29 Aralık 2018 Cumartesi

Çocuk programlarında 'abur cubur' reklamına yasak

Çocuklara yönelik radyo ve televizyon programlarında, "abur cubur" diye tabir edilen çikolata, şeker, gofret, cips gibi aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamı yapılamayacak.
Ticaret Bakanlığınca, çocuklara yönelik radyo ve televizyon programlarında, "abur cubur" diye tabir edilen çikolata, şeker, gofret, cips gibi aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamının yapılması yasaklandı.

Bakanlığın Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Yönetmelikle çocuklara yönelik reklamlarda düzenlemeye gidildi.

Buna göre, çocuklar için hazırlanan radyo ve televizyon programlarında ve münhasıran çocuklara yönelik diğer her türlü mecrada, Sağlık Bakanlığınca hazırlanan gıda ve içecekler listesinin kırmızı kategorisinde yer alan çikolata, şeker, gofret, enerji barı, kek, tatlı bisküvi, meyveli pay, çikolata kaplı bisküvi, cips, gevrek çerezler, meyve suları, enerji içecekleri, tatlandırıcılı tüm içeceklerle yenilebilir buzlar gibi aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamı yapılamayacak.

Yetişkinlere yönelik programlarda ise bu ürünlerin reklamının yapılması halinde, televizyonda ekranın alt kısmında izleyiciler tarafından rahatça okunabilir akar bant şeklinde, diğer mecralarda ise mecranın yapısına uygun bir şekilde, içinde düzenli ve dengeli beslenmeyi teşvik eden ifadelerin bulunduğu yazılı veya sözlü uyarılar yer alacak. Ürün gruplarında kullanılacak ifadeler Sağlık Bakanlığınca belirlenecek.

"Abur cubur" için hediye verilemeyecek

Aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıdaların satışını artırmaya yönelik uygulamalar kapsamında, çocuklar hedef alınarak, ürünle birlikte çocukların ilgi alanlarına ve beğenilerine yönelik hediyeler verilemeyecek ve benzeri hiçbir pazarlama tekniği uygulanamayacak.

Gıda üreticilerinin uyum sağlayabilmeleri için 30 Haziran 2019'da yürürlüğe girecek düzenleme hükümlerine aykırı davrananlar hakkında reklamın veya promosyonun yayınlandığı mecraya göre Reklam Kurulu tarafından 8 bin 546 lira ile 341 bin 921 lira arasında idari para cezası uygulanacak. İhlalin tekrarı halinde Kurul cezayı 10 katına kadar artırmaya yetkili olacak.

Yönetmeliğin, "aynı amaca ya da ihtiyacı karşılamaya yönelik rakip mal veya hizmetlere ilişkin hususların karşılaştırıldığı reklamlarda, rakiplere ait ürün adı, marka, logo, ticaret unvanı, işletme adı veya diğer ayırt edici unsurlara yer verilmeyeceği"ne ilişkin maddesi ise bugünden itibaren yürürlüğe girdi.

7 Aralık 2018 Cuma

Stres, çocuklarda DNA haritasını değiştiriyor

Kaliforniya'daki Salk Enstitüsü'nden genetikbilimci Fred Gage ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmaya göre erken çocukluk dönemindeki stresin DNA haritasını değiştirdiği sonucuna ulaşıldı
Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, stres faktörlerine maruz kalan bütün canlıların risk altında olduğunu ifade etti.

DHA'nın haberine göre; Genetikbilimci Fred Gage ve arkadaşlarının fareler üzerinde yaptıkları çalışmada doğum sonrasında anne ilgisinin yavruların DNA'sını değiştirdiğini ortaya koydu.

'Genlerimiz doğuştan geldiği şekliyle mi etki gösterir? Yoksa doğum sonrasındaki tecrübelerin genler üzerinde bir etkisi olabilir mi?" sorularına yanıt arayan Gage ve ekibi, bu çalışma ile erken çocukluk dönemindeki stresin DNA haritasını değiştirdiği sonucuna ulaştı.

