31 Mart 2019 Pazar

Dünyada kızamık vakaları neden artıyor?

ABD'nin New York eyaletine bağlı bir bölgede kızamık vakalarındaki artış nedeniyle acil durum ilan edildi. Peki kızamık vakaları neden artıyor? Aşının olumsuz etkileri konusunda yanlış bilgilerin kaynağı ve yayılmasında sosyal medyanın rolü ne? Türkiye'de aşı reddi eğilimi ne durumda?

New York eyaletindeki Rockland bölgesinde kızamık salgını nedeniyle acil durum ilan edildi.

New York City'nin kuzeyindeki Rockland County'de 153 kızamık vakasının ardından, aşısız çocukların kamuya açık alanlara girmesi yasaklandı.

Yasağa uymayanlara 500 dolar para cezası ile 6 aya kadar hapis cezası uygulanacağı bildirildi. Yasağın 30 gün boyunca uygulanacağı bildirildi.

Washington, California, Texas ve Illinois eyaletlerinde de kızamık salgını olduğu haberleri daha önce çıkmıştı.

ABD'de dini nedenlerle veya aşının otizme yol açacağına dair yanlış bilgilere dayanarak çocuklarına aşı yaptırmayı reddedenlerin sayısı giderek artıyor.

New York Times gazetesinde yer alan bir habere göre, söz konusu ilçedeki salgın esas olarak aşırı dindar Yahudilerin yaşadığı bir bölgede yoğunlaşmış bulunuyor.

300 bin nüfuslu ilçede aşılanma oranı yüzde 50-60 seviyesinde seyrediyor; uzmanlar bunun yeterli olmadığını vurguluyor.

Kızamık vakaları neden artıyor?
Peki, Avrupa ve ABD'de kızamık vakalarının artması neye bağlanıyor?

Bu sorun insanların aşı konusundaki davranışlarıyla ilgili.

Kızamık aşısının çocuklarda otizme yol açtığına dair söylentilerin yanlış olduğu çoktan ortaya çıksa da bu yanlış inanç, aşılatma oranını etkilemeye devam ediyor. Kızamık hastalığının içerdiği risklerden habersiz ebeveynlerin çocuklarını aşılatmama eğilimi de bunda etkili oldu.

Kızamık aşısı olmamış insan sayısı belli bölgelerde yoğunlaşmış halde her yıl artarken büyük bir risk faktörü oluşturuyor. Kızamık, dünyanın birçok bölgesinde yılda 90 bin insanın ölümüne yol açan bir hastalık. Aşı oranının düşük olduğu bölgelere seyahat vb. yollarla kızamık virüsü ulaştığında, hastalık hızla yayılıyor.

Avrupa'da üç kat artış
Kızamık bulaşıcı bir hastalık ve akciğer ve beyin hasarı da dahil olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Ancak bu tehlikelere rağmen birçok ülkede kızamık aşısı oranları düşüş gösteriyor.

Avrupa'da 2018 yılında 82 bin 500'ü aşkın kızamık vakası görüldü. Bu sayı son 10 yılın en yüksek rakamı, 2017'deki vaka sayısının ise üç katı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşı karşıtı hareketin 2019 küresel sağlık riskleri arasında üst sıralarda yer aldığını açıkladı.

'Kızamık aşısı-otizm bağlantısı'na dair söylentinin kaynağı ne?
Batılı ülkelerde kızamık aşısı oranlarının düşmesi esas olarak İngiliz cerrah Andrew Wakefield'ın açıklamalarına dayanıyor.

1997'de ünlü tıp dergisi Lancet'te yazdığı bir makalede Wakefield, kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) için yapılan karma aşının çocuklarda otizme yol açtığını iddia etmişti.

O tarihten beri yapılan birçok araştırmada aşı ile otizm arasında böyle bir bağlantı bulunamadı. Lancet dergisi bu araştırmayı yayından kaldırdı ve Wakefield İngiltere'de meslekten men edildi.

Ancak onun ileri sürdüğü iddialar nedeniyle KKK aşısı oranları İngiltere'de 1996'da yüzde 92'den 2002'de yüzde 84'e kadar düştü. O tarihten bu yana yüzde 91'e tırmandıysa da bu oran hala DSÖ'nün önerdiği yüzde 95'in altında.

Sosyal medyanın rolü
İngiltere'de Kamu Sağlığı Derneği, aşılar hakkında "yanlış ve tehlikeli bilgi" yayılmasında sosyal medyanın rolüne dikkat çekiyor.

