Dünyada, 'İmparatorların çayı' olarak bilinen, Türkiye'de ise 'Beyaz iksir' adıyla kilosu 4 bin liradan 2 ay önce satışa çıkarılan beyaz çay, kısa sürede tükendi.
Beyaz çayın üretimi, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun'da, 5 yıl önce başladı. Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından başlatılan uygulamayla, 'Tomurcuk' olarak bilinen çayın üst filizleri üreticiler tarafından elle toplanıyor. Üreticiden kilosu 500 liraya alınan beyaz çayın üretiminin artırılması için çalışma yapıldı. Bahçeye giren üreticiler de olgunlaşan tomurcuk filizlerinin hasadını yaptı. Bu hasat döneminde Çaykur üreticilerden 911 kilo beyaz çay satın aldı. Rakamın düşük olduğu ve istenen miktarda beyaz çayın bu yıl da alımının gerçekleştirilemediği belirtildi. Ürün miktarının düşük olmasının, insan sağlığına faydaları nedeniyle üreticilerin beyaz çayı kendileri için saklamasından kaynaklandığı ifade edildi.
20'ŞER GRAMLIK KAVANOZLARDA SATILIYOR
Dünyada, 'İmparatorların çayı' olarak bilinen, Türkiye'de ise 'Beyaz iksir' adıyla kilosu 4 bin liraya alıcı bulan beyaz çay, 2 ay önce satışa çıkarıldı. Raflarda yerini alan beyaz çay, kısa sürede tükendi. Sınırlı üretilen beyaz çay, bu sezon da talepleri karşılayamadı. 20'şer gramlık kavanozlarda 80 liradan satışa sunulan beyaz çayı, Çaykur üretici ve çalışanlarına ise indirimle kilosu 2 bin 250 liradan satışa sundu. Beyaz çayın bu yıl özellikle yurt dışından talep gördüğü belirtildi. Ortadoğu ve Arap ülkelerinin yanı sıra Avrupa'dan da çok sayıda kişi beyaz çay için siparişte bulundu.
'SINIRLI MİKTARDA ÜRETİLİYOR'
Çaykur Genel Müdür Vekili Yusuf Ziya Alim, 911 kilo beyaz çay ürettiklerini açıkladı. Alim, "Beyaz çay sınırlı miktarda üretiliyor. Hasat döneminde üreticilerden 911 kilo beyaz çay aldık. Kilosu 4 bin liraya satılıyor. Üretici ve çalışanlarımıza ise kilosunu 2 bin 250 liradan veriyoruz. Fazla bir beyaz çay alamadık. Üretim miktarı düşük kaldı. Gelecek yıllarda bu miktarı artırmaya çalışacağız" dedi.
KANSERLİ HÜCRELERİ YOK EDEN ETKEN MADDEYE RASTLANMIŞTI
Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerinde 5 yıl önce başlanan beyaz çay üretiminde geçen sürede 3 ton ürün elde edildi. Dünyada kilosu bin dolardan 15 bin dolara kadar değişen fiyatlarla satılan beyaz çayın vücut direncini artırarak bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra, insan sağlığına önemli faydalarının bulunduğu biliniyor. Japonyada yürütülen bir çalışmada, Türk beyaz çayında kanserli hücreleri yok eden etken bir maddeye rastlanmıştı.
21 Ocak 2019 Pazartesi
17 Ocak 2019 Perşembe
Sporcu gıdalarına 'kreatin' sınırı
Sporcu gıdalarında, ürünün günlük tüketilmesi önerilen dozundaki kreatin monohidrat miktarı 5 gramı geçemeyecek.
Tarım ve Orman Bakanlığının "Türk Gıda Kodeksi Sporcu Gıdaları Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, sporcu gıdalarında ürünün günlük tüketilmesi önerilen dozundaki kreatin monohidrat miktarının üst sınırı 5 gram olarak belirlendi.
Kullanılacak kreatin monohidratın saflık kriterleri, ulusal veya uluslararası kurumlar tarafından tespit edilen genel kabul görmüş kriterlere uygun olacak.
Kreatin monohidrat içeren sporcu gıdalarının etiketinde, kreatinin bazı kişilerde mide ve bağırsak rahatsızlığına neden olabileceğine ve böbrek fonksiyonlarını bozabileceğine dair uyarı yer alacak.
