve suyu tüketimine dikkat
Şeker tüketiminin tip 2 diyabet, insülin direnci ve bazı kanser türlerinin gelişmesinde etkili olabildiğini belirten Şahin, yeni yapılan bilimsel araştırma sonucunun bunu doğruladığını söyledi. Şahin, "British Medical Journal'da (BMJ), sonuçları yeni yayımlanan bilimsel araştırma ile günlük şeker tüketiminin artırılmasının kanser gelişiminde etkili olduğu gösterildi." dedi.
100 bin kişinin 9 yıl izlenmesi ile yapılan araştırma sonucunda, yaklaşık 100 mililitre günlük şekerli içecek tüketiminin artışıyla tüm kanser türleri için riskin yüzde 18, meme kanseri riskinin yüzde 22 arttığının tespit edildiğini aktaran Şahin, araştırmanın, hazır meyve suyu tüketiminin de kanser gelişimi açısından benzer bir etki yaptığını gösterdiği bilgisini verdi.
Araştırma ile az miktarda şeker tüketim miktarının artmasıyla kısa sürede kanser riskinin yükseldiğinin ortaya konduğunu vurgulayan Şahin, oysa şeker tüketiminin azaltılmasının kanserin önlenebilir en önemli sebeplerinden biri olduğunu ifade etti.
"Şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli"İşlenmiş gıdalar yerine doğal ve mevsiminde yiyeceklerin tüketilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, şu önerilerde bulundu:
"Şurup, şeker gibi katkı bulunan hazır meyve sularının tüketiminden kaçınılmalı, bunun yerine meyveler mevsiminde bütün olarak kararınca yenilmeli.
Mutlaka çocuk ve genç erişkinlerde şekerli gıda tüketimine ciddi sınırlama getirilmeli. Her ürünün etiketinde toplam şeker miktarı ve eklenmiş şeker miktarı mutlaka yer almalı. İşlenmiş yerine doğal gıdalar tüketilmeli. Gıda etiketlerindeki kalori miktarı okunabilir büyüklükte olmalı. Katkı, koruyucu ve çeşitli şurupları içeren diyet ürünlerden kaçınılmalı. Bunun yerine daha az ama ölçülü miktarda sağlıklı ürünler tüketilmeli."
11 Ağustos 2019 Pazar
Türkiye sigara fiyatında Avrupa'da en ucuz ülke
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, Türkiye'nin, Avrupa'da ve dünya genelinde sigaraların en ucuza satıldığı, sigara fiyatında 37 Avrupa ülkesi içinde en ucuz ülke olduğunu belirtti.
Pervin Tuba Durgut, vergi artışları ile sigara tüketiminin azaltılması, hayatların kurtarılması, sağlık sisteminde oluşturduğu yükün azaltılmasının amaçlandığına işaret ederek, çok yüksek sigara içme oranları ve ölüm sayılarına rağmen Türkiye'nin, Avrupa'da ve dünya genelinde sigaraların en ucuza satıldığı, satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise sigara fiyatında 37 Avrupa ülkesi içinde en ucuz ülke olduğunu belirtti.
Sağlık Bilimleri Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, sigara üzerindeki vergilerin artırılması ve sigara fiyatlarına yansıtılması konusundaki değerlendirmesinde, tütün ve tütün ürünleri kullanımının insan hayatına, toplum sağlığına ve sağlık sistemine önemli yükler getirdiğine dikkati çekti.
Durgut, sigaradan alınan vergilerin doğrudan sigaraya bağlı hastalıklar sonucunda sağlık sisteminde oluşan yükü karşılamaktan çok uzak olduğunu vurguladı.
Türkiye'de sigaraya yapılan vergi artışlarının temel dayanaklarından birisinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi (TKÇS) ve Kılavuz İlkeleri olduğuna değinen Durgut, bu yaklaşımın DSÖ'nün önerdiği yöntemlerden biri olduğunu ve pek çok gelişmiş ülkede uygulandığını aktardı.
