Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Gümüş'ten açıklamalar: Hacamatı sadece hekimler yapacak, hacamatçılar kapatılacak. Aile hekimleri Anadolu tıbbı uygulaması için teşvik edilecek. Hastanelerde müzik yayını yapılacak.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Eyüp Gümüş, Anadolu tıbbı olarak da bilinen geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT), SMA ve aile hekimliği konularında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fatmanur Boylu'nun Habertürk'teki haberinde Gümüş'ün yeni dönemde sağlık sektörüne damgasını vuracak açıklamaları şöyle yer aldı:
TÜRKİYE ÖRNEK: SGK’nın geri ödeme kapsamına almayı planladığı GETAT konusunda Türkiye, yönetmelik çıkaran ender ülkelerden biridir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye’yi örnek gösterdi. Hacamatçıların bu duruma sevinmesi doğru değil. SGK, hacamatçıların masraflarını ödeyecek diye bir şey yok. Nerede oldukları belli olmayan, kapıda ya da bacalarda “Hacamat” yazan mekânlar kapatılacak. Bitkisel karışımlar hazırlayıp camında duyuran aktarlara, satıcılara izin verilmeyecek.
SGK’YA İLK ÖNERİ FİTOTERAPİ: Geleneksel tıpta, bilimsel olarak ortaya çıkan ve güvenli sonuçları olan uygulamaları SGK’ya önereceğiz. Hastalar şu an para ödüyor. Para ödememelerini sağlayacağız. Bu da sağlığın bir parçası, vatandaş neden para ödesin? Sertifika alanlar belli olduktan sonra başta fitoterapi (bitkisel ürün tedavisi) olmak üzere bu tedavileri, etkinliklerine göre SGK’ya bildireceğiz.
GÖNÜLLÜLERLE ÇALIŞMA: Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’nın bünyesinde bulunan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Enstitüsü tarafından oluşturulan Bilim Kurulu, İstanbul ve Ankara’daki araştırma hastanelerinde GETAT konusunda gönüllü vatandaşlarla yaklaşık 1 yıl sürecek bilimsel çalışma yapacak. Bu çalışmaların sonunda 5 yeni GETAT uygulaması daha mevzuata girecek. Böylece sayı 20 olacak.
SADECE HEKİMLER YAPACAK: Bugüne kadar 5 bin GETAT sertifikası verildi. Bunların 2 bini hekim. Kalanı sağlık personeli. GETAT uygulamalarını her sertifika alan yapamayacak. Hekim dışında kimse yapmayacak, sertifikalı sağlık personeli sadece hekime yardım edecek. GETAT uygulayan hekime döner sermayeden ek ödeme yapılacak. GETAT için aile hekimleri teşvik edilecek. Tabii hastaları biraz aile sağlığı merkezlerine kaydırmamız lazım. Yeni gelen doktorların hepsini oraya vereceğiz. Şu anda bir aile hekimi başına 3 bin 700 hasta düşüyor, 2 bine indireceğiz. Ücretlerini de düşürmeyeceğiz. Doktor sayısını 40 bine çıkaracağız.
HASTANELERE MÜZİK YAYINI: GETAT kapsamında müzikle terapiyi yaygınlaştıracağız. Hastanelerde müzik sistemi kuracağız. Soft ve motivasyon artıcı müzikler olacak. Bütün hastanelerde olacak. Odalarda, polikliniklerde, hekim isterse açabilecek. Şimdi bütün odalara IP TV koyuyoruz. Sağlık temalı bir kanal oluşturacağız. Bu işi yapan profesyonel bestecilerle görüşüyoruz. Müzik, hastaların gerilmesini azaltıyor. Gelen insan gergin, sağlık personeli de gergin. Hem de sağlıkta şiddet konusunda da faydası olacaktır.
NEY VE SU SESİ: Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla beraber bir ekip çalışıyor. Acillere de önerdik. İçinde ney, su sesleri var. 120 bin odamız var, 80 bin IP televizyon koyacağız. Günde 1.5 milyon insan hastanelere geliyor. Sağlık okur yazarlığı alanında eğitim verme için uygun bir ortam.
ZORUNLU SMA TESTİ: Yerli SMA kitini 6 ay içinde üretip yeni evlenenlere zorunlu hale getireceğiz. E-Devlet’te zorunlu tarama programı olarak yer alacak. Yerelleşme kararı gelecek hafta alınacak. Riskli çiftler, çocuk sahibi olmak istediğinde devlet tüp bebek tedavisi desteği verecek.
