21 Nisan 2018 Cumartesi

Obezitede Avrupa'yı geçtik Amerika ile yarışıyoruz

Türkiye’de her 100 erkekten 20.5’i, her 100 kadından da 41’i obez. Yani obezite kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha yüksek. Türk kadını obezitede Avrupa'yı geçti.

Sağlık Bakanlığı Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre, Türkiye’de her 100 erkekten 20.5’i, her 100 kadından da 41’i obez. Yani obezite kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha yüksek. Toplamda fazla kiloluların oranı % 34.6, fazla kilolu ve şişmanların oranı % 64.9. Çok şişman olanların oranı ise % 2.9. Haberin detayları şöyle:

1. DOĞU KARADENİZ

Obezite sıklığı bölgelere göre değişiyor. En sık görüldüğü bölge % 33.1 ile Doğu Karadeniz. 2. sırada % 33 ile Batı Anadolu, 3. sırada ise % 32.9 ile Orta Anadolu geliyor. Obezite oranı Batı Marmara Bölgesi’nde % 30.7, Doğu Marmara’da % 30.6, Akdeniz’de % 30.1, Ege’de % 28, Kuzeydoğu Anadolu’da % 23.5, Güneydoğu Anadolu’da % 22.9, Ortadoğu Anadolu’da ise % 20.5 olarak saptandı. AB’nin resmi istatistikleri de Türkiye’nin obeziteyle imtihanı konusunda hiç umutlu bir tablo çizmiyor. Özellikle kadınlarda obezite ve şişmanlık oranı % 56.7 ile hem AB ortalamasının üzerinde, hem de Avrupa ülkeleri arasında en kötüsü.

ERKEKLERİMİZ 15’İNCİ

Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Mahmut Şahin, obezitenin artık bir “salgın”a dönüştüğünü söylüyor. Avrupa Kalp Damar Hastalıkları İstatistikleri (ATLAS) verilerine göre Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) üyesi 56 ülke arasında Türkiye en kilolu ülkeler sıralamasında erkeklerde 15, kadınlarda ise ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de sağlığı tehdit eden en yaygın hastalıkların başında kalp ve damar hastalıkları geliyor. Prof. Dr. Şahin, obezite ve fazla kilolu olmakla, kan basıncı yüksekliği, diyabet, kolesterol yüksekliği gibi kalp hastalığı risk faktörleri arasında kuvvetli ilişki bulunduğunu söylüyor. Prof. Dr. Şahin, “Türkiye’de koroner kalp hastalığının fazla olmasının nedenleri hareketsiz yaşam, obezite, kan yağlarının yüksekliği ve yüksek tansiyonun kadınlarımızda daha çok görülmesi. Ülkemizde alınan kalori miktarı artarken, hareketsizlik nedeniyle tüketilen enerji azalıyor. Yani yaşam tarzımız hastalık üretiyor” dedi.

2 KATI HIZLA ARTIYOR

Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz ise Türkiye’de son 20 yıldan bu yana obezite artışının büyük bir ivme kazandığına dikkati çekiyor. Yapılan çalışmalar, Türkiye’de obezite artış hızının kıta Avrupa’dan 2 kat daha yüksek olduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Yılmaz, “Bu artışın bu kadar yüksek olmasının 2 önemli nedeni var. Birincisi, bizim yerel mutfağımızın yağdan ve karbonhidrat yönünden daha zengin olması, ikincisi, ulus olarak daha az hareket ediyor olmamız” diye konuştu. Türkiye’nin milli ‘fast-food’u dürüm, lahmacun, ekmek arası döner vb. gibi yağlı ve yüksek karbonhidratlı besinlerden oluşuyor.

HAREKET YETMİYOR

Prof. Dr. Yılmaz şunları söyledi: “Sonuçta teknolojiyi daha fazla seven, spora az zaman ayıran, yerel mutfağı daha ağır olan bir ulus olarak ciddi bir obezite artış hızıyla karşı karşıyayız. Ülkemizde obezite ile mücadelede hareketsiz yaşamla mücadele önceliklendirildi. Oysa tüm bilimsel veriler sağlıklı beslenen insanlarda hareketsiz yaşam da olsa, obezitenin oluşmadığını gösteriyor. Yani obezitenin altındaki ana nedenin sağlıksız ve kötü beslenme olduğunu ortaya koyuyor.”

GENLER DE ÖNEMLİ

Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı diyetisyen Prof. Dr. Murat Baş, genlerin de vücut ağırlığının düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığının düşünüldüğünü söyledi, “Son 10 yılda iş yerinde fitness merkezlerinin sayısı önemli ölçüde arttı. Fakat yaşamımızın geri kalan kısmı hareketsiz olduğu için, bu aktiviteler yetersiz kalıyor. Ülkemizde yetişkinlerin sadece % 15-20’si düzenli fiziksel aktivite yapıyor” dedi.

ABD’DEN DE KÖTÜYÜZ

ABD’de normalden fazla kiloluların oranı % 35.4, obezite sıklığı % 29.6. Ülkede obezite sıklığı rekoru % 35.9 oranıyla Arkansas eyaletinde. Obezitenin en yaygın göründüğü ikinci eyalet % 35.7 ile Batı Virginia, üçüncü eyalet ise % 35.5 ile Missisippi. Colorado 50 eyalet içinde % 21.3 ile obezite sıklığının en düşük olduğu yer. ABD verileri Türkiye ile kıyaslandığında çarpıcı bir sonuç çıkıyor. Türkiye, ABD’nin 31 eyaletinden daha kötü durumda. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, fazla kiloluluk ve obezite Avrupa’daki yetişkinlerde tip 2 diyabetin % 80’inden, kalp hastalıklarının % 35’inden ve hipertansiyonun % 55’inden sorumlu. Her yıl 1 milyondan fazla insanın ölümüne neden oluyor.