Durgut, şöyle devam etti:
"Son dönemde yapılan vergi artışları, MPOWER ilkelerinden olan vergi artırımı konusunda Türkiye'nin kararlılığını göstermektedir. Bu sayede Türkiye'de sigara tüketiminin azaltılması, bu sayede sigaranın toplumda neden olduğu sağlık problemlerinin de önemli derecede önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Sigarada yapılan vergi artışları ile sigara tüketiminin azaltılması, hayatların kurtarılması, tütün kullanımıyla doğrudan ilgili hastalıklardan dolayı sigaranın sağlık sistemimizde oluşturduğu yükün azaltılması amaçlanıyor. Çok yüksek sigara içme oranları ve ölüm sayılarına rağmen Türkiye, Avrupa'da ve dünya genelinde sigaraların en ucuza satıldığı ülkedir. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise Türkiye sigara fiyatında 37 Avrupa ülkesi içinde en ucuz ülke. Tüketicilerin refah düzeyi kıyasına göre Türkiye'de 100 birim sigara alınırken İngiltere'de ancak 28 birim sigara alınabiliyor."
Yıllar içinde giderek düşen sigaraya başlama yaşı nedeniyle birinci hedefi, "gençlerin ve çocukların sigara bağımlılığından korunması" şeklinde açıklayan Durgut, şu bilgileri paylaştı:
"Yapılan araştırmalar göstermiştir ki sigarada vergi artırımının sebep olduğu her yüzde 10'luk artış, çocuk ve gençlerde sigara kullanımını yüzde 15 oranında azaltmaktadır. Bizler Anayasamızın 58. maddesinde yer alan devletimizin çocuk ve gençliğimizi zararlı alışkanlıklardan koruması hükmü ile çalışmalarımıza devam edeceğiz."
Durgut, günde 2 paket sigara içilen bir ailenin aylık sigara masrafının yaklaşık bin 80 lira olduğunu aktararak, sigara kullanımın neden olduğu engellilik ve erken ölümlerin iş gücünün üretkenliğini de ciddi biçimde etkilediğinin ve sigaranın sosyo-ekonomik kalkınma üzerinde doğrudan olumsuz etki doğurduğunun altını çizdi.
Türkiye'deki ölümlerin yüzde 88'inin bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklandığını, bu hastalıklardan herhangi biri nedeniyle 70 yaşından önce ölüm olasılığının 6'da 1 olduğunu anlatan Durgut, şunları kaydetti:
"Her yıl sigara kaynaklı bu hastalıklar�n tedavisi için 24,5 milyar lira sağlık harcaması yapılmaktadır. Buna verimlilik kaybından kaynaklanan ilave gizli maliyetler eklendiğinde büyük bölümü sigara kaynaklı bu hastalıkların Türk ekonomisine toplam yıllık maliyeti 69,7 milyar liradır (GSYİH'nın yüzde 3,6'sı). Mevcut durumda sigaradan alınan vergiler sonucunda elde edilen gelir sigaranın sadece sağlık sistemimizde neden olduğu yüke göre çok düşük durumdadır."
Durgut, çok yönlü ve ulusal politikaların uygulanmasıyla toplum sağlığının ölçülebilir düzeyde iyileştiğinin araştırmalarla kanıtlandığını vurgulayarak, toplanan vergilerin, sağlık sistemine yapılacak yatırımlar ile hem sigara bırakma hem de sigara kaynaklı sağlık sorunlarının tedavisi konusunda daha etkin bir mücadele verilebileceğini ifade etti.
"Günde bir paket sigara içen birisi, sigara içmeyerek biriktireceği parayla ev sahibi olabilir"
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl de tütüne talebin azaltılması için fiyat ve vergi önlemlerinin özellikle gençlerin sigaraya başlamasını önleme konusundaki etkisinin büyük olduğuna işaret ederek, fiyatlarda yüzde 10'luk artışın yüksek gelirli ülkelerde tütün kullanımını yüzde 4, orta ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 5 düşürdüğünü ve fiyata duyarlı düşük gelir grubundaki birey ve gençlerin tütün ürünlerine erişebilirliğini azalttığını kaydetti.
DSÖ'nün "Tütün Atlası"na göre, Türkiye'de erkeklerin yüzde 31'inin, kadınların yüzde 12'sinin tütün kaynaklı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini anlatan Erdöl, şöyle devam etti:
"Sigara içen vatandaşlarımız, her yıl 14,7 milyar dolarlık sigara yani hastalık satın almaktadır. Buna ilaveten sigaranın neden olduğu hastalıklardan kanser, kalp damar hastalığı, solunum yolu hastalıklarının ilaç ve tedavileri için her yıl 5,5 milyar dolar parayı sigara kartellerine ödüyoruz. Son yıllarda hızla artan tütün kullanımın azaltılması için mali önlemlerin yanı sıra 'Dumansız Hava Sahası' yasasının sıkı bir şekilde uygulanması ve nargile satışlarının daha sıkı denetlenmesi gereklidir.