31 Mart 2018 Cumartesi
Starbucks, Kaliforniya'da kahve ürünlerine 'kanser uyarısı' koyacak
Los Angeles'te bir mahkemenin aldığı karar sadece Kaliforniya sınırları içinde geçerli olacak.
BD'nin Los Angeles kentinde bir mahkeme, kahve zinciri Starbucks ile üç kahve şirketinin daha, ürünlerine kanser uyarısı koyması gerektiğine hükmetti.
Kararla ilgili konuşan Yüksek Mahkeme hakimi Elihu Berle, bu firmaların, kahvenin kavrulması aşamasında oluşan kimyasal bileşiklerin insan sağlığına tehdit oluşturmadığını kanıtlayamadıklarını söyledi.
Starbucks ve diğer firmaların 10 Nisan tarihine kadar temyize başvurma şansı bulunuyor. Mahkemenin kararı Kaliforniya eyaleti sınırları içinde geçerli olacak.
Mahkemede savunma veren firma yetkilileri, kararla ilgili henüz yorum yapmadı.
'Kahvede yüksek miktarda akrilamid bulunuyor'
Dava Kaliforniya merkezli, Toksik Maddeler Eğitim ve Araştırma Konseyi'nin girişimi ile açıldı.
Konsey, Starbucks ve diğer şirketlerin, tüketicileri, kullandıkları kahvede yüksek miktarda akrilamid bulunduğu yönünde uyarmaları gerektiğini savunuyor.
Gıdalara yüksek ısı uygulanması sonucu ortaya çıkan Akrilamid, toksik ve kanserojenik bir bileşiktir.
BD'nin Los Angeles kentinde bir mahkeme, kahve zinciri Starbucks ile üç kahve şirketinin daha, ürünlerine kanser uyarısı koyması gerektiğine hükmetti.
Kararla ilgili konuşan Yüksek Mahkeme hakimi Elihu Berle, bu firmaların, kahvenin kavrulması aşamasında oluşan kimyasal bileşiklerin insan sağlığına tehdit oluşturmadığını kanıtlayamadıklarını söyledi.
Starbucks ve diğer firmaların 10 Nisan tarihine kadar temyize başvurma şansı bulunuyor. Mahkemenin kararı Kaliforniya eyaleti sınırları içinde geçerli olacak.
Mahkemede savunma veren firma yetkilileri, kararla ilgili henüz yorum yapmadı.
'Kahvede yüksek miktarda akrilamid bulunuyor'
Dava Kaliforniya merkezli, Toksik Maddeler Eğitim ve Araştırma Konseyi'nin girişimi ile açıldı.
Konsey, Starbucks ve diğer şirketlerin, tüketicileri, kullandıkları kahvede yüksek miktarda akrilamid bulunduğu yönünde uyarmaları gerektiğini savunuyor.
Gıdalara yüksek ısı uygulanması sonucu ortaya çıkan Akrilamid, toksik ve kanserojenik bir bileşiktir.
Her gün duş almanın zararları
Sık duş almak bize çok iyi gelir peki ya cildimize? Araştırmalara göre sık duş almak cilt kuruluğuna en çok neden olan etkenlerin başında geliyor.
Cildimiz sahip olduğumuz en değerli şeylerden biridir, her dönem farklı bakım uygulamalarına ihtiyaç duyar. Cilt kuruluğu her mevsimde görülebilen bir cilt olayıdır ancak yaz mevsiminde sık duş almak, sonbahara kuru bir cilt ile geçiş yapmamızın habercisidir.
Bu geçiş dönemini iyi değerlendirmeli ve cilt kuruluğuna sebep olan uygulamaları azaltarak, bakım metotlarıyla cildimizi eski sağlıklı günlerine geri döndürmeliyiz.
Güneşli günlerin yerini yağmur ve rüzgârın aldığı bu günlerde yazdan kalan izleri silmek ve cildimizi kışa hazırlamak için sonbahar en uygun zamandır. Sonbaharda doğanın kendini yenilediği gibi sizde cildinizi yenileyebilirsiniz.
Kuru cilde sahip olan kişilerin büyük çoğunluğunu sık duş alan kişiler oluşturuyor. Sıklıkla duş almak, duşta uzun süre vakit geçirmek, fazla kese yapmak cilt kuruluğunu arttıran etkenlerin başında geliyor.