Araştırmalar, sosyal medyada yayılan sahte haberlerin "aşılar konusunda yanlış bilgi içerdiği ve olumsuz mesajlar verdiğini" gösteriyor.

Uzmanlar, bu konudaki "sahte haberlerin" yayılmasını önlemek üzere sosyal medya şirketlerini adım atmaya çağırıyor.

Hükümet, sosyal medya şirketlerini aşılar hakkında yanlış bilgi içeren paylaşımları kaldırmaya zorlayan yeni bir yasa üzerinde çalışıyor.


Türkiye'de durum ne?
DSÖ verilerine göre, 2018'in ilk dokuz ayında kızamık teşhisi konan hasta sayısı 510'a ulaşmıştı.

Bu rakam 2017'de 69 olan vaka sayısına kıyasla büyük bir artışı ifade ediyor. 2016'daki kızamık vakası sayısı ise sadece 9'du.

Türkiye'de son dönemde henüz kızamık nedeniyle ölüm kaydı bulunmasa da çocuklarına aşı yaptırmayı reddedenlerin sayısı giderek artıyor.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 2015'te yüzde 97, 2016'da yüzde 98 olan aşılama oranı 2017'de yüzde 96'ya düştü.

Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, son yıllarda kızamık vakalarındaki artışa dikkat çekiyor.

Son birkaç yıldır Türkiye'de de artan aşı karşıtı söylemlerin etkisiyle ebeveynlerin çocuklarını aşılatmamaya başladıklarını vurgulayan Ceyhan, 2011 yılında 183 kişiyle başlayan aşı karşıtlığının 2013'te 980'i bulduğunu, 2017'de ise 23 bin 600 ailenin çocuklarına aşı yapılmasını reddettiğini belirtiyor.

Ceyhan, aşı reddinin 50 binleri bulması halinde Türkiye'de salgın meydana gelebileceği uyarısında bulunuyor.

Geçmiş salgınlardan elde edilen verilere göre, kızamık geçiren 1000 çocuğun 100'ü hastaneye yatıyor, bu çocukların yaklaşık 20'si hayatını kaybediyor, 30'unda ise beyin hasarı meydana geliyor.


12 Mart 2019 Salı

Şehir hastanelerinde "kişisel sözleşme" dönemi

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şehir hastanelerinde görev yapacak öğretim üyelerine, başhekim tarafından kişisel sözleşme yapılma dönemine girildiğini söyledi.
Ankara Şehir Hastanesi'nde basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen FahrettinKoca, 14 Mart Tıp Bayramı'nda resmi açılışı yapılacak şehir hastanesi hakkında bilgi verdi.

Koca, Ankara Şehir Hastanesi'nin Türkiye'nin sağlık üssü, Avrupa'nın en büyük ve dünyanın 3. büyük hastanesi olduğunu söyledi.

Koca, geçen ay Yüksek İhtisas ve AtatürkEğitim ve Araştırma hastanelerinin, Ankara Şehir Hastanesi'ne tamamen taşındığını ve 7 Şubat itibarıyla hasta kabulüne başlandığını anımsattı. Yeni dönemde şehir hastaneleriyle sağlıkta gelinen noktayı taçlandırmak istediklerini ifade eden Koca, "Özellikle yeni dönemde sağlıktaki vizyonumuzun, toplum olarak sağlıklı hayat tarzının benimsendiği, herkesin sağlık hakkının korunduğu, istenildiğinde, vaktinde kaliteli sağlık hizmetine erişilebilen bir Türkiye olmasını hedefliyoruz." diye konuştu.

Bakan Koca, 82 milyon vatandaşın hakkaniyetli, kaliteli, nitelikli ve özellikle sürdürülebilir bir sağlık hizmetine erişiminin ana hedefleri olduğunu vurguladı.

