25 Mayıs 2018 Cuma

Johnson&Johnson 25.7 milyon dolar tazminat ödeyecek

ABD'li kozmetik ve bakım ürünleri üreticisi Johnson&Johnson, ülkede görülen "bebek pudrası" davasında suçlu bulundu
ABD'nin Kaliforniya eyaleti Yüksek Mahkemesinde görülen davada jüri üyeleri, davacı Joanne Anderson adlı kadını haklı bulurken, Johnson&Johnson'ın  25,7 milyon dolar tazminat ödemesine karar verildi.

Bovling oynarken ayakkabılarının içi ve elleri için Johnson&Johnson marka bebek pudrasını yıllarca kullandığını ifade eden Anderson, ürünün içinde yer alan "asbestos" adlı maddenin kendisinde "plevral mezotelyoma" adlı bir tür akciğer kanserine neden olduğunu iddia etmişti.

68 yaşındaki Joanne Anderson kendi çocukları için de aynı marka bebek pudrasını kullandığını belirtirken, dava sırasında uzmanlar Anderson'ın söz konusu bebek pudrasını yıllar boyunca 10 binden fazla kere kullandığının tahmin edildiğini vurgulamıştı.

Nisan ayında New Jersey eyaletinde görülen bir davada jüri üyeleri, Johnson&Johnson'ın ürünü içindeki asbestos nedeniyle mezotelyoma görülen bir kişiye 117 milyon dolar ödenmesi kararını almış ancak dava temyize gitmişti.

Ayrıca, Johnson&Johnson'ın talk pudrasını genital bölgelerinde kullanan yaklaşık 4 bin 800 kadının da şirkete karşı açılmış davaları bulunurken, davacılar bu ürünün kendilerinde yumurtalık kanserine neden olduğunu öne sürüyor.

19 Mayıs 2018 Cumartesi

5 yıldızlı oteller kışın hastaneye dönüşecek

Yaz turizminin gözdesi 5 yıldızlı otellerde, istenilen koşulları taşımaları halinde, kış sezonunda yaşlı bakımı, fizik tedavi ve rehabilitasyonla termal sağlık hizmetleri verilebilecek
Sağlık Bakanlığınca çıkarılan "Konaklamalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezleri Hakkında Yönetmelik"e göre, konaklamalı fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezini oluşturan konaklama tesisi ve her bir merkez, Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi alması kaydıyla uluslararası sağlık turizmi faaliyeti gösterebilecek.

Bu kapsamda, hem termal sağlık hem yaşlı bakımı hem de fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin bulunacağı üçlü komplekslerde sağlık hizmetleri sunulacak.

Bu çerçevede, özellikle yaşlı bakım, engelli bakımlarıyla ve sağlık hizmetleriyle ilgili bu merkezlerin entegre olduğu bir yapı oluşturulacak. Bu şekilde Sağlık Bakanlığı onayı dahilinde yeni tesisler kurulacak.

"Otelin, kamu ya da özel hastane ile afiliye olmaları sağlanacak"
Yaz turizminin gözdesi olan 5 yıldızlı otellerde kış sezonunda bu tür hizmetler verilebilecek.

Bu amaçla, özellikle kışın atıl kalan 5 yıldızlı otellerde, konaklayan turistlerin dışında girişi başka yerden olmak kaydıyla yaşlı bakım ve termal sağlık hizmetleri sunulabilecek. Bu otellerin, sağlık hizmetleri için entegrasyonu sağlanacak. Bunun için Sağlık Bakanlığınca ruhsat verilecek.

Kış sezonunda bu hizmetten faydalanacak otellerin odalarının dizaynı, otelde doktor, hemşire ve mesul müdür bulunması gibi sağlık hizmet sunumunda belirlenen kriterleri taşıması gerekecek. Her 10 hastaya bir hemşire şartı aranacak.

Bu kapsamda yaşlı bakım ya da termal sağlık hizmeti alanlar, söz konusu otellerin yemek hizmetlerinden, sosyal tesislerinden de faydalanabilecek.

Öte yanan hizmet verecek otelin, kamu ya da özel hastane ile bağlantılı olmaları sağlanacak. Otelden hizmet alırken kişinin herhangi bir sağlık sorunu yaşaması halinde ilgili hastanede ileri tedavi yapılabilecek.

Doktora sözlü saldırıya ağır fatura!