Duşta sıcak su kullanılması ise derinin altında ki nem içeriğini azaltarak cildin kurumasına neden oluyor. Bu yüzden doktorların önerisi duş alırken soğuğa yakın ılık su tercih etmeniz gerektiği yönünde oluyor.
Uzm.Dr Serpil Özyılmaz, “Duş periyodunu daha az aralıklara indirmeli ve cildinizin ihtiyacı olan nemi depolaması için zaman tanımalısınız. Cilt kuruluğunun; gerilme, pul pul soyulma, kepeklenme, kaşıntı gibi şikayetlere sebep olduğunu ve bu şikayetlerin giderek egzamaya dahi yol açabileceğini” vurguladı.
Cilt kuruluğu yaşın ilerlemesiyle birlikte daha fazla görülmeye başlar. Yaş ilerledikçe cildin yağ üreten bezleri hem sayı olarak hem de aktive oranı olarak azalmaya başlar. Derinin üst tabakasının yaklaşık %10’luk kısmını oluşturan suyun miktarının azalması deride çatlamaya, kaşıntıya ve kuruluğa neden olur.
Cilt kuruluğu olan kişilerin çoğunda altta yatan bir hastalık yoktur. Ciltte kuruluğa gerek çevresel gerek kimyasal etkiler sebebiyet verebiliyor. Çevresel etkenlerin başında; duşta kullanılan sıcak su, rüzgara maruz kalma, hava kirliliği ve klima kullanımı gelmektedir. Kimyasal etkilerin başında ise kullandığımız deterjanlar gelmektedir.
Bu faktörlerin dışında egzama ve sedef gibi cilt rahatsızlıkları, hormonsal ve metabolik faktörler, sivilce ve akne önleyici ilaçların yan etkileri neticesinde de cilt kuruluğu yaşanabilmektedir.
Cildimiz sahip olduğumuz en değerli şeylerden biridir, her dönem farklı bakım uygulamalarına ihtiyaç duyar. Cilt kuruluğu her mevsimde görülebilen bir cilt olayıdır ancak yaz mevsiminde sık duş almak, sonbahara kuru bir cilt ile geçiş yapmamızın habercisidir.
Bu geçiş dönemini iyi değerlendirmeli ve cilt kuruluğuna sebep olan uygulamaları azaltarak, bakım metotlarıyla cildimizi eski sağlıklı günlerine geri döndürmeliyiz.
Güneşli günlerin yerini yağmur ve rüzgârın aldığı bu günlerde yazdan kalan izleri silmek ve cildimizi kışa hazırlamak için sonbahar en uygun zamandır. Sonbaharda doğanın kendini yenilediği gibi sizde cildinizi yenileyebilirsiniz.
Kuru cilde sahip olan kişilerin büyük çoğunluğunu sık duş alan kişiler oluşturuyor. Sıklıkla duş almak, duşta uzun süre vakit geçirmek, fazla kese yapmak cilt kuruluğunu arttıran etkenlerin başında geliyor.
Duşta sıcak su kullanılması ise derinin altında ki nem içeriğini azaltarak cildin kurumasına neden oluyor. Bu yüzden doktorların önerisi duş alırken soğuğa yakın ılık su tercih etmeniz gerektiği yönünde oluyor.
Uzm.Dr Serpil Özyılmaz, “Duş periyodunu daha az aralıklara indirmeli ve cildinizin ihtiyacı olan nemi depolaması için zaman tanımalısınız. Cilt kuruluğunun; gerilme, pul pul soyulma, kepeklenme, kaşıntı gibi şikayetlere sebep olduğunu ve bu şikayetlerin giderek egzamaya dahi yol açabileceğini” vurguladı.
Cilt kuruluğu yaşın ilerlemesiyle birlikte daha fazla görülmeye başlar. Yaş ilerledikçe cildin yağ üreten bezleri hem sayı olarak hem de aktive oranı olarak azalmaya başlar. Derinin üst tabakasının yaklaşık %10’luk kısmını oluşturan suyun miktarının azalması deride çatlamaya, kaşıntıya ve kuruluğa neden olur.
Cilt kuruluğu olan kişilerin çoğunda altta yatan bir hastalık yoktur. Ciltte kuruluğa gerek çevresel gerek kimyasal etkiler sebebiyet verebiliyor. Çevresel etkenlerin başında; duşta kullanılan sıcak su, rüzgara maruz kalma, hava kirliliği ve klima kullanımı gelmektedir. Kimyasal etkilerin başında ise kullandığımız deterjanlar gelmektedir.