Erken çocukluk döneminde hücrelerin hızlıca bölündüğünü ifade eden Prof. Dr. Yazıcıoğlu, "Çocuklar stres altında olduğu zaman DNA'ların mutasyonel mekanizmalarca bozulmaları ve ayrıca epigenetik mekanizmalarca da düzenlenmeleri söz konusu. Bu yönde çalışmalar var. Tabii ki stresi çeşitlendirebiliriz. Deneyde gösterildiği gibi anne ilgisi veya ilgisizliği bir stres yaratabilir. Bunun yanında çevresel koşullar, beslenme şekli, yaşama tarzı da çeşitli stresler yaratabilir" dedi.

BİRÇOK HASTALIĞA SEBEBİYET VERİYOR

Bu stres faktörlerine maruz kalan bütün canlıların risk altında olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yazıcıoğlu, "Kısa süreye kadar DNA´mızın stabil olduğu düşünülüyordu. Ancak görüldü ki DNA'mız stabil değil, dinamik bir yapıya sahip. Aslında yapılan çalışmalar gösteriyor ki epigenetik düzenlemeler, kanser, metabolik hastalıklar ve nörorelatif hastalıklara sebep oluyor. Bunun yanında hareketli genler dediğimiz çalışmada da örneği verilen L1 geni ile benzer genlerin, aslında kanser riskini artırdığı, hemofili hastalığına sebep olduğu, kas hastalıklarını tetiklediği, psikolojik ve nörodejeneratif hastalıklardan olan Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkları da tetiklediği bilinmekte" diye konuştu.

"RUHSAL BOZUKLUKLAR ORTAYA ÇIKABİLİR"

Çocukluk çağı travmalarının vücutta biyolojik olarak bir stres tepkisine sebep olduğunun altını çizen Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Atilla Tekin ise, "Bu sebeple de DNA hasarına sebep olarak ruhsal bozuklukların ortaya çıkışını kolaylaştırdığı biliniyor" diye konuştu.

"AİLELER BİLGİLENDİRİLMELİ"

Bu konuda ebeveynlere tavsiyelerde bulunan Dr. Atilla Tekin şunları söyledi: "Ailelerin bu konuda özellikle ihmal ve istismar kavramlarının ne olduğunu, hangi yaşantıların ya da hangi durumların çocuklar için travma niteliğinde olduğunu bilmeleri gerekir. Ülkemizde bu anlamda pedagojik olarak çok yeterli bir eğitim sistemi yok. Bu yüzden ailelerin çocukların temel duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının ne olduğuna dair bilgilendirilmeleri uygun olacaktır. Şüpheler söz konusu olduğunda ya da çocukların ruhsal gelişimi ile ilgili olumsuzluklar gözlemlendiğinde bizlere, yani ruh sağlığı çalışanlarına, profesyonellere başvurmalarını tavsiye ederim."

Bilim insanları en zararlı uyku biçimini açıkladı

Bilim insanları, yüz üstü uyumanın çeşitli sağlık problemlerine yol açtığını belirledi. Yapılan araştırmaya göre; yüz üstü uyumak sırt, boyun ağrısı ve eklemlerde karıncalanmaya yol açıyor

American Mayo Clinic'ten uzmanların yaptığı araştırmaya göre, yüz üstü uyumak sırt, boyun ağrısı ve eklemlerde karıncalanmaya yol açıyor. Ayrıca, mide üzerinde uyumanın da nefes almayı zorlaştırdığı belirtildi. Özellikle hamile kadınların yüz üstü uyumamaları konusunda uyarıda bulunan uzmanlar, yüz üstü pozisyonun kan akışını zorlaştırdığını belirtti.

"KARNINIZIN ALTINA YASTIK KOYUN" ÖNERİSİ

Sputnik News'ta yer alan habere göre; uzmanlar, yüz üstü pozisyonda uyurken omurganın zarar görmemesi için karın bölgesinin altına bir yastık koyulması ve sert bir yatakta yatılması önerisinde bulunuyor. Uzmanlar ayrıca, omurganın sağlığı için boynun rahatça hareket edebileceği pozisyonlarda uyunması gerektiğini vurguluyor.

YETERSİZ UYKU ALZHEIMER YAPABİLİR!