Gıda işletmecileri, söz konusu düzenlemelere 31 Aralık 2019'a kadar uymak zorunda olacak.
Tarım ve Orman Bakanlığının "Türk Gıda Kodeksi Sporcu Gıdaları Tebliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"i Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, sporcu gıdalarında ürünün günlük tüketilmesi önerilen dozundaki kreatin monohidrat miktarının üst sınırı 5 gram olarak belirlendi.
Kullanılacak kreatin monohidratın saflık kriterleri, ulusal veya uluslararası kurumlar tarafından tespit edilen genel kabul görmüş kriterlere uygun olacak.
Kreatin monohidrat içeren sporcu gıdalarının etiketinde, kreatinin bazı kişilerde mide ve bağırsak rahatsızlığına neden olabileceğine ve böbrek fonksiyonlarını bozabileceğine dair uyarı yer alacak.
Gıda işletmecileri, söz konusu düzenlemelere 31 Aralık 2019'a kadar uymak zorunda olacak.
14 Ocak 2019 Pazartesi
Bir serum 800 lira
Özel hastanelerin bir bölümü vatandaşa “hizmet” adı altında uçuk faturalar kesiyor.
Özel hastaneler kış aylarının gelmesi ile birlikte artan hastalıkları fırsatçılığa çevirdi. Bazı hastanelerin sıkı denetimlere rağmen 'hizmet' adı altında vatandaşları açık açık soyduğu yönünde şikayetler arttı. Doktorda grip tedavisinde yaygın kullanılan bir serumu reçetelendiren Yeni Şafak muhabiri İstanbul’un 3 ilçesinde 6 özel hastane ve polikliniğe başvurdu. Sonuç şaşırtıcıydı. “SGK anlaşmamız yok” diyen hastane eczanede 12 lira olan serumu takmak için 800 lira istedi. SGK ile anlaşmalı hastanelerin fiyatı 50 ila 400 arasındaydı. 120 lira isteyen poliklinik ise pazarlık kapısını açık bıraktı.
40 TL’YE KADAR DÜŞTÜ
Cep yakan fiyatı aldıktan sonra SGK ile anlaşmalı hastanelere yöneldik. Girişteki görevlilere başvurarak reçetemizi gösterdik. Görevliler ise bizi ‘Acil’ bölümüne yönlendirdi. Tekrar reçetemizi gösterdik, bu kez istenen tutar 270 lira oldu. Aynı bölgedeki başka bir hastane ise reçetemize 300 TL fiyat biçti, gerekli görülmesi durumunda ilave ücret çıkabileceği uyarısında da bulundu. Gezdiğimiz diğer 3 hastanede 'acil servislere' yaptığımız başvurularda da 50 liradan 400 liraya kadar değişen ücretler talep edildi, ayrıca ilave ücretler istenebileceği de şerh düşüldü.
ECZANEDE 30 TL
Yolda gördüğümüz küçük bir polikliniğe de uğradık. SGK anlaşması olmadığını, serumu 150 liraya takabileceklerini söylediler. Çıkarken de 'bir şeyler yaparız' diyerek pazarlık kapısını açık bıraktılar. Hastaneleri dolaştıktan sonra bir de tedavide kullanılacak ilacın fiyatını eczaneye sorduk. Serumun 12 TL, içine katılacak grip ilaçları ile maliyetin 30 lirayı geçmeyeceği cevabını aldık.
PARA BİLE ALINAMAZ
Fiyat farklarını sorduğumuz Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Genel Başkanı Orhan Demir, böyle bir durumda ücret alınamayacağını söyledi. Demir şunları kaydetti: "Özel hastaneye ücret ödeyip ödemeyeceği yapılan müdahaleye bağlı, yatış yapılıyorsa, müşahade altına alınıyorsa veya tıbbi müdahale yapılıyorsa bu acildir. Dolayasıyla bir kişi özel hastaneye gittiğinde ister acilden girsin ister girmesin ücret alınamaz. Doktor serum takılmasını gerekli görüyorsa burada acil bir durum vardır. Zaten serum takmak tıbbi bir müdahaledir, damar yolu açılır, bir tıpçı gelir müdahale eder. Enjeksiyon yapma hatta koltuk altına ateşi düşsün diye soğuk tampon yapma bile tıbbi müdahaleye giriyor." Demir eczanede 50 lirayı geçmeyen bu ilaçlar için 500 lira alınamayacağını söyledi.