Bu faktörlerin dışında egzama ve sedef gibi cilt rahatsızlıkları, hormonsal ve metabolik faktörler, sivilce ve akne önleyici ilaçların yan etkileri neticesinde de cilt kuruluğu yaşanabilmektedir.
Karatay'dan çarpıcı açıklamalar
Prof. Dr. Canan Karatay, çay ve fındığın insan sağlığı için çok faydalı olduğunu belirtti, "Bol bol şekersiz çay için, fındık yiyin" dedi
Rize Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından düzenlenen ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi öğrencilerinin katıldığı ’Kendine iyi bak’ söyleşi programında konuşan Rize Kredi ve Yurtlar Kurumu İl Müdürü Necmettin Yavaşi, beslenme konusunda doğru bilinen yanlışlar konusunda önemli gayret ve çabaları olan Prof. Dr. Canan Karatay'ı öğrenciler ile buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Yavaşi, "Canan Hocamız değerli bilgi ve tecrübelerini bizimle paylaşması için ilimize davet ettik. Bizi kırmayarak bugün bizimle beraber. Kendisinin bilgilerinden biz ve öğrencilerimiz faydalanacaktır" dedi.
KARATAY: BOL BOL ÇAY İÇİN AMA ŞEKERSİZ
Söyleşi programının ardından DHA’ya değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay, yaz aylarının yaklaştığı bugünlerde insanların sağlıklı beslenmeleri için neler yemesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulundu. Karatay; "Karadeniz insanı bol bol hamsi yiyor ama hamsiyi kızartmamalısınız. Kızartmayın deyince bana kızıyorlar ama kızartınca sağlık için tehlikeli oluyor. Kızartma kanserojendir, tehlikedir. Hamsinin her tür yemeğini yiyebilirsiniz. Köy tereyağı sabah akşam yiyebilirsiniz. Sabah akşam eritip içebilirsiniz. Fındık, çay çok önemli. Bol bol fındık tüketip çay içebilirsiniz. Fındık, fıstık, çıtır çıtır, hem kan yapar, hem ısıtır. Fındık doğanın hem mineral, vitamin, karbonhidrat, omega3 deposudur. Bunun yanında çay da çok önemli. Bol bol çay içeceksiniz. Şekersiz olmak kaydı ile. Bol bol çay içebilirsiniz. Çay dinç tutar. En güçlü antioksidan vardır içerisinde. Onun için bol bol içmenizde fayda vardır. Çay da kahve de öneriyorum" dedi.
’KUYRUKYAĞINI ERİTİP İÇERLER 95 YAŞINA KADAR YAŞARLARDI’
Bütün Anadolu'da sabah öğlen kavurmayeme kültürünün olduğunu hatırlatan Karatay, şöyle dedi:
"Kavurmayı yağı ile beraber yemelisiniz. Kuyrukyağı ile birlikte yenmeli. O zaman dinç olur, dağlara çıkar inersiniz. Yumurta sarısı ile beraber bol köy yağı ile beraber yenecek. Kavurmada kuyrukyağı ile beraber yenecek. Bu Anadolu'da adettir, kuyruk yağını eritip içerler ve de 90-95 yaşına kadar yaşarlar. ’Yağ dokunuyor kalp hastalığı yapıyor’ deniyor. Hangi yağ?
Trans yağlar ya da margarin dediğimiz yağlar tehlikelidir. Yoksa senelerdir, asırlardır yediğimiz köy tereyağları neden tehlikeli olsun. Evvel yoktu, rivayet yeni çıktı.
’KARALAHANA, HAMSİ ÖNEMLİ YİYECEKLER’
Karadeniz havasının temiz olduğuna değinen Karatay, "Karadeniz Bölgesi'ndeki yeşil doğa çok güzel. İnsanının çalışkan, yenilen karalahana ve hamsi çok önemli yiyecekler. Sırtlarında çay yükü dağlara inip çıkmaları çalışkan olmaları sağlıkları için önemli. Bu durum vücudu dinçleştirir, gençleştir ifadelerini kullandı.