Şehir hastanelerine ilişkin birçok farklı yaklaşımların olduğunu bildiklerini anlatan Koca, şunları söyledi:

"Yeni dönemde şehir hastanelerini sadece kamu-özel iş birliğiyle yapılan hastaneler olarak tanımlamak istemiyoruz. Şehir hastanelerini yeni dönemde fonksiyonel yapısıyla da farklılık gösteren, özellikle bulunduğu bölgede son noktada sağlık hizmetinin verilebilir olduğu, hem araştırmanın hem üniversitenin de aynı zamanda içinde bulunduğu ve birlikte kullanım iş birliği çerçevesinde, hastanın artık oradan başka bir sağlık kurumuna sevk edilmediği hastaneler olarak konumlandırmak istiyoruz. Bu çerçevede örnek vermek gerekirse VanBölge Hastanesi, Erzurum Bölge Hastanesi, biz bu hastanelerin de eksikleri varsa yatırım anlamında bunu tamamlayarak, sağlık üssü olmak anlamında oraları da birer şehir hastanesi kimliğine çeviriyoruz.

Dünün özellikle son nokta görülen üniversite hastanesi kimliğinin, bundan sonraki süreçte araştırmanın, üniversite kimliğinin, klinik çalışmaların ve sağlık hizmetinin zirvede yapıldığı sağlık üssünün adı şehir hastanesi olacak."

Ankara Şehir Hastanesi, hasta kabulüne başlayan 9. hastane

Ankara Şehir Hastanesi'nin hasta kabulüne başlayan 9. hastane olduğunu belirterek, kapasitesi, açık ve kapalı alanları hakkında bilgi veren Koca, toplam 8 hastane kompleksinden oluştuğunun altını çizdi. Koca, hastanenin toplam yoğun bakım yatak sayısının 700 olduğuna dikkati çekerek, "Toplam ameliyathane sayısı 131, 2 tane de hibrit ameliyathanesi olan, yani aynı anda anjiyo ve müdahalenin yapılabilir olduğu ameliyathaneden de 2 tane mevcut." dedi.

Sağlık Bakanı Koca, hasta kabulüne başlayan Ankara Şehir Hastanesi'nde, organ nakillerinin yapıldığını, ayrıca her gün 8-10 açık kalp ameliyatının gerçekleştiğini söyledi. Hasta kabul ve ameliyat sayılarına ilişkin de bilgi veren Koca, 7 Şubat'tan itibaren 99 bin 625 poliklinik muayenesi, 16 bin 66 acil hasta müdahalesi, 2 bin 662 de ameliyat yapıldığını bildirdi.

“Her hastanenin 8 başhekimi olacak”

Ankara Şehir Hastanesi ile ilgili en çok merak edilen konulardan birisinin de yönetim modelinin nasıl olacağı konusu olduğuna değinen Bakan Koca, şu bilgileri aktardı:

"Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile birden fazla hastane yapısı kompleksi olan yapılar için koordinatör başhekimlik ve altında ona kadar olabilecek şekilde başhekim yardımcısı, idari ve mali direktörlük, her hastanenin bir başhekimi yine altında idari ve mali müdürlüklerin olduğu, bir yönetim şekliyle yönetiliyor. Bununla ilgili atamalar da yapılmış oldu. Bilkent'teki bu hastanenin koordinatör başhekimi ile birlikte ilave her hastanenin 8 başhekimi olacak."

Fahrettin Koca, daha önce birlikte kullanım ve iş birliğinin tek üniversite yapıldığını hatırlatarak, "Bu büyük yapıların tek üniversitenin yapısıyla sürdürmek zor olacağı için bununla ilgili de yakın dönemde bir kararname yayımlandı. Bundan böyle, birden üniversiteyle işbirliği birlikte kullanım protokolü imzalanabilir hale geldi. Hacettepe, Ankara, Gazi, Yıldırım Beyazıt ve Sağlık Bilimleri üniversiteleriyle nitelikli, özellikli birimleriyle her biriyle ayrı ayrı iş birliği veya birlikte kullanım protokolü imzalayabilir hale geldik. Bu da son derece önemlidir." diye konuştu.

Koca, yeni dönemde, hastanelerin işletim sisteminin özel sektörün dinamizmini kamu yapısının yönetiminin içine enjekte ederek yönetmek istediklerini dile getirdi.

"İlk defa akademisyenlerle kişisel sözleşme yapacağız"

Birden fazla üniversite ile sözleşme yaparak var olan yapının yönetiminin sürdürülebilmesi konusunda yakın dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden (TBMM) kanun maddesinin geçtiğini hatırlatan Bakan Koca, şunları kaydetti

"Birlikte kullanım protokolü imzaladığımız üniversiteler ve üniversitelerin öğretim üyeleriyle ilgili kurumun sorumlusu olan başhekim tarafından kişisel sözleşme yapılma dönemine de giriliyor. İlk defa, biz artık akademisyenlerle afiliye olan, birlikte kullanılan hastanelerimiz her öğretim üyesiyle kişisel sözleşme yapabilir durumdayız.