Ülke olarak bütüncül politikalar uygulamak suretiyle toplumumuzu tütün salgınından koruyamazsak hem sağlık hem de ekonomik bakımdan büyük bedeller ödeyeceğimiz aşikardır. Günde bir paket sigara içen birisi, bu sigarayı içmeyerek biriktireceği parayla ev sahibi olabilir. Vatandaşlarımıza tütün ürünlerinde yaşanan fiyat artışını fırsata çevirerek ev sahibi olmalarını tavsiye ediyorum."
"Türkiye'de her 100 kişiden 32'si sigara içiyor"
DSÖ Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, yüksek sigara vergilerinin hayat kurtarıcı olduğunu belirterek, Türkiye'de sigaranın neden olduğu kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve kronik hava yolu hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan (kronik) hastalıkların her geçen gün artan bir halk sağlığı ve kalkınma sorunu haline geldiğine dikkat çekti.
Ergüder, şu bilgileri paylaştı:
"Türkiye'de her 100 kişiden 32'si sigara içmektedir ve Türkiye, dünya genelinde Bangladeş ve Endonezya'dan sonra en çok sigara içilen üçüncü ülkedir. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 15 civarındadır. Özellikle erkekler arasındaki sigara içme oranı çok yüksek olup her 100 erkekten 44'ü sigara içmektedir. Ne yazık ki ülkemiz sigara kaynaklı erkek ölümlerinde yüzde 38'lik oranla birinci sıradadır. TÜİK verilerine göre 2018 yılında 81 bin 129 kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Bunların 31 bin 322 kişisi ne yazık ki direkt sigaraya bağlı kötü huylu kanserlerdir."
"Ülkemizde artışın belli bir oranda devam ettiğini görmekteyiz"
Yeşilay Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Yeşilay'ın devlet kurumlarının da desteğiyle sigara ve diğer bağımlılık türlerinde uluslararası projeleri ve Türkiye sathında uyguladığı sigara karşıtı bağımlılıkla mücadele programlarıyla kendisini dünya çapında bir kanaat önderi olarak kabul ettirdiğini ve pek çok ölçülebilir başarılara imza attığını anlattı.
Alınan sonuçların yeterli olmadığını belirten Öztürk, şunları kaydetti:
"Aralıksız süren farkındalık projelerimize, yurt sathında uyguladığımız eğitim programlarımıza, kampanyalarımıza rağmen dünyaya ve gelişmiş ülkelere baktığımızda sigara kullanımı azalırken, halen ülkemizde artışın belli bir oranda devam ettiğini görmekteyiz. Sigara ile etkin mücadele veren gelişmiş ülkelerde sigaraya talebi azaltacak ve erişimi zorlaştıracak önlemler alındığı bilinmektedir. Bizler de ülkemizde toplumun tüm kesimleriyle birlikte 360 derece bir bakış açısıyla daha güçlü bir mücadele için sigara bağımlılığını önlemek ve toplumu sigaranın sağlığa zararlı etkilerinden korumak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Yeşilay olarak, toplum sağlığını korumak için atılan bu adımı destekliyor ve halkımız tarafından da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Sağlıklı bir toplum için sigara ile mücadele vazgeçilmez önceliğimiz."
Pervin Tuba Durgut, vergi artışları ile sigara tüketiminin azaltılması, hayatların kurtarılması, sağlık sisteminde oluşturduğu yükün azaltılmasının amaçlandığına işaret ederek, çok yüksek sigara içme oranları ve ölüm sayılarına rağmen Türkiye'nin, Avrupa'da ve dünya genelinde sigaraların en ucuza satıldığı, satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise sigara fiyatında 37 Avrupa ülkesi içinde en ucuz ülke olduğunu belirtti.
Sağlık Bilimleri Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, sigara üzerindeki vergilerin artırılması ve sigara fiyatlarına yansıtılması konusundaki değerlendirmesinde, tütün ve tütün ürünleri kullanımının insan hayatına, toplum sağlığına ve sağlık sistemine önemli yükler getirdiğine dikkati çekti.
Durgut, sigaradan alınan vergilerin doğrudan sigaraya bağlı hastalıklar sonucunda sağlık sisteminde oluşan yükü karşılamaktan çok uzak olduğunu vurguladı.