Rize Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından düzenlenen ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi öğrencilerinin katıldığı ’Kendine iyi bak’ söyleşi programında konuşan Rize Kredi ve Yurtlar Kurumu İl Müdürü Necmettin Yavaşi, beslenme konusunda doğru bilinen yanlışlar konusunda önemli gayret ve çabaları olan Prof. Dr. Canan Karatay'ı öğrenciler ile buluşturmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Yavaşi, "Canan Hocamız değerli bilgi ve tecrübelerini bizimle paylaşması için ilimize davet ettik. Bizi kırmayarak bugün bizimle beraber. Kendisinin bilgilerinden biz ve öğrencilerimiz faydalanacaktır" dedi.
KARATAY: BOL BOL ÇAY İÇİN AMA ŞEKERSİZ
Söyleşi programının ardından DHA’ya değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Canan Karatay, yaz aylarının yaklaştığı bugünlerde insanların sağlıklı beslenmeleri için neler yemesi gerektiği yönünde açıklamalarda bulundu. Karatay; "Karadeniz insanı bol bol hamsi yiyor ama hamsiyi kızartmamalısınız. Kızartmayın deyince bana kızıyorlar ama kızartınca sağlık için tehlikeli oluyor. Kızartma kanserojendir, tehlikedir. Hamsinin her tür yemeğini yiyebilirsiniz. Köy tereyağı sabah akşam yiyebilirsiniz. Sabah akşam eritip içebilirsiniz. Fındık, çay çok önemli. Bol bol fındık tüketip çay içebilirsiniz. Fındık, fıstık, çıtır çıtır, hem kan yapar, hem ısıtır. Fındık doğanın hem mineral, vitamin, karbonhidrat, omega3 deposudur. Bunun yanında çay da çok önemli. Bol bol çay içeceksiniz. Şekersiz olmak kaydı ile. Bol bol çay içebilirsiniz. Çay dinç tutar. En güçlü antioksidan vardır içerisinde. Onun için bol bol içmenizde fayda vardır. Çay da kahve de öneriyorum" dedi.
’KUYRUKYAĞINI ERİTİP İÇERLER 95 YAŞINA KADAR YAŞARLARDI’
Bütün Anadolu'da sabah öğlen kavurmayeme kültürünün olduğunu hatırlatan Karatay, şöyle dedi:
"Kavurmayı yağı ile beraber yemelisiniz. Kuyrukyağı ile birlikte yenmeli. O zaman dinç olur, dağlara çıkar inersiniz. Yumurta sarısı ile beraber bol köy yağı ile beraber yenecek. Kavurmada kuyrukyağı ile beraber yenecek. Bu Anadolu'da adettir, kuyruk yağını eritip içerler ve de 90-95 yaşına kadar yaşarlar. ’Yağ dokunuyor kalp hastalığı yapıyor’ deniyor. Hangi yağ?
Trans yağlar ya da margarin dediğimiz yağlar tehlikelidir. Yoksa senelerdir, asırlardır yediğimiz köy tereyağları neden tehlikeli olsun. Evvel yoktu, rivayet yeni çıktı.
’KARALAHANA, HAMSİ ÖNEMLİ YİYECEKLER’
Karadeniz havasının temiz olduğuna değinen Karatay, "Karadeniz Bölgesi'ndeki yeşil doğa çok güzel. İnsanının çalışkan, yenilen karalahana ve hamsi çok önemli yiyecekler. Sırtlarında çay yükü dağlara inip çıkmaları çalışkan olmaları sağlıkları için önemli. Bu durum vücudu dinçleştirir, gençleştir ifadelerini kullandı.
23 Mart 2018 Cuma
Bitkisel ilaç ve geleneksel uygulamalar da SGK kapsamına alınacak
Sağlık Bakanlığı, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını yaygınlaştırarak hastanelerde açmayı hedefliyor. Buna göre, doktorlar artık reçeteye bitkisel ilaçlar ve geleneksel uygulamaları da yazabilecek
Sağlık Bakanlığı, ilaç maliyetlerini düşürmek, vatandaşın kimyasal ilaca bağımlılığını en aza indirmek ve geleneksel tıp adı altında merdivenaltı işlemler yapanlarla mücadele etmek için geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını (GETAT) genişletmeyi hedefliyor. Buna göre doktorlar, kimyasal ilaç kullanma zorunluluğu olmayan hastalara ya da kanserin ileri safhalarında ilaçla izlenebilecek bir yol kalmadığında reçeteye GETAT yazabilecek. Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre GETAT çoğunlukla koruyucu tıp alanında uygulanacak. Teşhis, modern tıp yöntemleri ve bitkisel takviye aynı grupta anılacak. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile birlikte “Anadolu tıbbı” Türkiye’de ve dünyada yaygılaştırılacak.