(Talha Menteş - Yeni Şafak)
Özel hastaneler kış aylarının gelmesi ile birlikte artan hastalıkları fırsatçılığa çevirdi. Bazı hastanelerin sıkı denetimlere rağmen 'hizmet' adı altında vatandaşları açık açık soyduğu yönünde şikayetler arttı. Doktorda grip tedavisinde yaygın kullanılan bir serumu reçetelendiren Yeni Şafak muhabiri İstanbul’un 3 ilçesinde 6 özel hastane ve polikliniğe başvurdu. Sonuç şaşırtıcıydı. “SGK anlaşmamız yok” diyen hastane eczanede 12 lira olan serumu takmak için 800 lira istedi. SGK ile anlaşmalı hastanelerin fiyatı 50 ila 400 arasındaydı. 120 lira isteyen poliklinik ise pazarlık kapısını açık bıraktı.
40 TL’YE KADAR DÜŞTÜ
Cep yakan fiyatı aldıktan sonra SGK ile anlaşmalı hastanelere yöneldik. Girişteki görevlilere başvurarak reçetemizi gösterdik. Görevliler ise bizi ‘Acil’ bölümüne yönlendirdi. Tekrar reçetemizi gösterdik, bu kez istenen tutar 270 lira oldu. Aynı bölgedeki başka bir hastane ise reçetemize 300 TL fiyat biçti, gerekli görülmesi durumunda ilave ücret çıkabileceği uyarısında da bulundu. Gezdiğimiz diğer 3 hastanede 'acil servislere' yaptığımız başvurularda da 50 liradan 400 liraya kadar değişen ücretler talep edildi, ayrıca ilave ücretler istenebileceği de şerh düşüldü.
ECZANEDE 30 TL
Yolda gördüğümüz küçük bir polikliniğe de uğradık. SGK anlaşması olmadığını, serumu 150 liraya takabileceklerini söylediler. Çıkarken de 'bir şeyler yaparız' diyerek pazarlık kapısını açık bıraktılar. Hastaneleri dolaştıktan sonra bir de tedavide kullanılacak ilacın fiyatını eczaneye sorduk. Serumun 12 TL, içine katılacak grip ilaçları ile maliyetin 30 lirayı geçmeyeceği cevabını aldık.
PARA BİLE ALINAMAZ
Fiyat farklarını sorduğumuz Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Genel Başkanı Orhan Demir, böyle bir durumda ücret alınamayacağını söyledi. Demir şunları kaydetti: "Özel hastaneye ücret ödeyip ödemeyeceği yapılan müdahaleye bağlı, yatış yapılıyorsa, müşahade altına alınıyorsa veya tıbbi müdahale yapılıyorsa bu acildir. Dolayasıyla bir kişi özel hastaneye gittiğinde ister acilden girsin ister girmesin ücret alınamaz. Doktor serum takılmasını gerekli görüyorsa burada acil bir durum vardır. Zaten serum takmak tıbbi bir müdahaledir, damar yolu açılır, bir tıpçı gelir müdahale eder. Enjeksiyon yapma hatta koltuk altına ateşi düşsün diye soğuk tampon yapma bile tıbbi müdahaleye giriyor." Demir eczanede 50 lirayı geçmeyen bu ilaçlar için 500 lira alınamayacağını söyledi.
(Talha Menteş - Yeni Şafak)
SGK 30 ilacı daha geri ödeme listesine aldı
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, yazılı açıklamasında, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olarak Tıbbi ve Ekonomik Değerlendirme Komisyonunda alınan kararlara göre 30 ilacın, bedeli ödenecek ilaçlar listesine dahil edildiğini belirtti.
Eşdeğer bu ilaçlar sayesinde sigortalıların tedavilerinde alternatifler ve erişim kolaylığı sağlandığını vurgulayan Selçuk, şunları kaydetti:
"Geri ödeme listesine eklediğimiz ilaçlar, antibakteriyel ilaçlar, kalp rahatsızlıklarında kullanılan ilaçlar, vitamin destek grupları, KOAH, epilepsi, analjezik, antitrombotik, demir ilaçları ve solunum yolu hastalıkları tedavisinde kullanılan ilaçlardan oluşmaktadır."