Türkiye'de sigaraya yapılan vergi artışlarının temel dayanaklarından birisinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi (TKÇS) ve Kılavuz İlkeleri olduğuna değinen Durgut, bu yaklaşımın DSÖ'nün önerdiği yöntemlerden biri olduğunu ve pek çok gelişmiş ülkede uygulandığını aktardı.
Durgut, şöyle devam etti:
"Son dönemde yapılan vergi artışları, MPOWER ilkelerinden olan vergi artırımı konusunda Türkiye'nin kararlılığını göstermektedir. Bu sayede Türkiye'de sigara tüketiminin azaltılması, bu sayede sigaranın toplumda neden olduğu sağlık problemlerinin de önemli derecede önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Sigarada yapılan vergi artışları ile sigara tüketiminin azaltılması, hayatların kurtarılması, tütün kullanımıyla doğrudan ilgili hastalıklardan dolayı sigaranın sağlık sistemimizde oluşturduğu yükün azaltılması amaçlanıyor. Çok yüksek sigara içme oranları ve ölüm sayılarına rağmen Türkiye, Avrupa'da ve dünya genelinde sigaraların en ucuza satıldığı ülkedir. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise Türkiye sigara fiyatında 37 Avrupa ülkesi içinde en ucuz ülke. Tüketicilerin refah düzeyi kıyasına göre Türkiye'de 100 birim sigara alınırken İngiltere'de ancak 28 birim sigara alınabiliyor."
Yıllar içinde giderek düşen sigaraya başlama yaşı nedeniyle birinci hedefi, "gençlerin ve çocukların sigara bağımlılığından korunması" şeklinde açıklayan Durgut, şu bilgileri paylaştı:
"Yapılan araştırmalar göstermiştir ki sigarada vergi artırımının sebep olduğu her yüzde 10'luk artış, çocuk ve gençlerde sigara kullanımını yüzde 15 oranında azaltmaktadır. Bizler Anayasamızın 58. maddesinde yer alan devletimizin çocuk ve gençliğimizi zararlı alışkanlıklardan koruması hükmü ile çalışmalarımıza devam edeceğiz."
Durgut, günde 2 paket sigara içilen bir ailenin aylık sigara masrafının yaklaşık bin 80 lira olduğunu aktararak, sigara kullanımın neden olduğu engellilik ve erken ölümlerin iş gücünün üretkenliğini de ciddi biçimde etkilediğinin ve sigaranın sosyo-ekonomik kalkınma üzerinde doğrudan olumsuz etki doğurduğunun altını çizdi.
Türkiye'deki ölümlerin yüzde 88'inin bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklandığını, bu hastalıklardan herhangi biri nedeniyle 70 yaşından önce ölüm olasılığının 6'da 1 olduğunu anlatan Durgut, şunları kaydetti:
"Her yıl sigara kaynaklı bu hastalıklar�n tedavisi için 24,5 milyar lira sağlık harcaması yapılmaktadır. Buna verimlilik kaybından kaynaklanan ilave gizli maliyetler eklendiğinde büyük bölümü sigara kaynaklı bu hastalıkların Türk ekonomisine toplam yıllık maliyeti 69,7 milyar liradır (GSYİH'nın yüzde 3,6'sı). Mevcut durumda sigaradan alınan vergiler sonucunda elde edilen gelir sigaranın sadece sağlık sistemimizde neden olduğu yüke göre çok düşük durumdadır."
Durgut, çok yönlü ve ulusal politikaların uygulanmasıyla toplum sağlığının ölçülebilir düzeyde iyileştiğinin araştırmalarla kanıtlandığını vurgulayarak, toplanan vergilerin, sağlık sistemine yapılacak yatırımlar ile hem sigara bırakma hem de sigara kaynaklı sağlık sorunlarının tedavisi konusunda daha etkin bir mücadele verilebileceğini ifade etti.
"Günde bir paket sigara içen birisi, sigara içmeyerek biriktireceği parayla ev sahibi olabilir"
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl de tütüne talebin azaltılması için fiyat ve vergi önlemlerinin özellikle gençlerin sigaraya başlamasını önleme konusundaki etkisinin büyük olduğuna işaret ederek, fiyatlarda yüzde 10'luk artışın yüksek gelirli ülkelerde tütün kullanımını yüzde 4, orta ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 5 düşürdüğünü ve fiyata duyarlı düşük gelir grubundaki birey ve gençlerin tütün ürünlerine erişebilirliğini azalttığını kaydetti.