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi'nde 2016 yılında meydana gelen olayda, Y.K., rahatsızlanan eşi C.K.'yi hastaneye getirdi. Bir süre sonra eşiyle ilgilenilmediğini düşünen Y.K., acil serviste görevli doktor Kaan Ataman ile tartışmaya başladı. Tartışma sırasında Y.K., iddiaya göre, Ataman'a "Sen kimsin? Seni çok pis yaparım. Benim paramla maaş alıyorsun" dedi. Tartışma sonrasında sağlık çalışanlarına karşı şiddetin önlenmesine yönelik 'beyaz kod' uygulandı, doktor Ataman Y.K.'den şikayetçi oldu. Y.K. hakkında, ‘hakaret ve basit tehdit' suçlamasıyla kamu davası açıldı.

İzmir 18'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına sanık Y.K., şikayetçi olan doktor Kaan Ataman ve tarafların avukatları katıldı. Üzerine atılı suçlamayı kabul etmeyen ve sadece serzenişte bulunduğunu öne süren Y.K., "Ben doktora hakaret etmedim, tehditte bulunmadım. Sadece bizim verdiğimiz vergilerle bize hizmet etmek zorundasınız, diye serzenişte bulundum. Beraatimi talep ediyorum" dedi.

Mahkeme heyeti, 'tehdit' suçundan delil yetersizliği dolayısıyla sanık Y.K.'nin beraatine karar verdi. Y.K., hakaret ettiği gerekçesiyle 304 gün hapis cezasına çarptırıldı. Cezanın 2 yılın altında olması nedeniyle 304 gün hapis cezası 6 bin 80 liralık adli para cezasına çevrildi.

Sanık Y.K., karara itiraz etti; ancak üst mahkeme, itirazını reddetti.

"KARAR EMSAL NİTELİĞİNDEDİR": Doktor Kaan Ataman'ın avukatı Gonca Karakaptan, mahkemenin verdiği kararın emsal niteliği taşıdığını belirterek, "Daha önce de karşılaştığımız olaylarda ‘Benim vergimle maaş alıyorsun, senin maaşını ben ödüyorum' şeklindeki söylemler Yargıtay'a göre hakaret sayılmıyordu. Bu tarz olaylarda beraat kararı veriliyordu. Ancak bizim davamızda çıkan karar, emsal niteliğindedir. Artık kimse bu söylemlerde bulunup hakaret edemeyecek" dedi.


Aciller ASM'ler ile nefes alacak

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Gümüş, "Radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin de olacağı merkezler mini bir hastane görevi görecek. Bu merkezlerde yeni alacağımız aile hekimleri çalışacak." dedi
Sağlık Bakanlığı, acil servislerdeki yoğunluğu azaltmak için Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) kuracak.

Acil servislerdeki artan yoğunluk nedeniyle Bakanlık, aile hekimlerinin daha çok rol alacağı yeni uygulama başlatacak. Bu kapsamda 75 bin nüfuslu yerlere kurulacak mini hastaneler, gece 23.00'e kadar açık olacak.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, aile hekimlerine yönelik çalışma yürüttüklerini ve bir aile hekimine düşen hasta sayısını düşürmeyi hedeflediklerini söyledi.

Aile hekimlerinin şu anda 3 bin civarında hasta baktığını belirten Gümüş, 2019'da bu sayıyı 2 bin 500 kişiye indirecek sistemin ön çalışmasını yaptıklarını kaydetti.

Gümüş, 75 bin nüfusa sahip yerlerde üst düzey sağlık hizmeti verecek merkezler açılacağını dile getirerek, "Radyoloji ve laboratuvar hizmetlerinin de olacağı merkezler mini bir hastane görevi görecek. Bu merkezlerde yeni alacağımız aile hekimleri çalışacak. Sözleşmeli aldığımız aile hekimlerini burada istihdam edeceğiz ve merkezlerimiz gece 23.00'e kadar açık kalacak." dedi.

"4 bin uzman hekim alacağız"

Vatandaşın bu merkezlerden alacağı sağlık hizmeti sayesinde hastaneye gidişlerin de azalacağını vurgulayan Gümüş, şöyle konuştu:

"Mahalle bazında yüzde 90 sorunlar çözülecek. Bu sistem hastane acillerindeki yoğunluğu da azaltmış olacak. İlk etapta pilot çalışma başlatıyoruz. Triajı mahalleye alıyoruz. Edirne, Malatya, Silivri, Bartın'da hazırlığını yapıyoruz. Yıl sonuna kadar bunlardan özellikle İstanbul, İzmir, Ankara'yı yapacağız. Bu şehirler çok kalabalık olduğu için buralarda sorun oluyor. Buradaki ekip, aile hekimlerinin kronik takiplerini de yapacak.