Selçuk, eklenen 30 ilacın mevcut durumda eşdeğeri bulunduğunu, bu ilaçların geri ödeme listesine ilave edilmesiyle kullanıldıkları tedaviler için alternatifler ve erişim kolaylığı sağlandığını bildirdi.
Bakan Selçuk, bu 30 ilaçla birlikte bedeli ödenen yurt içi ilaç sayısının 8 bin 547'ye yükseldiğini bildirdi.
Eşdeğer bu ilaçlar sayesinde sigortalıların tedavilerinde alternatifler ve erişim kolaylığı sağlandığını vurgulayan Selçuk, şunları kaydetti:
"Geri ödeme listesine eklediğimiz ilaçlar, antibakteriyel ilaçlar, kalp rahatsızlıklarında kullanılan ilaçlar, vitamin destek grupları, KOAH, epilepsi, analjezik, antitrombotik, demir ilaçları ve solunum yolu hastalıkları tedavisinde kullanılan ilaçlardan oluşmaktadır."
Selçuk, eklenen 30 ilacın mevcut durumda eşdeğeri bulunduğunu, bu ilaçların geri ödeme listesine ilave edilmesiyle kullanıldıkları tedaviler için alternatifler ve erişim kolaylığı sağlandığını bildirdi.
Bakan Selçuk, bu 30 ilaçla birlikte bedeli ödenen yurt içi ilaç sayısının 8 bin 547'ye yükseldiğini bildirdi.
11 Ocak 2019 Cuma
Dr. Yavuz Dizdar, tepki çeken sözlerine cevap verdi
Onkolog Dr. Yavuz Dizdar, "ortada kanser hastalığı yok" sözlerine gelen tepkilere cevap verdi. Dizdar, açıklamalarının arkasında olduğunu söyledi.
Onkolog Doktor Yavuz Dizdar, geçtiğimiz günlerde yaptığı "Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık falan yok... Sistem hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor." açıklamaları hakkında gelen tepkileri CNN Türk'te katıldığı 40 programında Buket Aydın'a değerlendirdi.
Aydın'ın sunduğu programda Dr. Yavuz Dizdar, "Kanser vakalarının büyük bölümü kanser değil. Bunu medyada söylemek risk değil mi?" sorusuna "Risk değil, nasıl söyleyeceksiniz başka? Kulaktan kulağa mı oynayacağız, bir şekilde söylemek zorundasınız." dedi. İşte Yavuz Dizdar'ın Buket Aydın'ın sunduğu 40 programında yaptığı açıklamalar şu şekilde:
"Söylediğiniz zaman tepki nereden geliyor? Bu işten nemalananlardan gelmiyor. Bir şekilde işini doğru yapanlardan geliyor. Çünkü onlar bu konuda hassaslar. Adam tümörün çapına göre 'Ameliyat parası istiyorum.' diyormuş. Olabilir mi? Kendine göre bir yol bellemiş. Fakat siz ortalama koşullarda yüksek çözünürlüklü kameraları düşünün. Bir alanı çektiğinizde fotoğrafı büyüttüğünüzde herkesin suratını seçebilir hale geliyorsunuz. Bu kadar hassaslaşmış olan makinalarla tanısı koyulan şeyin ileride kansere dönüşüp dönüşmeyeceğini bilmiyorsunuz ki. Tabii ki vücudumuzda kanser hücresi var. Siz bunu görünür hale getirirseniz yani çocuk durup dururken sıvı biyopsi denen gerçek biyopsi de yapmıyor, kandan örnek aldırtıp genetik taramaya gönderiyor. 'Sende falan filan mutasyonlar var.' diyor. Çocuk panik içerisinde, 'Bende mutasyon varmış.' diyor. Halbuki hiçbir alakası olmayan sistemi köpürtüyoruz"
YAVUZ DİZDAR NE DEMİŞTİ?
Dr. Yavuz Dindar, geçtiğimiz günlerde Sözcü gazetesinden Nazan Doğaner Halıcı'ya verdiği röprotaj da "Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık falan yok… Sistem hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor. Patolog birtakım olguların mikroskopta kansere benzediğini düşünüp, kanser diyor. Halbuki hastaya bakıyorsunuz; iştahı yerinde, kilo kaybı yok, hiçbir şeyi yok ama vücudunda bir şey çıkmış ya da bir şey genellikle çıkmamış ama biz tarayıp saptamışız. Artan tiroit kanserleri bunun bir örneği, prostat belli yaştan sonra standart hale geliyor.