KENT FARKI

ÇOCUK ve ergenlerdeki obezite artışı da alarm veriyor. Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’na göre 0-5 yaşta fazla kilolu olanların oranı % 17,9, fazla kilolu ve şişman olanların da oranı % 26,4. Bu, 20 yıl sonra Türkiye’de sadece obezite değil, diyabet ve diyabete bağlı kalp hastalıkları, felç, yüksek tansiyon, böbrek, kanser ve pek çok hastalığın artacağı anlamına geliyor. Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Diyabet Kliniği’nden Prof. Dr. Şükrü Hatun, “Türkiye’de şişmanlık sıklığı kentlerde kırsala göre 3 kat fazla. Benzer fark İstanbul/batı ile doğu/güneydoğu için de geçerli. Bu veriler çocuklardaki şişmanlık artışında yaşam ve beslenme tarzının ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor. Kentler ve batıdaki çocuklar küçüklükten itibaren fazla kalori içeren ve yendiğinde/içildiğinde keyif veren ve bu nedenle de ömür boyu yeme alışkanlığı kazanılan ürünlerle daha çok karşılaşıyorlar. Erken yaşlarda şişmanlamaya başlıyorlar” dedi.

Salmonellalı yumurta krizi ABD'ye sıçradı

ABD Gıda ve İlaç İdaresi, 13 Nisan tarihli bir açıklamada, Hyde County, North Carolina'daki Rose Acre Çiftliği tesisinden yumurtaların ciddi bir enfeksiyona neden olabilen bir salmonella formu ile kirlenmiş olabileceğini söyledi

Salmonella virüsü ABD'nin Kuzey Carolina eyaletinde bir çiftlikte üretilen yaklaşık 207 milyon yumurtayı etkilediği belirtildi. Yumurtalar 9 eyaletteki mağazalar ve restoranlara çeşitli marka isimleri altında satıldı. Bu eyaletler Colorado, Florida, New Jersey, New York, Kuzey Carolina, Pennsylvania, Güney Carolina, Virginia ve Batı Virginia. FDA Komiseri Scott Gottlieb Twitter mesajında ​​“Bu yumurtaları olan tüketiciler onları yememelidir. Onları atın veya satın aldığınız yere iade edin.” ifadelerine yer verdi. FDA, 22 kişide hastalık belirtisi bildirildiğini açıkladı. Üretici şirket ise, gönüllü olarak yumurtaları geri çağırdı. Geri çağırma, günde 2.3 milyon yumurta üreten çiftlikte neredeyse 10 günlük üretim ile eşdeğer.

Kanserde erken teşhis için bir adım daha

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gırtlak, geniz ve burun kanserlerinin erken teşhisini kolaylaştırılacak "Dar Bant Görüntüleme Sistemi" kullanılmaya başlandı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde kullanılmaya başlanan "Dar Bant Görüntülüme Sistemi" ile gırtlak, geniz ve burun kanserleri artık daha kolay tespit edilebilecek.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'nden yapılan açıklamaya göre, gırtlak, geniz ve burun kanserlerinin erken teşhisi ile nükslerin yayılımı konusunda büyük avantajlar sağlayacak "Dar Bant Görüntülüme Sistemi", düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

Toplantıda konuşan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özdoğan, cihazın aslında 1999 yılında geliştirildiğini ve 2004'ten itibaren tıbbın çeşitli alanlarında kullanılmaya başladığını anlattı.

Prof. Dr. Özdoğan, cihazın yüzeyleri daha iyi incelemeyi ve özellikle damarsal bölümler hakkında bilgi vermeyi sağladığına işaret etti. Bu sayede kanser vakalarında erken teşhisin daha da kolaylaştığının altını çizen Özdoğan, ayrıca kemoterapi ve radyoterapinin ardından hastalığın nüksedip etmediğinin de daha çabuk tespit edilebildiğini vurguladı.

Cihazın her yaş grubundan hastaya uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Özdoğan, baş-boyun cerrahisi yönünden bakılırsa bu alanda Türkiye'de cihazı kullanan ilk üniversite hastanesi olduklarına işaret etti.

Dar Bant Görüntülüme Sistemi, hastanede ilk olarak, gırtlak kanseri şüphesiyle hastaneye başvuran ve 25 yıldır sigara kullanıcısı olan 44 yaşındaki Erdem Katkı'ya uygulandı.