Aile hekimi, ultrason çekemiyor bu sisteme geçtikten sonra ultrason da isteyecek, sonucunu alacak. Röntgen çekilmiyor. Vatandaş bunlar olmadığı için oralara gitmek istemiyor. Uzman da burada olacak. Aile Sağlığı Merkezlerini, kamu hastanelerine de afiliye edeceğiz. Bir ara istasyon gibi vatandaşların sorunlarını çözecek. Bu merkezlerde aynı zamanda vatandaş diş hizmetlerinden de yararlanacak."

Gümüş, Aile Sağlığı Merkezlerinde emekli olan uzman hekimlerin de çalışabileceğini dikkati çekerek, şu bilgileri verdi:

"24 Haziran'daki Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nden sonra pilot illerde uygulama devreye girecek. Örneğin Samsun'da varsa yüz tane uzman isteyen onları alacağız yoksa eğer kamu hastanelerinden görevlendirme yapacağız.

Bu şekilde 4 bin civarında uzman almayı düşünüyoruz. 72 yaşa kadar süre olduğu için emekli olanlardan da olabilir. Şu ana kadar bu hekimlerimizden de 150 başvuru geldi. Bazıları da başladı. Genel durumu uygunsa çalışmaya ihtiyaç da varsa direkt olarak başlattıklarımız da var. Buradaki uzmanlar, ameliyat yapmayacağı için emekli hekimlerimizin de çalışmasında bir engel yok. Hekimlerimiz, kadın doğum takibi yapabilir, gerektiğinde hastane ile ilişkisi olursa sevk almaksızın hastayı gönderebilir. Sistem bir anda devreye girmeyecek. Öncelikle 300 tanesi için çalışıyoruz."

6 Mayıs 2018 Pazar

Canan Karatay'dan kelle paça tavsiyesi

Kırmızı etin yağıyla birlikte tüketildiğinde vücut için daha faydalı olduğunu belirten Prof. Dr. Canan Karatay, "Hanımlar güzellik için botoks yaptırıyor, en güzel kollajen ve botoks kelle paçada vardır" açıklamasında bulundu
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, şeker, un, rafine tuz ve yağların insan sağlığını doğrudan olumsuz yönde etkilediğini dile getirdi.

Bu tür besinlerin kandaki insülin ve trigliserit miktarının artmasına ve bütün hastalıkların temelinde hücresel düzeyde bozuklukların başlamasına neden olduğunu aktaran Karatay, şunları söyledi: "Bunları yemediğimiz zaman şekerimiz ve insülinimiz yükselmez. Şekerli içecekler, bal, pekmez de dahil bunlar insülini zıplatır. İnsülini zıplatırsak 3-12 yaşından itibaren vücutta hastalıklar, metabolik bozukluklar başlıyor çünkü insülin yükseldiği anda vücuttaki hormonal denge alt üst oluyor, hormonal değerler aşağı iniyor. İnsülin hormonu yüksek olduğu zaman stres ve tansiyonu artırıyor."

"FELÇ, KANSER, OBEZİTE, KALP KRİZİ GİBİ HASTALIKLAR GENETİK OLARAK GEÇMEZ"

Karatay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, son 25 yıl içerisinde obezite, kanser, felç, kalp krizi gibi hastalıkların giderek yaygınlaştığına dikkati çekti.

Bu tür rahatsızlıkların genetik olarak ortaya çıkan hastalıklar olmadığını savunan Karatay, şu değerlendirmeyi yaptı:

"Dünyada kalp krizi, felç, kanser ve obezite salgını var. Salgın hiçbir hastalık genetik olamaz. Onun için annede meme kanseri, alzaymır, şeker hastalığı var sende olacaksın diye bir şey yok. Bunların hepsinin sağlıklı yaşam, sağlıklı ve doğal beslenme olursa önlenebileceği gösterildi. Halkımızı umutsuzluğa sürüklemeyeceğiz, her şeyin sağlıklısını yiyeceğiz ve bunu düzeltmek doktorların ya da benim elimde değil, sizin kendi elinizde" dedi.

"KELLE PAÇA DOĞAL BOTOKS"

Karatay, sağlık için rafine yağlar yerine doğal tereyağı, zeytinyağı ve balık yağının mutlaka tüketilmesi gerektiğini vurguladı.