"SAĞLIK ENDÜSTRİSİ İÇİN BİR GELİR KAYNAĞI"
Bunları saptayıp, mikroskopla tanı koymanızın geçerliliği kayboluyor, zira başta beslenme olmak üzere yaşam ve vücut değişmiş. Ancak tıp işin bu tarafıyla ilgilenmiyor, bilakis tanı konan her kişiye hasta muamelesi yapıp, sonra da tedavi ettik diyorlar. Amerika nispeten rahat, onlar zaten özel sigortası olmayanları dikkate almıyor. Oysa bizim için aslında hasta olmayan bu grup da genel sağlık sigortası kapsamında olduğundan, sağlık endüstrisi için bir gelir kaynağı. Devlet ödüyor, ödedikçe sistem bu şekilde suni biçimde şişiyor." demişti.
DR. YAVUZ DİNDAR KİMDİR?
1964 yılında dünyaya gelen Yavuz Dizdar, İstanbul'da doğdu. 1982 yılında İstanbul Erkek Lisesi’ndeki orta eğitimini tamamlarken 1988 yılında da İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini bitirdi. Tıp eğitiminin ardından o yıllarda Siirt’e bağlı olan Batman’da yaklaşık bir yıl mecburi hizmet yaptı.
1989-1992 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda ilaç bilimi üzerine, 1992-1996 yıllarında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda kanser üzerine uzmanlık eğitimini tamamladı. Dizdar aldığı bu eğitimlerinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde kanser biyolojisi ve immünolojisi doktorası unvanını aldı.
Halen aynı enstitüde radyasyon onkolojisi uzmanı olarak çalışan Yavuz Dizdar, tıbbi çalışmalarına paralel olarak 1994’ten bu yana Dünya Gazetesi’nde sağlık ekonomisi ve politikası konusunda yazılar yazmaktadır.
Onkolog Doktor Yavuz Dizdar, geçtiğimiz günlerde yaptığı "Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık falan yok... Sistem hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor." açıklamaları hakkında gelen tepkileri CNN Türk'te katıldığı 40 programında Buket Aydın'a değerlendirdi.
Aydın'ın sunduğu programda Dr. Yavuz Dizdar, "Kanser vakalarının büyük bölümü kanser değil. Bunu medyada söylemek risk değil mi?" sorusuna "Risk değil, nasıl söyleyeceksiniz başka? Kulaktan kulağa mı oynayacağız, bir şekilde söylemek zorundasınız." dedi. İşte Yavuz Dizdar'ın Buket Aydın'ın sunduğu 40 programında yaptığı açıklamalar şu şekilde:
"Söylediğiniz zaman tepki nereden geliyor? Bu işten nemalananlardan gelmiyor. Bir şekilde işini doğru yapanlardan geliyor. Çünkü onlar bu konuda hassaslar. Adam tümörün çapına göre 'Ameliyat parası istiyorum.' diyormuş. Olabilir mi? Kendine göre bir yol bellemiş. Fakat siz ortalama koşullarda yüksek çözünürlüklü kameraları düşünün. Bir alanı çektiğinizde fotoğrafı büyüttüğünüzde herkesin suratını seçebilir hale geliyorsunuz. Bu kadar hassaslaşmış olan makinalarla tanısı koyulan şeyin ileride kansere dönüşüp dönüşmeyeceğini bilmiyorsunuz ki. Tabii ki vücudumuzda kanser hücresi var. Siz bunu görünür hale getirirseniz yani çocuk durup dururken sıvı biyopsi denen gerçek biyopsi de yapmıyor, kandan örnek aldırtıp genetik taramaya gönderiyor. 'Sende falan filan mutasyonlar var.' diyor. Çocuk panik içerisinde, 'Bende mutasyon varmış.' diyor. Halbuki hiçbir alakası olmayan sistemi köpürtüyoruz"
YAVUZ DİZDAR NE DEMİŞTİ?