19 Nisan 2018 Perşembe

1. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi

Emine Erdoğan, 1. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresinin İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen açılış törenine katıldı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, "Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi"nin açılışına katılarak konuşma yaptı.Bu alandaki mevzuatın düzenlendiğini ve uygulama yapan kişilere standart getirildiğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi iş birliğinde gerçekleştirilen ve kendisinin de Onursal Başkanı olduğu 1. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresinin İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen açılış törenine katıldı. Bu alandaki mevzuatın düzenlendiğini ve uygulama yapan kişilere standart getirildiğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan; "Şunu açık ve net olarak ifade etmek isterim; geleneksel ve tamamlayıcı tıp, modern tıbbın alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Tıp ilmi, insanlık tarihiyle yaşıttır. Sorun modern tıbbın geçmişle bağlarını kopararak, bu birikimi yok sayması ve insanın ruh ve beden bütünlüğünü göz ardı etmesidir" dedi

Geleneksel tıp alanına bilimsel nitelik vurgusu

"Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanına bilimsel bir temel kazandırmak zaruridir. Bilim insanlarımız bu konuya ön yargısız yaklaşmalı, yetkililerimiz suistimalleri önlemelidir, iş adamlarımız bu alana yatırım yapmalı, modern tesisler açmalıdır"- "Bazen medyada geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını itibarsızlaştırma amaçlı haberler görüyorum. Oysa bu konuda ön yargıdan uzak, bilimsel hakikate ulaşma çabasında olmalıyız"

Emine Erdoğan, konuşmasına, ilmin kar topu gibi katlanarak büyüdüğünü ve insanlık tarihinin bütün birikiminden izler taşıdığını ifade ederek başladı.

Bu nedenle ilim meclislerinin Doğu'nun ve Batı'nın, gelenek ve modernin harman yeri olduğunu dile getiren Erdoğan, "İnanıyorum ki bu kongre de konusu insan olan tıp ilminin bu zengin birikim içinde nasıl şekilleneceğine en doğru cevabı bulmaya vesile olacaktır." dedi.

Emine Erdoğan, geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın son yıllarda önemi fark edilen, DSÖ başta olmak üzere uluslararası kurumların dikkatle takibe aldığı bir konu olduğuna işaret ederek, ancak aynı zamanda tartışmalı ve gerilimli bir mesele olduğunu da kaydetti.
Erdoğan, " Medeniyetler arasında hiyerarşi oluşturmak, insanlık tarihinin bir bölümünü yok saymak, varlığı eksik algılamaktır. Bu bağlamda geleneği dışlayan, küçümseyen tüm anlayışlar çağ dışı bir yaklaşımın ürünüdür." ifadelerini kullandı.

Çin, Hint ve İslam medeniyetini vurguladı

Çin, Hint ve İslam medeniyetini yok sayarak bir dünya tarihi yazma ne kadar eksikse, buradaki insanlık tecrübesini yok sayarak, bir bilim inşa etmenin de o kadar eksik olduğunu aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:"Ne yazık ki sömürgeci anlayış, milletlerin geleceğine yön vermenin yolunu geçmişlerini yok etmek olarak görmüş, milletlere yapay tarihler inşa etmiştir. Yerel zenginlikleri yok sayarak, geleneği itibarsızlaştırmıştır. Pozitivist bakış, hayatımızdan aşkı, hikmeti, vicdanı çekip almıştır. Bu kongre medeniyetler arasındaki hiyerarşiyi ortadan kaldırma, insanlık tarihini bir bütün olarak algılama felsefesine dayanmaktadır. Hipokrat ile İbn-i Sina'yı, Aristo ile Konfüçyüs'ü birlikte anlama çabasıdır. Kapitalist sistemin yön verdiği dünyaya hikmeti, aşkı, vicdanı yeniden çağırma düşüncesinden ilham almıştır. Batı'dan Doğu'ya, Kuzey'den Güney'e birçok bilim insanının burada buluşması son derece kıymetli bir çabadır.''

Geleneksel tıbbın modern tıbba entegre çalışmaları

Emine Erdoğan, geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın modern tıbba entegre edilmesi düşüncesini tartışırken, bu alanın eksiklerinin, uygulama sorunlarının da konuşulması gerektiğine işaret ederek, bu konuda alınması gereken çok mesafe olduğunu, bilimsel çalışma yapan esaslı araştırma merkezleri kurmaları gerektiğini söyledi.Dünyada bu çabaların her geçen gün arttığını dile getiren Erdoğan, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları alanında araştırma enstitüsü bulunan ülke sayısının 1999'da 19 iken, 2012'de 73'e çıktığını, Türkiye'de de son yıllarda önemli gelişmeler kaydedildiğini aktardı.

İşadamlarımız bu alana yatırım yapmalı

2012'de Sağlık Bakanlığı bünyesinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Daire Başkanlığı kurulduğunu anımsatan Erdoğan, şunları söyledi: "Mevzuat düzenlemesi yapılarak bu alanda uygulama yapan kişilere standartlar ve sınırlamalar getirildi. Üniversitelerimizde merkezler açıldı. Tıp fakültelerinde fitoterapi eğitimleri verilmeye başlandı. Bilim insanlarımız bu konuya ön yargısız yaklaşmalı, yetkililerimiz suistimalleri önlemelidir, iş adamlarımız bu alana yatırım yapmalı, modern tesisler açmalıdır. Roma döneminden kalma hamamları, tertemiz havası ve şifalı sularıyla ülkemiz, yurtdışındaki sağlık turizmi ile rekabet edebilecek altyapıya sahiptir." diye konuştu.