Kırmızı etin yağıyla birlikte tüketildiğinde vücut için daha faydalı olduğuna işaret eden Karatay, etli yemeklerden özellikle kelle paçanın sağlık açısından büyük faydalarının olduğunu anlattı. Karatay, şöyle devam etti: "Yağlı balıklar, köy tavuğu yumurtası, tam yağlı kaya tuzlu peynir, tam yağlı yoğurt tüketilecek. Karbonhidratlar da doğal olacak, fabrikadan çıkmış olmayacak. O halde doğanın bize bahşettiği en sağlıklı şey kelle paça, içinde her şey var. Bunu bol bol yiyeceğiz, gençler ve çocuklar maalesef bunun ne olduğunu bilmiyor çünkü anneler bunu çocuklarına vermedi, tattırmadı, küçümsendi. Kemik ağrılarına, eklem ağrılarına iyi gelir, bağışıklık sistemini güçlendirir. En güçlü kollajendir. Şimdi hanımlar güzellik için botoks yaptırıyor, en güzel kollajen ve botoks kelle paçada vardır."

"FINDIK FISTIK ÇITIR ÇITIR, HEM KAN YAPAR HEM ISITIR"

Probiyotik içeriği bakımından mevsiminde turp ve havuç tüketilmesinin de sağlık için faydalı olduğunu ve ömre uzattığını ifade eden Karatay, doğal besinlerin daha çok tok tuttuğunu bildirdi. Karatay, şunları kaydetti: "Fıstık yerseniz, fıstık gibi olursunuz, uzun ve sağlıklı yaşarsınız. Doğal olarak yani kavrulmamış olarak yiyeceksiniz. Zamanımızda yerli malı haftası vardı şimdi de var. O zaman bize ezberletmişlerdi, biz de çıkar titreye titreye "Fındık fıstık çıtır çıtır, hem kan yapar hem ısıtır" diye şiir okurduk. Neden hem kan yapıyor hem ısıtıyor? Çünkü doğanın doğal olan mineral, vitamin, karbonhidrat, omega 3 ve omega 6 yağ deposu olarak kabul edilir."

Karatay, Elazığ Belediyesince düzenlenen "Elazığ'ın Bilim İnsanları Elazığlılarla Buluşuyor" programına ve kendisi ile Yazıcıoğlu'nun isimlerinin verildiği Ataşehir'deki iki parkın açılışına da katıldı.


5 Mayıs 2018 Cumartesi

Yanlış teşhis, gereksiz ameliyat ve 3 bin 300 lira fatura

Hürriyet yazarı Sefer Levent, bir özel hastane mağdurunun başına gelenleri köşesine taşıdı. İşte Levent'in o yazısı:

Sağlık alanında yapılan yatırımların önemi tartışılmaz. Özel hastane sayısının artması kamu hastanelerine müthiş destek oldu. Zaten tek başına kamunun sağlık hizmeti vermesini beklemek, bütün yükü onun omuzuna yüklemek haksızlık olur. Ancak bu sektördeki haksız kazanç girişimlerini de zaman zaman bu köşede gündeme getiriyorum. En önemli amacım vatandaşı uyarmak. İşte bu haksız girişimlerden birini daha okurum H.S. sayesinde öğrendim. Aynen paylaşıyorum ki, konu net anlaşılsın tüm okurlarım dikkatli olsun…

TEŞHİS HATALI

“Özel bir hastanenin kadın doğum uzmanına muayene oldum. Meme kanseri geçmişim var. Muayene sonrasında doktor bana kullandığım meme kanseri ilacının etkisiyle rahmimde oluştuğunu belirttiği polipler ( küçük ve genellikle iyi huylu tümöral oluşum) gördüğünü söyledi. Böyle bir durumda bu poliplerin mutlaka alınması gerektiğini söyledi. Bu işlemin basit bir operasyon olduğuna da dikkat çekti. Düşünmek için zaman istedim. Ertesi gün doktoru tekrar aradım ve teşhisten emin olmak istediğimi söyledim. Beni çağırdı ve tekrar ultrasonla baktı. ‘Kesin eminim, gününü ayarlayalım bekletmeyelim’ dedi. Bu kadar emin olması üzerine bir hafta sonraya ameliyat günü ayarladık. Bana genel anestezi yapılacağı, işlemin 10-15 dakika süreceği bilgisi verildi. Ameliyatımı bir profesörün yapacağını da söyledi. Ancak bu profesör beni ameliyattan önce muayene etmedi hatta görmedi bile.

Randevunun alındığı gün sabah gittim. Anesteziyi aldım. Uyandığımda beni ilk muayene eden doktor başımdaydı. Bana sözüm ona müjde verdi. Polip yokmuş gözün aydın dedi ve gitti. Ben yeni yeni ayılmaya başladığım için ne olduğunu, bu sözlerin ne anlama geldiğini tam olarak anlamadım.
Eşim geldiğinde doktoru tekrar çağırdık aynı sözleri tekrarladı ve yine gitti. Bu kez ben kendimde olduğum için ‘hiç polip yoksa niye ameliyat oldum’ diye düşünmeye başladım. Sonuçta genel anestezi almıştım, rahmime bir operasyon yapılmıştı ve kanamam vardı. İyi de polip falan yoksa niye kanamam vardı, bana ne yapmışlardı? Üstelik yan etkisi nedeniyle polip oluştuğunu düşünerek bu süreçte ilacımı da bırakmış ve yeniden kanser olma riskimi artırmıştım.
Bende polip olmadığına göre bana ne yaptıklarını resmi olarak açıklamalarını, operasyonu yapan doktorun mutlaka bana bilgi vermesi gerektiğini, bunun hasta hakkı olduğunu da ısrarla belirttim.