ABD'li bilim insanları tarafından yapılan bir diğer araştırmada ise, yetersiz gece uykusu ve Alzheimer hastalığı arasında bağlantı olduğu ortaya çıkarıldı. Uykusuzluk çeken insanlarda var olan 'amiloid plak birikiminin' diğer insanlara göre neredeyse üç kat daha fazla olduğu belirtildi.


Dizdar açıkladı! Ortada hastalık falan yok...

Onkolog Doktor Yavuz Dizdar, “Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık yok. Sistem, hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor” dedi

Kanser teşhislerine dair açıklamalarda bulunan Dr. Yavuz Dizdar, Sözcü'den Nazan Doğaner Halıcı'ya konuştu. "Beslenme değiştiğinde vücut da değişir, bunu bir saksının toprağının değişmemesi durumunda bile gözleyebilirsiniz, bitki uzar, ama yaprak vermez, cılızlaşır. Tonlarca kimyasal kullanıp yapay yollarla çoğalttıklarınızı, binlerce ucuz market açıp bedava fiyata verdiğinizde ister istemez görülen hastalıklar da farklılaşacaktır" dedi.

Dizdar, sözlerine şöyle devam etti:

* Bugün kanser denen vakaların büyük bir bölümü taramayla saptanıp hastalık konumuna sokuluyor, oysa ortada hastalık falan yok… Sistem hastaneleri doldurmak için hasta pompalıyor. Patolog birtakım olguların mikroskopta kansere benzediğini düşünüp, kanser diyor. Halbuki hastaya bakıyorsunuz; iştahı yerinde, kilo kaybı yok, hiçbir şeyi yok ama vücudunda bir şey çıkmış ya da bir şey genellikle çıkmamış ama biz tarayıp saptamışız. Artan tiroit kanserleri bunun bir örneği, prostat belli yaştan sonra standart hale geliyor.

* Bunları saptayıp, mikroskopla tanı koymanızın geçerliliği kayboluyor, zira başta beslenme olmak üzere yaşam ve vücut değişmiş. Ancak tıp işin bu tarafıyla ilgilenmiyor, bilakis tanı konan her kişiye hasta muamelesi yapıp, sonra da tedavi ettik diyorlar. Amerika nispeten rahat, onlar zaten özel sigortası olmayanları dikkate almıyor. Oysa bizim için aslında hasta olmayan bu grup da genel sağlık sigortası kapsamında olduğundan, sağlık endüstrisi için bir gelir kaynağı. Devlet ödüyor, ödedikçe sistem bu şekilde suni biçimde şişiyor.

Dizdar, insanların çalışma hayatına atıldığında kendilerine çocukluğunda benimsetilmeye çalışılan genel ilkeleri de unuttuğunu söyledi.

"Oysa bize benimsetilmiş olan bu ilkeler temel ahlak kuralları olmanın ötesinde 'kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapma' şeklinde özetlenebilecek kavramlardan oluşuyor" ifadesini kullanan Dizdar, şu görüşleri dile getirdi:

* Ben genel olarak bu mesajın hatırlanmasını istiyorum, işte o zaman konu vicdana geliyor… Vicdan aslında herkeste bulunan, ama sesi pek duyulmayan, ışıltısı görülmeyen bir kavram… Günümüzde artık iyice vahşileşmiş olan üretim, pazarlama modellerinden tutun, haksız kazanca dair ne varsa vicdanın unutulmasından kaynaklandığını görüyorsunuz. Bu hastalığa en çabuk tutulan ya da işleri gereği en çok dikkati çekenler de ister istemez doktorlar oluyor, "beyaz ilk önce kirleniyor". Bu durumda hastalık, buna tutulan ya da potansiyel hasta olan herkes ticari faaliyetin bir parçası haline geliyor. İnanın bunun ürün miktarının suni yollarla artırılmasından bir farkı yok.

Doktor hastayı kazanç, hasta da doktoru onu örselemeye hazır bir sistemin parçası olarak algılamaya başlıyor. O nedenle eleştirinin temelini kendi alnımın yozlaşmasına, yani tıp ticareti üzerine kuruyorum. Özetle doktorların hepsi olmasa da önemli bir bölümü vicdanlarını kaybetmiş. Onlara bunu hatırlatmak gerekiyordu.