Erdoğan, aynı şekilde medyanın da konuyu bilinçle ele alması gerektiğine işaret ederek, sözlerini şöyle tamamladı

:"Bazen medyada geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını itibarsızlaştırma amaçlı haberler görüyorum. Oysa bu konuda ön yargıdan uzak, bilimsel hakikate ulaşma çabasında olmalıyız. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanını kritik ederken, modern tıp alanındaki suistimalleri de gözardı etmemeliyiz. Ne yazık ki tüm dünyada ilaç endüstrisi tıp mesleğini kontrolüne almış durumdadır. Bilimsel etiketle yapılan birçok araştırma, sektörün menfaatlerini öncelemektedir. Ne yazık ki sağlık bütçemizin önemli bir kısmı ilaçlara ayrılıyor. Gereksiz antibiyotik kullanımı konusunda maalesef ülke olarak iyi bir karnemiz hala yok. İnsanı bir denek haline getirmek, insan onuruna yapılan en büyük saldırıdır. Kanıt peşinde koşarken, şifayı kendi dışımızda arıyoruz. Şifa bizim yediğimiz temiz gıdalarda, yaptığımız sporda, kimyasallardan uzak durmamızdadır. Şartlar el veriyorsa çocuklarımızı normal doğumun mucizevi kazanımlarından mahrum etmemektir, GDO'suz tohumda, anne sütündedir, ruh ve beden bütünlüğümüzü gözeterek yaşamaktadır. Bu sanatı ne kadar içselleştirebilirsek hastalıklardan o kadar korunur, bağışıklık sistemi güçlü bireyler oluruz."

15 Nisan 2018 Pazar

Canan Karatay: Gelecek bağırsaklarımızda

Canan Karatay, zeytinyağının faydalarını anlattı ve ekledi: Ana sütü ile aynıdır, bebeklere bile içirmelisiniz, ülsere de iyi gelir.

Prof. Dr. Canan Karatay, katıldığı Aydın Zeytinyağı Günleri'nde yaptığı konuşmada "Zeytinyağı her derde davadır, ana sütü ile aynıdır" dedi.

ZEYTİNYAĞININ FAYDALARINI ANLATTI: ANA SÜTÜ GİBİDİR

DHA'nın haberine göre, her derde deva olduğunu söylediği zeytinyağını içen Canan Karatay, sonra çay bardağına doldurup bir kez daha tüketti. Karatay, "Zeytinyağı doğanın yetişkinlere bahşettiği bir ana sütüdür. Zeytinyağı her derde davadır. Bu nedenle Özlem Hanım da çok büyük bir başarı elde etmiştir. Çünkü, Nazım Hikmet diyor ki; '70 yaşında olsanız dahi, zeytin ekeceksiniz.' Zeytin her zaman ekilmesi lazım. Çok büyük bir yatırımdır. Çok önemli bir milli servettir. Özellikle zeytinyağını yaşlılarımıza içirmemiz lazım. Her yaşlının veya yoğun bakımlardaki hastaların bir kahve fincanı zeytinyağı içmesi gerekiyor. Zeytinyağı ana sütü ile aynıdır. Bebeklerin de içmesi gerekiyor. Gelecek bağırsaklarımızdadır. Zeytin meyvedir. Zeytinyağı da bu meyvenin suyudur, meyve suyudur. Zeytinyağı yağ değil, meyve suyudur. Hakiki bir meyve suyudur. Bunu çocuklara da büyüklere de alıştıracağız. Mide ülserini gideriyor, bağırsakları temizliyor, daha ne olsun" diye konuştu.

İLAÇSIZ ZEYTİNLER DAHA FAYDALI

Aydın bölgesindeki zeytin ağaçlarının havadan ilaçlanmadığı için çok daha kaliteli olduğuna değinen Karatay, "Zeytinleri ilaçlamayın. İlaç zararlıdır. Doğal olsun, 1000 tane zeytin toplayacağınıza 100 tane zeytin toplarsınız, ama sağlıklı toplarsınız" dedi.


7 Nisan 2018 Cumartesi

Şeker detoksu nasıl yapılır?

Şeker tutkusu yayılıyor, kişi başına tüketilen yıllık şeker miktarı her ülkede hızla artıyor.

Neticede de şeker sorunu tutkudan da öte bir tür bağımlılık problemi haline geliyor. Nedeni açık: Şekerin her türlüsü bizi düşündüğümüzden de kısa bir sürede mutlu ediyor. Ne var ki yine şekerin her türlüsü (ama özellikle de nişasta bazlı früktoz) hasta da edebiliyor. Şekerin karaciğer yağlanmasından obeziteye, kronik iltihaplanmadan diyabete, kalp damar hastalığından kansere pek çok kronik sağlık sorununu nasıl tetiklediği net ve açık olarak gösterildi. Şeker tüketimi arttıkça bağışıklık zayıflıyor. Aşırı şeker tüketiminde bunama riski çoğalıyor. Şeker kullanımı yükseldikçe kemikler ve sinir sistemi zayıf düşüyor. Özetle o tam bir sağlık canavarı. Peki, o canavardan kurtulmanın yolu var mı? Bence var. Biraz zahmetli ama denemeye kesinlikle değer. “Kalıcı bir şeker detoksu nasıl başarılır?” sorusuna verilebilecek tek bir yanıt yok, bazı çözüm önerileri var. Detaylar için buyurun...

ŞEKER KULLANIMINI AZALTAN 10 ÖNERİ

1- Her türlü şekeri kesin. Yemek üstü tatlı alışkanlığından vazgeçin.

2- Ara öğünlerde içinde şeker ve un bulunan atıştırmalıklara elinizi bile sürmeyin. Eğer vazgeçilmez ölçüde bir tatlı ihtiyacı içindeyseniz früktozu düşük meyvelerden makul miktarda yiyin ya da şeker eklenmemiş meyve ve kuruyemiş karışımlarını denemeyi tercih edin.

3- Atıştırmalık ihtiyacınızı protein zengini besinlerle, peynir, yoğurt, ayran, badem, fındık vs ile giderin. Ciddi ihtiyaç duymadıkça atıştırmaktan da vazgeçin.