Operasyonu yapan doktorla yüz yüze görüşemeden hastaneden taburcu oldum. Ödeme de yapmadım. İki gün sonra operasyonu yapan doktor beni aradı:

“Kesin polip var demek yanlış. Ancak teşhiste bulunan doktorlar zaman zaman polipe benzer kabarıkları karıştırıyorlar. Aslında bunu size belirtmeleri gerekirdi. Belirtilmediği için teşhisi koyan doktor hatalı davranmış. Ben onun adına özür dilerim” dedi.

Yani bu kadar basitti onlar için. Bana söylenmiş olsaydı emin olmadan asla böyle bir operasyonu kabul etmezdim. Şu anda hala hastaneye borçlu durumdayım. Ancak ödeme yapmama konusunda kararlıyım. Gerekirse bu konuda dava açmayı düşünüyorum. Size bu konuyu yazmamdaki amaç diğer vatandaşların da benzer sıkıntı yaşamaması.”

ÇOK VAHİM İDDİALAR

Hastanelerin ameliyat konularında titiz davranmaları gerekiyor. Elbetteki hayati konularda ameliyat gerekiyorsa hızlı davranılabilir. Ancak her koşulda vatandaşın doğru şekilde, eksiksiz bilgilendirilmesi gerekir. Hastayı korkutarak, paniğe sevk ederek lüzumsuz ameliyata teşvik eden doktorların bunları çeşitli kotalar, primler vs için yaptığı iddiaları gerçekten çok vahim.

Bu tür şikayetlerin tekrarlanmaması için gereken denetimlerin yapılması, gereksiz ameliyat ve fatura çıkartmayı alışkanlık haline getiren hastanelerin caydırıcı olacak şekilde ağır cezalandırılması da düşünülmeli. Vatandaşın sağlığını sömürmeye kimsenin hakkı yok!

Hastaneden ikinci darbe:

POLİP YOK PARAYI SEN ÖDE

OKURUM H.S.’nin başına gelenler teşhis hatası ve gereksiz ameliyattan ibaret değil. Bazı hastanelerin ödeme konusunu nasıl hafife aldığına, bu konuda da nasıl ciddiyetsiz bilgilendirme yaptıklarına örnek aslında yaşadıkları. Bırakayım yine kendisi anlatsın:
“Tam işin psikolojik tarafını düşünürken hastanem karşıma yeni bir sürprizle çıktı. Ama ne sürpriz.

Ameliyat öncesi hastaneden fiyat almıştım. SGK kapsamında ameliyat olursam kendim de 3500 TL ödemek zorundaydım. Özel sağlık sigortamı kullanırsam hiç para ödemeyecektim. Ben de ameliyatımın özel sağlık sigortam kapsamında yapılmasını istedim.

Hastane özel sağlık kuruluşumdan ön provizyon alındığını ameliyat öncesi bildirdi. Yani ödeme konusunda hiçbir problem yoktu.

Fakat ameliyattan sonra hastane yetkilileri ödemeyi benim yapmamı istedi. Çok şaşırdım. ‘İyi de ön provizyon almıştınız. Benden niye ödeme istiyorsunuz’ diye sorduğumda ön provizyonun tanı amaçlı olmaması koşulluyla alındığını söylediler. Bende polip çıkmadığı için sigorta kuruluşu bu operasyonu tetkik amaçlı kabul ediyordu. Bir başka değişle bende polip çıkmadığı için cebimden para çıkacaktı!

Boşu boşuna ameliyat olduğum yetmezmiş gibi bir de benden bilgilendirilmediğim halde para istiyorlardı.

Operasyonun bedelinin aslında 6500 olduğunu ancak bana özel 3300 liraya düşürdüklerini söylediler. Yani hastanem bana sözüm ona ikinci müjdeyi de vermiş oldu.

Kelimenin tam anlamıyla isyan çıkardım. Bana haksız yere operasyon yaptıklarını bir de üstüne haksız yere para istediklerini söyledim. Bu koşullarda hiçbir ödeme yapmayacağımı özellikle vurguladım.”