Dr. Yavuz Dindar, geçtiğimiz günlerde Sözcü gazetesinden Nazan Doğaner Halıcı'ya verdiği röprotaj da "Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık falan yok… Sistem hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor. Patolog birtakım olguların mikroskopta kansere benzediğini düşünüp, kanser diyor. Halbuki hastaya bakıyorsunuz; iştahı yerinde, kilo kaybı yok, hiçbir şeyi yok ama vücudunda bir şey çıkmış ya da bir şey genellikle çıkmamış ama biz tarayıp saptamışız. Artan tiroit kanserleri bunun bir örneği, prostat belli yaştan sonra standart hale geliyor.
"SAĞLIK ENDÜSTRİSİ İÇİN BİR GELİR KAYNAĞI"
Bunları saptayıp, mikroskopla tanı koymanızın geçerliliği kayboluyor, zira başta beslenme olmak üzere yaşam ve vücut değişmiş. Ancak tıp işin bu tarafıyla ilgilenmiyor, bilakis tanı konan her kişiye hasta muamelesi yapıp, sonra da tedavi ettik diyorlar. Amerika nispeten rahat, onlar zaten özel sigortası olmayanları dikkate almıyor. Oysa bizim için aslında hasta olmayan bu grup da genel sağlık sigortası kapsamında olduğundan, sağlık endüstrisi için bir gelir kaynağı. Devlet ödüyor, ödedikçe sistem bu şekilde suni biçimde şişiyor." demişti.
DR. YAVUZ DİNDAR KİMDİR?
1964 yılında dünyaya gelen Yavuz Dizdar, İstanbul'da doğdu. 1982 yılında İstanbul Erkek Lisesi’ndeki orta eğitimini tamamlarken 1988 yılında da İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini bitirdi. Tıp eğitiminin ardından o yıllarda Siirt’e bağlı olan Batman’da yaklaşık bir yıl mecburi hizmet yaptı.
1989-1992 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda ilaç bilimi üzerine, 1992-1996 yıllarında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda kanser üzerine uzmanlık eğitimini tamamladı. Dizdar aldığı bu eğitimlerinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde kanser biyolojisi ve immünolojisi doktorası unvanını aldı.
Halen aynı enstitüde radyasyon onkolojisi uzmanı olarak çalışan Yavuz Dizdar, tıbbi çalışmalarına paralel olarak 1994’ten bu yana Dünya Gazetesi’nde sağlık ekonomisi ve politikası konusunda yazılar yazmaktadır.
"Her gün en az 3 litre su içilmesi doğru değildir"
Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören, hayatın her basamağında yer alan suyun insan vücuduna etkisi üzerine açıklama yaptı. Kanda, insan vücudunun her yerinde ve hücrelerin içinde dahi su bulunduğunu belirten Op. Dr. Ören, her gün en az 3 litre su içilmesi gerektiği bilgisinin doğru olmadığını söyledi.
Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gürdal Ören, 1990’lı yıllardan itibaren bir çok kişi tarafından söylenen "her gün en az 3 litre su içilmeli" söylemi ile ilgili "Günün büyük çoğunluğunu evde geçiren bir ev hanımı ile bir maden işçisinin ihtiyacı aynı olabilir mi? Yürüme yetisini kaybetmiş tüm gününü yatarak geçirmek zorunda kalan bir hasta ile okula veya işe gitmek saatlerce yürüyen birinin?
Cevabımız ortak sanırım, tabiki hayır. Hayat tarzı farklıysa ihtiyaç da farklıdır. Ancak bu farkın tek sebebi hareketli veya durağan olmaktan kaynaklanmıyor. Bilimsel çalışmalar da bu kadar çok su içmenin saptanmış herhangi bir yararı olmadığı yönünde. Bizler gün içinde, sadece terleme yoluyla ortalama yarım litre suyu dışarı veriyoruz. Ayrıca sadece nefes verirken bile, ağız ve burnunuzdan çıkan havayla günde ortalama 237 mililitre su kaybediyoruz. İdrar ve dışkılama yoluyla da her gün 1.4 litre suyu dışarı atıyoruz. Bu ortalamaları topladığınızda, yaklaşık 2 litreye eşit olduğunu görüyorsunuz. Yani vücudunuzun günlük su ihtiyacına" dedi.