4- Atıştırmalık tercihi olarak % 70 kakao içeren küçük bir parça bitter çikolatayı da deneyebilirsiniz.

5- Yemekten hemen sonra meyve yemeyin. Meyveleri yemekten önce ya da ara öğünlerde tüketin.

6- Sabah kahvaltınızı güçlendirip protein yönünden zenginleştirin. Kahvaltınıza peynir, yoğurt, yumurta yükleyin. Kahvaltı masasından kahvaltı gevreklerini, meyve sularını, balı, reçeli, pekmezi yok edin.

7- Başta tarçın olmak üzere açlığı frenleyen, tatlı ihtiyacına dur diyebilen baharatlardan da istifade edin.

8- Nişasta bazlı şeker içeren her türlü üründen kesinlikle uzak durun.

9- Prensip olarak tam karbonhidratlı yiyeceklere yönelin. Nişasta ve un zengini yemeklere (pilav, makarna, irmik) hayır deyin.

10- Beslenmenize daha fazla ve sık bakliyat, makul ölçüde de tam tahıl ilave edin.


Hastanelerde çalacak şarkılar belli oldu

Şiddet olaylarıyla gündeme gelen hastanelerde personel, hasta ve hasta yakınlarına yönelik müzik yayını için Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ortak bir proje gerçekleştirdi

Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre; hastanelerde, geleneksel ve tamamlayıcı tıp kapsamında Sağlık Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı ortak bir proje gerçekleştirdi. Hem müzikle tedaviyi hem de hastanelerde şiddeti azaltmayı amaçlayan proje kapsamında odalarda, koridorlarda, polikliniklerde, bekleme salonlarında hazırlanan albümdeki şarkılar dinletilecek.

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, profesyonel bestecilerin hazırladığı eserlerin dinletilmesinin hasta ve yakınlarının rahatlatılması ve sağlık personelinin iş stresinin azaltılmasında etkili olacağını, bu sayede sağlıkta şiddetin de azaltılacağını vurguladı.

HASTANENİN FARKLI BÖLÜMLERİNDE FARKLI MÜZİKLER

Uygulamalı Müzik Terapileri Derneği (UMTED) Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, dünyada müzikle terapi alanında 5 binden fazla çalışma yapıldığını, Türk müziğinin dahil edildiği 8-9 çalışma bulunduğunu söyledi.

Öztürk, hastanelerde dinleti yapılmasının ise terapi değil, bekleyen hastaları sakinleştirme, sağlık personelini rahatlatma amaçlı olduğunu belirtti. Ameliyathane, poliklinik, bekleme salonlarında farklı müzikler dinletilmesi gerektiğine vurgu yapan Öztürk, şöyle devam etti:

"Günümüz ve tarihi müziklerden İncesaz grubunun enstrümental eserleri, klasik gitar dinletileri, Refik Fersan'ın Acemaşiran Saz Semaisi, Refik Talât Bey'in Mahur Saz Semaisi, Padişah 3. Selim'in Pesendide Saz Semaisi, Sedat Öztoprak'ın Suzidil Saz Semaisi, Chopin'in noktürnleri, Isaac Albeniz'in klasik gitar besteleri gibi eserler hasta ve sağlık personeline iyi gelecek müziklerdir. Her beğeniye hitap edecek eserler seçilmeli. Her eseri hastanelerde dinletmek doğru değil. Hasta, yakınları ve sağlık personeline daha pozitif hissettirecek eserler dinletilmeli."

'MÜZİKLE TERAPİ 200 YILDIR UYGULANIYOR'

Müzik terapisi yapacak uzmanın çok geniş bir repertuvarı olması gerektiğini kaydeden Öztürk, "ABD ve Avrupa'da müzikle terapi 200 yıldır uygulanıyor. Böyle bir meslek alanı da var. Türkiye'de meslek olarak kabul edilmesi çok yeni" dedi. Öztürk'e göre, müzikle terapinin ilaç tüketiminin azaltılması, halen yılda 9 olan doktora başvuru sayısının dünya ortalaması olan 5'e yakınlaştırılması gibi faydaları da olacak.

UMTED Başkan Yardımcısı Muharrem Fadıl Atik ise müzik terapisi sertifikası alacak kişilere 210 saatlik eğitim verileceğini belirtti.


Hastanelerde yeni dönem başlıyor

6 yıl önce hayata geçirilen Tam Gün Yasası esnetiliyor. Artık devlet özelden, özel de devlet doktorundan ameliyat hizmeti alabilecek.

Sağlık Bakanlığı, Tam Gün Yasası'nın ardından hekimlerin çalışma şartlarına ilişkin yeni bir düzenlemeye gidiyor. Tam Gün Yasası'nı esnetecek yeni uygulamayla, bakanlık onayıyla devletten ya da özelden her hekim tek sözleşmeyle 'bir ameliyata' girebilecek. Bakanlık, tüm doktorları bir havuzda toplayacak. İhtiyaç halinde 'part time ameliyat'la hekim başka bir hastaneye çağrılabilecek. Böylelikle ne devlette ne de özelde 'hekim yokluğundan' yapılamayacak tedavi olmayacak. Bu model devlet ve özelde çalışan tüm hekimleri kapsayacak.