Yeri geldiğinde, eğitim kaygısını da gideren, 'ben haftanın bir günü klinik çalışma yapmak istiyorum' diyen öğretim üyesine yapılan sözleşmeyle bunu sağlayan ama diğer zaman dilimlerini de bir şekilde hastaya yapılması gereken müdahaleyi yapma fırsatı veren bir sözleşme dönemini sağlıyoruz.

Yeni dönemde, şehir hastanelerini her geçen gün mükemmeliyet merkezleri de oluşturarak, üniversitelerle iş birliği dahil olmak üzere, buralarda gerektiğinde farklı SUT uygulamalarıyla nitelikli insan kaynağımızı istihdam etme yani özel sektöre gitmesini önleme anlamında da bir yaklaşım içinde olacağız. Buralarda birçok araştırma ve çalışmanın yapılma imkanının da doğabileceği ortamlardan bahsediyorum."

Cep telefonları 'bakıcı anne' gibi kullanılıyor

Prof. Dr. Neriman Aral, 0-3 yaşlarında çocuğu olan bazı ebeveynlerin cep telefonlarını "bakıcı anne" gibi kullandığını söyledi.


Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neriman Aral, 0-3 yaşlarında çocuğu olan bazı ebeveynlerin cep telefonlarını "bakıcı anne" gibi kullandığını belirterek, aileleri çocuklarda teknoloji bağımlılığına karşı uyardı.

Kırşehir'de verdiği "Çocuklarda Teknoloji Bağımlılığı" konferansı sonrasında AA muhabirine açıklamalarda bulunan Aral, teknolojik bağımlılığın çocukların dışında yetişkinlerde de çok ciddi boyutta olduğunu ifade etti.

Aral, Türkiye İstatistik Kurumunun 16-74 yaşlarındaki kişiler arasında yaptığı bir araştırmada, bilgisayar ve internet kullanımının 2018'de, bir önceki yıla göre yüzde 10 artış gösterdiğinin belirlendiğini, erkeklerin kadınlara göre daha bağımlı olduğunun anlaşıldığını söyledi.

Çocuklara rol model olan ebeveynlerin, teknoloji bağımlılığıyla kötü örnek olduğunu dile getiren Aral, çocuklardaki bağımlılığın güç geçtikçe arttığına dikkati çekti.

Aral, 2017 yılında yaptıkları bir araştırmada, çocukların 6 yaşından önce hem bilgisayar hem cep telefonu kullandıklarını, yoğun bir şekilde televizyon izlediklerini ortaya koyduklarını aktararak, şöyle devam etti:

"Elde ettiğimiz verileri değerlendirdiğimizde çocukların büyük bir çoğunluğu hem bilgisayar hem de internet kullanıyor. Bunun sonucunda da bilinçsiz kullanım, çocukları bağımlılığa doğru bir sürece götürüyor. Özellikle 0-3 yaş grubunda çocukların bilgisayar, cep telefonu ve televizyonla tanıştırılmaması gerektiğine inanıyoruz. Bununla ilgili yapılmış çalışmalar var. Özellikle Amerika Pediatri Derneğinin verileri var. Onlar, elde ettikleri veriler ışığında 18 aylıktan önce çocukların teknolojik araçlarla tanıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Ben de 3 yaşından önce çocukların hiçbir şekilde teknolojik araçlarla tanıştırılmaması ya da çalıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum."

"Gelişimi olumsuz etkiliyor"
Bilgisayar, cep telefonu gibi cihazların "bakıcı anne" gibi değerlendirilmeye başlandığına dikkati çeken Aral, şunları kaydetti:

"Özellikle 0-3 yaşlarında, ebeveynler teknolojiyi bir bakıcı anne gibi kullanıyorlar. Yemek yedirmek, herhangi bir ortamda arkadaşlarıyla rahat sohbet edebilmek ve kendilerine engel olmaması için çocukların ellerine cep telefonlarını veriyorlar. Sanki o telefon bir bakıcıymış gibi çocuğun kendi içine kapanmasına bağımsız olarak orada sessiz şekilde oturmasına sebep oluyor. Annelerin gözünde teknolojik araçların 'bakıcı anne' gibi görevleri var. 0-3 ya da 0-6 yaşında çocuklar çok fazla teknoloji ile karşı karşıya kalırsa ilerleyen yıllarda dil gelişimini, sosyal gelişimini ve bilinçsel gelişimini etkileyebiliyor."