'Yerli aşı, 2019'da kullanılmaya başlanacak'

Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, "Difteri ve tetanoz için 2019'dan itibaren Türkiye'de üretilen aşı kullanılmaya başlanacak" dedi
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Sağlık Bakanlığınca önerilen aşılar hakkında aile hekimlerini bilgilendirmek amacıyla Antalya'da düzenlenen 9. Uluslararası Katılımlı Aile Hekimliği Kongresi'ne katıldı. Aile hekimlerinden aşılamanın önemini vatandaşlara anlatmalarını isteyen Ceyhan, Türkiye'de aşı alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Türkiye'nin 1800'lü yılların sonunda aşı üreten üç ülkeden biri konumunda olduğunu anlatan Ceyhan, cumhuriyetin ilk yıllarında 22 çeşit aşı üretildiğini, ancak yıllar sonra teknolojiye uyum sağlanamaması nedeniyle üretimin bırakıldığını ifade etti.

Son yıllarda milli aşı üretimi için önemli adımlar atıldığını belirten Ceyhan, sağlık camiasını heyecanlandıran gelişmelerin olduğunu bildirdi.

İlk olarak difteri ve tetanoz aşısı için çalışmaların başladığını söyleyen Ceyhan, Bakanlık ile yerli bir firma arasında 3 yıl önce sözleşme imzalandığını anımsattı.

Ceyhan, firmanın da Ankara'da antijen üretim ve aşı dolum tesisi için çalışmalarına başladığını kaydetti. Çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu dile getiren Ceyhan, "Difteri ve tetanoz için 2019'dan itibaren Türkiye'de üretilen aşı kullanılmaya başlanacak" diye konuştu.

Bunun dışında halk arasında zatürre aşısı olarak bilinen her çocuğa yapılan konjuge pnömokok aşısı için de antijenlerin dışarıdan gelerek, İstanbul'daki bir merkezde işlendiğini dile getiren Ceyhan, beşli karma aşısının da Türkiye'de şişelendiğini, lokal olarak hepatit A aşısı ile ilgili çalışmalar da bulunduğunu bildirdi.

Aşı üretiminin sadece ülkenin ihtiyacını karşılaşacak şekilde düşünülmemesi gerektiğine işaret eden Ceyhan, aşı yaparken gelir elde etmenin de hedeflenmesi gerektiğini belirtti. Ceyhan, yüksek teknolojideki aşıların da üretilmesi ve yaygınlaştırılmasının önemine vurgu yaptı.

"AVRUPA'DA 50 ÜLKEDEN SADECE 5'İNDE"

Avrupa'da 50 ülkeden sadece beşinde aşı üretilebildiğini aktaran Ceyhan, "Şu anda paranız var, gidip aşıyı alabiliyorsunuz ama paranız olsa bile aşıyı alamayabilirsiniz. Biz bu gözle baktığımız için 'milli aşı üretimi' diye seferberlik başlattık. Sadece üretime başlamak önemli değil, o teknolojiyi sürdürmek, geliştirmek de önemli" dedi.

Aşılamanın hiçbir ilaçla kıyaslanamayacak kadar çok önemli bir konu olduğunu vurgulayan Ceyhan, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnsanlar yeni bir şey zannediyorlar ama aşılama bizim geleneksel tıbbımız. Bugün halk arasında bilinen hacamat, kupa, sülük, akupunktur gibi tedaviler bizim geleneksel tıbbımız değil, bunlar bize dışarıdan gelmiş. Halbuki aşılar atalarımızın Orta Asya'dan getirip, İngilizler aracılığıyla dünyaya öğrettikleri bir uygulama. Şu anda dünyada küçüklü büyüklü bütün ülkeler bir şema dahilinde ekonomik imkanlarına göre birçok hastalığa karşı aşıyla korunmaya çalışıyorlar. Hiçbir ülke 'aşı yaptırmayalım' demiyor. Herkes program dahilinde uyguluyor."

Aşılama ile dünyada 3 milyon çocuğun ölümden kurtulduğunu belirten Ceyhan, daha doğru bir planlama ile 2 milyon çocuğun daha hayatının kurtulabileceğini söyledi.