BIÇAK PARASI DEVLETTEN

Sabah'tan Safure Cantürk, Bakanlık, Tam Gün Yasası'nın ardından, devlet ve üniversite hastanelerindeki tecrübeli doktorların yüksek maaşlar karşılığında özel hastaneye gitmesiyle sıkıntıya girdi. Devlette organ nakli, kalp damar cerrahi, beyin cerrahi, skolyoz cerrahi gibi özellikli ameliyatları yapacak yetişmiş doktorların özel hastaneye gitmesi üzerine bakanlık yeni bir düzenleme için çalışma başlattı. Sağlık Bakanı Ahmet Demircan'ın, 'hem devlet hem özeli kapsayacak esnek çalışma modeli' diye duyurduğu yeni düzenlemede tüm hekimleri kapsayan 'doktor havuzu' kurulacak. Özeldeki doktorlar, özellikli ameliyatlar için devlet hastanesinde tek sözleşmeyle tek bir ameliyata girebilecek. Hekimin bıçak parası devlet tarafından ödenecek. Özel hastane de devletteki bir doktordan bu şekilde yararlanmak isterse hem devlete hem de hekime bıçak parası ödeyerek aynı hizmeti satın alabilecek.

YABANCI HASTAYA HAVUZDAN DOKTOR

Sağlık turizmi kapsamında yabancı hastalar için de aynı uygulama geçerli olacak. Devlet, özeldeki doktorları tek sözleşmeyle ameliyatlara ücreti karşılığında çağırabilecek. Aynı uygulama devlet ve üniversite hastanesindeki doktorlar için de geçerli olacak.

YABANCIYA 4 KAT FAZLA DÖNER SERMAYE

Bakanlık, sağlık turizmi kapsamında yabancı hastaların ameliyat ve her tür tedavisinden ek olarak 4 kat fazla döner sermaye alacak. Böylece devlette döner sermayeden 10 bin TL para kazanan doktor sağlık turizminde 40 bin TL'ye kadar kazanabilecek.


1.8 milyon Hepatit B’li olduğundan habersiz yaşıyor

Türkiye’de erişkin yaş grubundaki 1.8 milyondan fazla Hepatit B hastasının yalnızca yüzde 12’sinin hastalığından haberdar olduğu ortaya çıktı.

Viral Hepatitle Savaşım Derneği ve Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği’nin Sağlık Bakanlığı işbirliği ile hazırladığı “2018-2023 Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programı”nın verileri, Türkiye’de erişkin yaş grubundaki 2 milyondan fazla Hepatit B hastasının yalnızca yüzde 12’sinin hastalığından haberdar olduğunu ortaya çıkardı. 1.8 milyon Hepatit B’linin ise hastalığından habersiz olduğu belirlendi.

Gazete Habertürk'ün haberine göre Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ramazan İdilman, Türkiye’deki karaciğer sirozunun ve karaciğer kanserinin nedeninin yüzde 60 oranında viral hepatit olduğunu belirtti. İdilman, Türkiye’de 18 yaş üzerinde 2 milyondan fazla Hepatit B hastası, 250-300 bin civarında da Hepatit C hastası olduğunu kaydetti.

Karatay: İlaç alacağınıza peynir yiyin

Prof. Dr. Canan Karatay, “Türkiye'de 'Sende osteoporoz var' diye senelerce hanımlara hormonlar, ilaçlar verildi. İşte efendim bu peynir hepsinin yerine geçer. Hanımlara da Beylere de kemik erimesini önlemek için bol bol yiyin diyorum." dedi.

Çanakkale Ezine'deki 75. Yıl İlkokulu'nda öğrencilerle bir araya gelen İç Hastalıkları ve Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, burada yaptığı konuşmada, Ezine peynirinin "şirden maya" ile yapılan en sağlıklı beyaz peynir olduğunu belirterek, tam yağlı Ezine peynirinin, kaya tuzuyla yapıldığını ve mayalanmasının doğal olduğunu ifade etti.

Prof. Dr. Karatay, “Peyniri istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Ben avuç içi kadar diyorum. Niçin avucunuz içi kadar diyorum? Çünkü kibrit kutusuna savaş açmış insanım. 'Kibrit kutusu kadar peynir yiyin' demekten Türkiye'yi, Türk insanını besinsiz bıraktılar. Onu söylüyorum. Onun için tam yağlı çok önemli. Çünkü tam yağlı demek, koyun ve keçi sütünden yapılıyor. Onların yağı da hayvansal yağ, en sağlıklı yağdır. İşlenmemiş olduğu zaman o yağda da 30 türlü yağ bulunur. Hayvansal yağın içinde de Omega-3, Omega-6, Omega-9 vardır. Bir hayvansal yağın içinde sayamadığımız kadar 30 türlü yağ çeşidi vardır.” diye konuştu.

Konuşmasını tamamlamasının ardından öğrencilerle beraber Ezine peynirinin tadına bakan Karatay, vatandaşlara peynir yemeleri yönünde çağrıda bulunarak, "Peynir, en sağlıklı protein, yağ ve kalsiyum kaynağıdır. " dedi.

Prof. Dr. Karatay, peynir yiyen ülkede kemik erimesinin olmayacağını vurgulayarak, şunları söyledi:

“Türkiye'de 'Sende osteoporoz var' diye senelerce hanımlara hormonlar, ilaçlar verildi. İşte efendim bu peynir hepsinin yerine geçer. Hanımlara da Beylere de kemik erimesini önlemek için bol bol yiyin diyorum. Kemik erimesini, diz ve eklem ağrılarını önlemek için bol bol peynir yiyin. Peynir aynı zamanda bağışıklık sistemini, hazmı güçlendirir. Eğer bir hazımsızlığınız varsa ilaç alacağınıza iki dilim Ezine peyniri yiyin hemen şişkinliğiniz geçer.”