İşte buradaki su kaybının yerine koyulduğunda vücuttaki su dengesinin sağlandığını kaydeden Op. Dr. Gürdal Ören, "Üstelik günde iki litre su içerek değil aslında farklı yollardan da bunu zaten sağlıyoruz. Örneğin; yediğimiz sebzeler ve meyveler de aslında vücudumuz için sudur. Salatalığın, domatesin, marulun, elmanın, kayısının, incirin, kavunun, portakalın, karpuzun, hatta muzun bile neredeyse yüzde 90’ı sudur. Çaylar, kahveler de hesaba eklendiğinde elimizde su şişesiyle tüm gün gezmenin anlamsız olduğu sonucuna varabiliriz. Harcadığımız kadar su içmemiz yeterli, eksik kalanı ise vücut size 'susama' olarak söylüyor" şeklinde konuştu.
Ezberlenen bir başka formülün de "Zayıflamak için bol su için" yalanı olduğunu kaydeden Op. Dr. Gürdal Ören, "Kilolu insanlar su içmeyi bilmedikleri veya yetersiz içtikleri için mi bu durumdalar; hayır. Etrafınızda günde sadece bir bardak su içtiğini söyleyen insanların hepsi mi kilolu; hayır. Bu yüzden tek çözüm sadece su içmek değil, alınan kalori alımını azaltıp harcanan kaloriyi arttırmak. Mide, bağırsak ve böbrek gibi sindirim sistemi organları, cilt ve saç gibi görsellerimizin sağlığı için su tüketmek tabiki çok faydalıdır.
Ancak sadece su içimiyle bağdaşlaştırmak doğru değil. Her gün fiziksel aktivite yapmak, düzenli beslenmek, yemek seçimlerinde sağlıklı olanı tercih etmek aradığınız anahtardır" ifadelerini kullandı.
Bu kez ameliyathanede hastayı unuttular
İstanbul’da bir devlet hastanesinde bir hasta ameliyathanede unutuldu. Saatlerce ameliyathanede bekletilen hastaya, doktorların mesaisinin bittiği ve çıktığı söylendi
Ameliyatlarda makas ve sargı bezi unutulduğunu çok kez duyduk ancak bu kez unutulan ‘yok artık!’ dedirtti. Olay İstanbul’da bir devlet hastanesinde meydana geldi. Kanal D’de yayınlanan habere göre, böbrek ameliyatı için bıçak altına yatan 34 yaşındaki Buğra Kiftir, ameliyathanede unutuldu.
Saatlerce ameliyathanede bekletilen hastaya, doktorların mesaisinin bittiği ve hastaneden çıktığı söylendi. Yaşanan bu gelişmeyi genç adam şaşkınlıkla karşıladı.
“BENİ TAMAMEN UNUTTULAR”
Olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan Kiftir, “Genelde sargı bezi, makas unutulduğu söylenir. Beni tamamen ameliyathanede unuttular. Doktorların çıktığı ve mesai saatlerinin bittiği söylendi. Ancak ben 4-5 saat orada yatıyor bir şekilde bekledim. Kesinlikle skandal bir durum. Orada unutuldum fakat yaşlı bir insan ya da ufak bir çocuk da yerimde olabilirdi” dedi.
Ameliyatlarda makas ve sargı bezi unutulduğunu çok kez duyduk ancak bu kez unutulan ‘yok artık!’ dedirtti. Olay İstanbul’da bir devlet hastanesinde meydana geldi. Kanal D’de yayınlanan habere göre, böbrek ameliyatı için bıçak altına yatan 34 yaşındaki Buğra Kiftir, ameliyathanede unutuldu.
Saatlerce ameliyathanede bekletilen hastaya, doktorların mesaisinin bittiği ve hastaneden çıktığı söylendi. Yaşanan bu gelişmeyi genç adam şaşkınlıkla karşıladı.
“BENİ TAMAMEN UNUTTULAR”
Olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan Kiftir, “Genelde sargı bezi, makas unutulduğu söylenir. Beni tamamen ameliyathanede unuttular. Doktorların çıktığı ve mesai saatlerinin bittiği söylendi. Ancak ben 4-5 saat orada yatıyor bir şekilde bekledim. Kesinlikle skandal bir durum. Orada unutuldum fakat yaşlı bir insan ya da ufak bir çocuk da yerimde olabilirdi” dedi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)