"AŞI, EN UCUZ SAĞLIKLI KALMA YÖNTEMİ"

Türkiye'de çocuk ve bebeklerdeki aşılanma oranlarının yüzde 96-98 civarında olduğunu dile getiren Ceyhan, yetişkinlerde aşılamanın yeterli düzeyle olmadığını bildirdi.

"Türkiye'de yetişkin aşılama çok kötü durumda. Maalesef yüzde 70-75 seviyelerde. Grip aşısı için yüzde 4, zatürre aşısı için ise yüzde birlerin altında. Yetişkinlerde de başarılı bir aşılama uygulayabilirsek milyonlarca yetişkini aşıyla korunabilen hastalıklardan koruyabilir, ölümlerden kurtarabiliriz." diyen Ceyhan, bu açıdan aşı güvenliğinin çok iyi bilinmesi gerektiğini kaydetti.

"Aşıda yan etki" olarak konuşulan iddiaların doğru olmadığını savunan Ceyhan, "En ucuz sağlıklı kalma yöntemi. Bunu hiçbir ilaçla kıyaslamak mümkün değil" dedi.

Vatandaşın da Sağlık Bakanlığının önerdiği aşıları yüksek oranda uygulandığını belirten Ceyhan, duyarlılığın daha da artırılması için hekimlerin daha hassas davranmalarını istedi.

Koca kasabada tek başına yaşıyor!

http://www.finansgundem.com/foto-galeri/koca-kasabada-tek-basina-yasiyor-galeri/1367251

En faydalı ve sağlıklı besinler belirlendi

http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/en-faydali-besinler-belirlendi-galeri/1367650

Bayındır Sağlık Grubu şimdi Azerbaycan'da

Türkiye İş Bankası iştiraklerinden Bayındır Sağlık Grubu, şimdi de kardeş ülke Azerbaycan’a sağlık köprüsü oluşturacak Bakü ofisi ile faaliyete başladı.
Kaliteli sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması vizyonu ile yola çıkan Bayındır Sağlık Grubu, Türkiye’de sağlık turizmini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Sağlık turizmine her daim destek verenBayındır Sağlık Grubu, Türkiye’ye gelen yabancı hasta sıralamasında ilk 4 ülke arasında yer alan kardeş ülke Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de açtığı ofis ile hizmet vermeye başladı. TC. Bakü BüyükelçiliğiTicaret Müşaviri Ahmet Ataker ve yardımcısı Mehmed Aliyev ile TC. Bakü Büyükelçiliği Gümrük Müşaviri Eser Çengel’in katıldığı açılış yoğun ilgi gördü.

Türkiye’de sağlık hizmeti almak isteyen Azeri hastalara tüm yönleriyle etkin bir tanıtımın yapılacağı ofiste aynı zamanda hastanın Türkiye’ye geliş organizasyonundan tedavi sonrası gerekli tıbbi kontrollerin yapılması ve hasta memnuniyeti takibine kadar birçok alanda destek sağlanacak.

“SAĞLIK TURİZMİNE KATKI”

Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Sağlık Grubu’nun, uzun yıllardır sağlık turizminin sıhhatli, güvenilir ve katma değerli gelişmesi için çalışmalarını sürdürdüğünü hatırlatan Bayındır Sağlık Grubu Genel Müdürü Sezai Sevgin, “Türkiye sağlık turizminin parlayan yıldızı... Ülkemiz her ne kadar sağlık turizmi potansiyeline sahip olsa da yabancı hastalarla koordinasyonun sağlanması ve hastaların doğru bilgilendirilmesi açısından tanıtım çalışmalarının yapılması da ayrıca gereklilik arz ediyor. Bakü ofisimiz ile ülkemizin sağlık turizmi potansiyelinin tanıtımına katkı sağlamak bizim için ayrı bir kıvanç vesilesi.  Bayındır Sağlık Grubu olarak sağlık turizmi alanında yıllardan bu yana olan tecrübemiz ve modern tıbbı yakından takip eden ihtisaslaşmış nitelikli kadrolarımızla hizmet vermekteyiz. Kardeş ülke Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de faaliyet geçirdiğimiz ofisimizle de sunduğumuz bu kaliteli hizmete erişimin kolaylaşacağı bir köprü kurmuş olduk. İki ülke arasında var olan dostane ilişkileri sağlık alanındaki birlikteliklerimiz ile bir adım daha ileriye taşıyacağını ve sağlık turizmine katkı sağlayacağına inandığımız ofisimizde hizmet vermekten mutluluk duyuyoruz” dedi.