Prof. Dr. Karatay, daha sonra Atatürk Anıtı ve Parkı'nda düzenlenen “Beslenme Dostu Okul” sertifika törenine katıldı.

Coca-Cola İngiltere'deki ürünlerinde şekeri azalttı

İngiltere’de Cuma günü yürürlüğe girecek şeker vergisi öncesinde Coca-Cola şirketi, Sprite ve Fanta’daki şeker miktarını 100 mililitrede 5 gramın altına indirdi. Türkiye'de ise iki kat fazla şeker kullanılıyor.

İngiltere'de meşrubatların içerdiği şeker miktarına göre içecek üreticilerinden vergi alınması uygulaması 6 Nisan Cuma günü başlayacak.

İngiliz kamuoyunda ‘şeker vergisi' olarak adlandırılan yasa, 100 mililitre meşrubatın içerdiği şekerin 5 gramı aşması halinde, litre başına 18 peni vergi alınmasını öngörüyor.

100 mililitre meşrubatta kullanılan şeker miktarının 8 gramı aşması halinde ise litre başına 24 peni vergi alınacak.

İngiliz hükümeti şeker vergisi kararını 2016 yılının Mart ayında almış, ancak üreticilere gereken değişikliğin yapılması için iki yıl süre tanımıştı. Şeker vergisi, meşrubatlardaki şeker miktarının azaltılmasını, böylelikle şişmanlık ve obezite ile mücadele edilmesini hedefliyor.

Almanya'da gıdaların sağlığı alanında faaliyet gösteren tüketiciyi koruma derneği Foodwatch, yasa yürürlüğe girmeden önce İngiltere'deki bir çok içecek üreticisinin ürünlerindeki şeker miktarını azalttığını açıkladı.

Buna göre, dünyanın en önemli içecek üreticilerinden Coca-Cola, İngiltere'de üretilen iki ürününde kullanılan şeker miktarını azalttı. Sprite'ın 100 mililitresindeki şeker miktarı, 6,9 gramdan 4,6 grama indirildi. Fanta'nın 100 mililitresindeki şeker miktarının da 6,6 gramdan 3,3 grama indirildiği belirtildi.

İngiltere'deki uygulamayı memnuniyetle karşılayan Foodwatch, ancak bir çok üreticinin içeceklerde şeker yerine tatlandırıcı kullanmasını ise eleştirdi. Derneğin açıklamasında, genç ve çocuklardaki şeker alışkanlığı ile mücadele için şeker tadının da azaltılması gerektiğine dikkat çekildi.

Dünyanın bir çok ülkesinde ise Sprite ve Fanta çok daha fazla şeker içeriyor. Coca-Cola Türkiye'nin internet sayfasındaki bilgilere göre, Türkiye'de satışa sunulan Sprite'ın 100 mililitresi 10 gram, Fanta'nın 100 mililitresi ise 11,5 gram şeker ihtiva ediyor.

Foodwatch derneğinin açıklamasında, Almanya'da da bu içeceklerdeki şeker miktarının daha yüksek olduğuna dikkati çekti. Buna göre, Almanya'da üretilen Sprite ve Fanta'nın 100 mililitresi 9,1 gram şeker içeriyor.

Almanya'da da şeker vergisi talebi

Fransa, Belçika, İrlanda, Portekiz, Estonya, Norveç, Meksika ve Güney Afrika’da sağlıksız beslenme, obezite ve diyabet ile mücadele için şekerli içeceklere ek vergi uygulaması getirildiğine dikkat çeken Foodwatch, Almanya'da benzer bir ‘şeker vergisi' talep ediyor. Dernek meşrubatlardan alınacak şeker vergisine karşılık, sebze ve meyvenin katma değer vergisinden muaf olmasını öneriyor.

Almanya Gıda ve Tarım Bakanı Julia Klöckner ise şeker vergisi önerisini reddeti. Şeker vergisi önerisinin cazip olduğunu belirten Klöckner, ancak bu şekilde sağlıksız beslenme sorununun çözülemeyeceğini savundu. Klöckner, bilinçli beslenme konusunda halkın aydınlatılmasının ve şeker ile birlikte yağ ve tuz oranlarının azaltılacağı genel bir strateji üzerine çalışılmasının gerektiğini dile getirdi.

ABD'de tüp bebek skandalı! Babası doktoru çıktı

36 yaşındaki Amerikalı kadın, DNA örneğini gönderdiği soyağacı sitesinden gelen yanıt ile şoke oldu. Kadının babası, annesine tüp bebek uygulamasını yapan ve doğuma katılan doktor çıktı.

ABD'de Kelli Rowlette adlı bir kadın, Ancestry.com (Soyağacı.com) adlı internet sitesine DNA'sını göndermesiyle gerçek babasının, hem anne ve babasının tüp bebek tedavisini hem de kendi doğumunu gerçekleştiren doktor olduğunu öğrendi.

Gerald E. Mortimer adlı doktorun, 36 yıl önce uyguladığı tüp bebek tedavisi sırasında kendi spermini kullandığını öğrenen aile doktor aleyhine dava açtı.

Amerikan basının gündemine düşen davada Kelli Rowlette adlı 36 yaşındaki kadının Ancestry.com internet sitesinden gelen sonuçlara önce inanmadığı aktarılıyor.