DSÖ'nün "Tütün Atlası"na göre, Türkiye'de erkeklerin yüzde 31'inin, kadınların yüzde 12'sinin tütün kaynaklı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirdiğini anlatan Erdöl, şöyle devam etti:
"Sigara içen vatandaşlarımız, her yıl 14,7 milyar dolarlık sigara yani hastalık satın almaktadır. Buna ilaveten sigaranın neden olduğu hastalıklardan kanser, kalp damar hastalığı, solunum yolu hastalıklarının ilaç ve tedavileri için her yıl 5,5 milyar dolar parayı sigara kartellerine ödüyoruz. Son yıllarda hızla artan tütün kullanımın azaltılması için mali önlemlerin yanı sıra 'Dumansız Hava Sahası' yasasının sıkı bir şekilde uygulanması ve nargile satışlarının daha sıkı denetlenmesi gereklidir.
Ülke olarak bütüncül politikalar uygulamak suretiyle toplumumuzu tütün salgınından koruyamazsak hem sağlık hem de ekonomik bakımdan büyük bedeller ödeyeceğimiz aşikardır. Günde bir paket sigara içen birisi, bu sigarayı içmeyerek biriktireceği parayla ev sahibi olabilir. Vatandaşlarımıza tütün ürünlerinde yaşanan fiyat artışını fırsata çevirerek ev sahibi olmalarını tavsiye ediyorum."
"Türkiye'de her 100 kişiden 32'si sigara içiyor"
DSÖ Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Program Yöneticisi Prof. Dr. Toker Ergüder, yüksek sigara vergilerinin hayat kurtarıcı olduğunu belirterek, Türkiye'de sigaranın neden olduğu kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve kronik hava yolu hastalıkları gibi bulaşıcı olmayan (kronik) hastalıkların her geçen gün artan bir halk sağlığı ve kalkınma sorunu haline geldiğine dikkat çekti.
Ergüder, şu bilgileri paylaştı:
"Türkiye'de her 100 kişiden 32'si sigara içmektedir ve Türkiye, dünya genelinde Bangladeş ve Endonezya'dan sonra en çok sigara içilen üçüncü ülkedir. Gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 15 civarındadır. Özellikle erkekler arasındaki sigara içme oranı çok yüksek olup her 100 erkekten 44'ü sigara içmektedir. Ne yazık ki ülkemiz sigara kaynaklı erkek ölümlerinde yüzde 38'lik oranla birinci sıradadır. TÜİK verilerine göre 2018 yılında 81 bin 129 kişi kanser nedeniyle hayatını kaybetti. Bunların 31 bin 322 kişisi ne yazık ki direkt sigaraya bağlı kötü huylu kanserlerdir."
"Ülkemizde artışın belli bir oranda devam ettiğini görmekteyiz"
Yeşilay Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Yeşilay'ın devlet kurumlarının da desteğiyle sigara ve diğer bağımlılık türlerinde uluslararası projeleri ve Türkiye sathında uyguladığı sigara karşıtı bağımlılıkla mücadele programlarıyla kendisini dünya çapında bir kanaat önderi olarak kabul ettirdiğini ve pek çok ölçülebilir başarılara imza attığını anlattı.
Alınan sonuçların yeterli olmadığını belirten Öztürk, şunları kaydetti:
"Aralıksız süren farkındalık projelerimize, yurt sathında uyguladığımız eğitim programlarımıza, kampanyalarımıza rağmen dünyaya ve gelişmiş ülkelere baktığımızda sigara kullanımı azalırken, halen ülkemizde artışın belli bir oranda devam ettiğini görmekteyiz. Sigara ile etkin mücadele veren gelişmiş ülkelerde sigaraya talebi azaltacak ve erişimi zorlaştıracak önlemler alındığı bilinmektedir. Bizler de ülkemizde toplumun tüm kesimleriyle birlikte 360 derece bir bakış açısıyla daha güçlü bir mücadele için sigara bağımlılığını önlemek ve toplumu sigaranın sağlığa zararlı etkilerinden korumak için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Yeşilay olarak, toplum sağlığını korumak için atılan bu adımı destekliyor ve halkımız tarafından da desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Sağlıklı bir toplum için sigara ile mücadele vazgeçilmez önceliğimiz."
Kaydol:
Yorumlar (Atom)