Teknolojinin bilinçli kullanılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Aral, "Yaşlara göre kullanım süreleri var. 3-6 yaşta bir çocuk teknolojik araç kullanıyorsa günlük 20-30 dakika sınırını koymak lazım. Yaş ilerledikçe bunun süresi biraz artabilir. Çocuklar 3 yaşından önce teknolojik alet kullanmasın. Kullanırken de uygun olan teknolojik araçları kullanmalılar. Uygun programları izlemeliler." diye konuştu.

1 Mart 2019 Cuma

Sigara paketine yeni düzenleme

Yeni yönetmelikle, sigara paketlerinin üzerindeki uyarı alanı yüzde 85'e çıkartıldı. Marka ve logo isimlerinin kaldırıldığı uygulama, 5 Temmuz'da başlayacak.
Tarım ve Orman Bakanlığı'nın sigaralar için hazırladığı yeni paket yönetmeliği bugünkü Resmi Gazete'de  yayımlandı.

Buna göre, paketlerin üzerinde markaların logosu, simgesi veya işaretleri bulunmayacak.

Uyarı alanlarının yüzde 85'e yükseltildiği (Şu an yüzde 65) standart sigara pakletleri ile çekiciliğin ve yanıltıcı özelliğin ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Yeni uygulama 5 Temmuz 2019 itibarıyla başlayacak, 5 Ocak 2020'den sonra piyasadaeski hiçbir ürün kalmayacak; eski ürünler imha edilecek.

Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yer alan Tarım ve Orman Bakanlığı yönetmeliğine göre, sigara ve tütün mamullerinin üzerinde birleşik sağlık uyarısı, yüzey alanının en az yüzde 50’sini, uyarı metni en az yüzde 30’unu ve bırakma bilgisi yüzde 12’den fazla olmamak üzere en az yüzde 10’unu  kaplayacak.

"Bu Yönetmelik, tütün mamullerinin girdi, emisyon, raporlama, etiketleme, paketleme ve güvenlik özellikleri de dahil olmak üzere tütün mamullerinin üretim şekli ve piyasaya arzına ilişkin usul ve esasları kapsar" denilen yönetmeliğin amacı şöyle tanımlandı:

"İnsan sağlığını esas alarak, tütün mamullerinin çeşitli şekillerde tüketiminden kaynaklanan kamusal, toplumsal ya da tıbbi nitelikteki her türlü zararlı etkilerini önlemeye yönelik tedbirler çerçevesinde, sigaralar için azami zifir, nikotin ve karbon monoksit emisyon seviyeleri dahil olmak üzere tütün mamullerinin girdi, emisyon ve raporlama yükümlülükleri ile tütün mamullerinin, birim paketi ve grupmanı üzerindeki sağlık uyarıları dahil olmak üzere aynı şekilde tasarlanmış düz ve standart biçimde etiketlenmesini, paketlenmesini ve güvenlik özelliklerini belirlemektir."

Türkiye'de üretilen veya ithal edilen tütün mamulleri dış ambalajında marka; bulunduğu yüzey alanının yüzde 5'ini aşmayacak şekilde, kabartma ve varak kullanmaksızın, helvetica karakterde ve yeknesak puntoda yazılacak.

Bir tütün mamulünün sağlık açısından faydalı olduğu veya daha az sağlık riski gösterdiği izlenimini yaratan vitaminler ve diğer katkı maddeleri, kafein veya taurin veya enerji ve canlılık ile ilişkili diğer katkı maddeleri ve uyarıcı bileşikler, emisyonlar için renklendirici özellikleri olan katkı maddeleri, içimlik tütün mamulleri için inhalasyonu veya nikotin alımını kolaylaştıran katkı maddeleri ile yanmamış formda kanserojen, mutojen, reprotoksik özelliklerine sahip olan katkı maddeleri içeren tütün mamulleri piyasaya arz edilemeyecek.

Uygulama 5 Temmuz'da başlayacak ve belirlenen normlara uymayan tütün mamulleri 5 Ocak 2020 tarihinden sonra piyasada bulundurulamayacak.

Üretimi 31 Aralık 2018 tarihinde sona eren ve üretiminde mentol veya türevleri kullanılan sigaralar 5 Temmuz'dan sonra piyasaya arz edilemeyecek.