Dava dosyasına göre 1980'lerde Howard Fowler and Sally Ashby adlı çift, doğurganlık sorunları yaşamaları üzerine Idaho'daki Gerald E. Mortimer adlı doktor tarafından tedavi görmeye başlıyor.

Uygulanacak tüp bebek tedavisi kapsamında baba Fowler'ın sperm sayısının az olması dolayısıyla hem Fowler'ın hem de bir donörün sperminin kullanılmasına karar veriliyor.

Çift, donörün, üniversitede okuyan, 1,80 boyunda, kahverengi saçlı ve mavi gözlü bir erkek olması talebinde bulunuyor.

Doktorun bu özelliklere uyan birinin bulunduğunu söylemesiyle tedavi uygulanıyor.

Ancak çift kızları Rowlette'e tüp bebek tedavisi gördüklerinden hiçbir zaman bahsetmiyor.

Taşınırlarken ağlamış

Bu yüzden Rowlette, Ancestry.com'dan gelen sonuçlarda 800 kilometre uzakta yaşayan bir doktorun adının babası olarak çıkmasını internet sitesinin güvenilmezliğine yoruyor ve bunu annesi Sally Ashby'ye anlatıyor.

Ancak anne Ashby, doktorun adını görünce gerçeğin ne olduğunu anlıyor.

Anne Ashby, sonraki yıllarda da doktoru olmaya devam eden Mortimer'ın, aile olarak Washington'a taşınma kararı aldıklarında ağladığını anımsıyor ve doktorun kızının babası olduğunu bildiğini anlıyor.

Çift daha sonradan boşanmış olduğu için anne Ashby, bu durumu eski eşi Howard Fowler'a anlatıyor.

Dava dosyasına göre bu gerçeği öğrendikten sonra yıkılan çift, kızlarına şüphelendikleri bu durumu anlatmamaya kararı veriyor.

Doğum belgesini buluyor

Ancak birkaç ay sonra Kelli Rowlette, eşyaları arasında gezinirken doğum sertikasını buluyor ve sertifikada doğumu gerçekleştiren doktor olarak Mortimer'ın imza attığını görüyor.

Rowlette bu ismin DNA test sonucunda çıkan doktorla aynı isim olduğunu görünce durumu anlıyor, şoke olmuş bir biçimde anne ve babasını arıyor.

Dava dosyasında ailenin bu durumdan büyük bir yara aldığı ve derin bir sarsıntı geçirdiği aktarılıyor.

Dava dosyasına göre çift, "Doktorun kendi spermini enjekte edeceğini bilseydik tedaviye devam etmezdik" açıklamasında bulunuyor.

'Beklenmedik bağlantılar'

Doktor Mortimer'a dava kapsamında yöneltilen suçlamalar arasında tıbbi ihmal, sahtekarlık, ihmalkarlığından ötürü duygusal sıkıntıya yol açmak ve sözleşmeyi ihlal etmek suçlamaları yöneltildi.

Ancestry.com internet sitesi ise davayla ilgili Washington Post gazetesine yaptığı açıklamada 'en doğru sonuçları insanlara sunmaya çalıştıklarını ancak bazen bunun beklenmedik bağlantılara yol açabileceğini' söyledi.

1 Nisan 2018 Pazar

Aşıların bazıları Türkiye'de üretilecek

Başbakan Yıldırım, "Tetanoz, difteri gibi aşıları artık 2019'dan itibaren Türkiye'de üreteceğiz." diye konuştu.


HİPOKRAT YEMİNİ NEDİR?

Hipokrat Yemini (ya da Hipokrat Andı), hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının mesleklerini onurla uygulayacaklarına dair tarih boyunca ettikleri yemindir. Antik çağda yaşamış ve Batı tıbbının kurucusu olduğu kabul edilen Hipokrat (Hippokrates) ya da onun öğrencilerinden birisi tarafından yazıldığı kabul edilir.


Bebekler 2 ton atık çıkarıyor

Prof. Dr. Sema Palamutçu, bir bebeğin tuvalet eğitimini tamamlayana kadar ortalama 6 bin bebek bezi kullanıldığını, bunların oluşturduğu atık miktarının 2 tonu bulduğunu söyledi.

Bebeklere ilişkin yeni araştırma yapıldı. Tuvalet eğitimine kadar bebeklerin 2 ton atık ürettiği ortaya çıktı.

Prof. Dr. Sema Palamutçu, tüm dünyadaki bebek sayısı dikkate alındığında ortaya büyük bir çevre kirliliği çıktığına dikkati çekti. Prof. Dr. Palamutçu, tek kullanımlık bebek bezlerinin geri dönüşüm olanaklarının yapılandırılması ve yeni nesil yıkanabilir bezlerin kullanılmasının önemine değinerek, tüketicinin bilinçlendirilmesi ve çevreye olan duyarlılığın arttırılması gerektiğini ifade etti.

Bebek bezlerinin yaklaşık 13-14 farklı bileşenden oluşan kompleks bir ürün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Palamutçu şunları söyledi: “İyi tasarlanmış bebek bezlerinde, mühendislik çalışmaları yardımıyla dolgu maddelerinden daha az miktarda kullanarak, beklenen performanstan ödün vermeden ihtiyaç olduğu kadar emicilik sağlayabilirsiniz. Gereksiz hammadde ile doldurup, israfın ve çevresel atığın çoğalmasındansa, doğru ve iyi tasarlanmış bebek bezleri ile çevresel atık oranının azaltılması mümkün.”