Kalp sağlığıyla ilgili bilmeniz gereken 7 gerçek!

http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/bu-belirtiler-varsa-galeri/1367761

Kalp krizi tarih mi oluyor?

Pamukkale Üniversitesinde (PAÜ) bilim insanlarının yaptığı çalışma sonucu kalp krizi riskini önceden tahmin edebilen biyosensör geliştirildi

PAÜ Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip Atar ile İskenderun Teknik Üniversitesi (İSTE) Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Lütfi Yola’nın ortaklaşa yürüttükleri kalp krizi riskini tahmin edebilen biyosensör geliştirme çalışmaları yaklaşık 9 ay sürdü.

RİSKLERİ ÖNCEDEN BELİRLENECEK

“Biosensors and Bioelectronics” isimli dergide de yayımlanan çalışmada geliştirilen elektrokimyasal biyosensör, kalp kasında meydana gelen hasarlar sonrasında kan dolaşımına salınan ve kalp krizini tetikleyecek troponin değerlerini anlık ve yüksek seçicilikle tespit edecek. Böylelikle zaman içinde oluşabilecek riskler en aza indirgenerek, kalp krizi riskleri önceden belirlenecek.

“KALP KRİZİNİN ÖNÜNE GEÇMİŞ OLACAĞIZ”

Prof. Dr. Necip Atar, yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayımlanan rapora göre hipertansiyon etkili koroner kalp yetmezliği, doğumsal kalp deliği ve koroner damar rahatsızlıkları içeren kardiyovasküler bozuklukların ölüm oranı en yüksek hastalıkların başında geldiğini belirtti. Nanoteknolojik esaslı biyosensörlerin geliştirilmesi, elektrokimyasal sensörlerin hazırlanması, çevre açısından bunların değerlendirilmesi gibi birçok konuda çalışmalar yaptıklarını dile getiren Atar, “Son yaptığımız çalışmada, kalp krizi riskini anlık tahmin eden bir biyosensör geliştirdik ve bu biyosensör, Avrupa’da yüksek impakt faktörlü dediğimiz prestijli bir dergide Biosensors and Bioelectronics’te yayımlandı. Plazmada eser oranda bulunan troponin 1 isimli madde kalp hasarlarından sonra anlık olarak yükselmektedir ve bunun sonucu kalp krizi gerçekleşmekte, nefes darlığı meydana gelmektedir. Bu madde kanda 1 hafta gibi bir süreyle bulunmaktadır. Bunu kalp krizi öncesi hızlı bir şekilde sensörle tayin ettiğimiz zaman kalp krizinin önüne geçmiş olacağız. Bu da tıp anlamında çok önemli bir keşif ve buluş olarak değerlendirilecektir” ifadelerini kullandı.

Bu biyosensör elektrotunun bor nitrür kuantum nano parçacıklarla yapıldığına işaret eden Atar, “Türkiye, dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahip olmasından dolayı bor nitrür de tamamen milli ve yerli bor kimyasallarından elde edilen bir nano malzeme. Bu nano malzeme de biyosensörün temelini teşkil etmekte” diye konuştu.

Atar, bunun yanı sıra geliştirilen elektrokimyasal biyosensörün, şimdiye kadar kullanılan troponin kan testlerinden önemli bir farklılık ve avantajlar içerdiğini, bundan dolayı seçiciliği yüksek ve hızlı cevap alabilen biyosensörün kalp krizi gibi önemli sağlık risklerini önceden tahmin ederek ölüm riskinin azalmasını sağlayacağını, tedaviye başlama zamanı ve uygun tedavi konusunda yol gösterici olacağını ifade etti.