KİŞİNİN İSTEĞİNE BAĞLI
18 üniversite hastanesinde bulunan GETAT merkezlerinin sayısı artırılacak. Bitkisel ürün, geleneksel tedavi gibi uygulamalar hekimler tarafından tavsiye edilecek ve reçetelere yazılacak. Bakanlık, bu tedavilerin modern tıptan ayrı olmadığını, bu nedenle “alternatif tıp” tanımını doğru bulmadıklarını ifade ederken, GETAT reçetelendirmelerini de kişinin isteğine bırakacak. Henüz GETAT kapsamında hangi tedavilerin ve bu tedavilerin ne kadarının SGK tarafından karşılanacağı netleşmedi. Bu sayede antibiyotik kullanımındaki artışların da önüne geçilmesi hedefleniyor. GETAT, daha çok koruyucu hekimlik önerilerinde öne çıkacak.
‘DENEY VE GÖZLEM ŞART’
ABD, Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın önerildiğini ve SUT fiyatlarıyla karşılandığını söyleyen yetkililer, DSÖ’nün Türkiye’yi GETAT konusunda desteklediğini belirtti. Bakanlık yetkilileri, “Bu hassas ve önemli bir konu. Burada hastalara ‘Ameliyat olma, hocaya git, akupunktura git’ gibi anlam çıkmamalı. Sağlık Bakanlığı bu konuda hekimlerle muhatap olmak istiyor. Onların tavsiyeleri ve reçetelendirmeleri dikkate alınacak. Devlet yararına inanıyorsa bunları karşılayacak. Bunları sunacak insanlar bilim insanları” dedi.
Koruyucu hekimlik sayesinde birçok hastalığın yaşanmadan önüne geçileceğini kaydeden yetkililer, “Bu tür bitkisel ürünlerin antibiyotik yerine kullanılması modern tıbbın da istediği bir şey. Tabii ki birçok geleneksel tıp ürünü ve uygulaması için deney ve gözleme ihtiyaç var. Bunu modern tıp kontrol edecek. Bakanlık bünyesinde sertifika programları açılacak. Her şey kayıt altında olacak. Bu uygulamaların devlete maliyeti daha düşük” ifadesini kullandı.
Sağlık Bakanlığı, 19-22 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da DSÖ ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi ortaklığı ile GETAT Kongresi gerçekleştirecek. Kongreye, 30 ülkeden 115 yabancı, 178 yerli bilim insanı ve DSÖ temsilcisi katılacak. Ocak 2018 itibarıyla 18 üniversitede GETAT merkezi, 480 GETAT ünitesi açıldı. 14 sertifikalı uygulama alanında 4 bin 954 sertifika verildi.
14 GELENEKSEL TEDAVİ YÖNTEMİ
Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’ndeki tedavi çeşitleri:
- Akupunktur
- Sülük
- Mezoterapi
- Hipnoz
- Kupa uygulaması (Hacamat)
- Fitoterapi
- Refleksoloji
- Homeopati
- Osteopati
- Ozon
- Apiterapi
- Proloterapi
- Larva
- Müzikterapi
Sağlık Bakanlığı, ilaç maliyetlerini düşürmek, vatandaşın kimyasal ilaca bağımlılığını en aza indirmek ve geleneksel tıp adı altında merdivenaltı işlemler yapanlarla mücadele etmek için geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını (GETAT) genişletmeyi hedefliyor. Buna göre doktorlar, kimyasal ilaç kullanma zorunluluğu olmayan hastalara ya da kanserin ileri safhalarında ilaçla izlenebilecek bir yol kalmadığında reçeteye GETAT yazabilecek. Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre GETAT çoğunlukla koruyucu tıp alanında uygulanacak. Teşhis, modern tıp yöntemleri ve bitkisel takviye aynı grupta anılacak. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile birlikte “Anadolu tıbbı” Türkiye’de ve dünyada yaygılaştırılacak.
KİŞİNİN İSTEĞİNE BAĞLI
18 üniversite hastanesinde bulunan GETAT merkezlerinin sayısı artırılacak. Bitkisel ürün, geleneksel tedavi gibi uygulamalar hekimler tarafından tavsiye edilecek ve reçetelere yazılacak. Bakanlık, bu tedavilerin modern tıptan ayrı olmadığını, bu nedenle “alternatif tıp” tanımını doğru bulmadıklarını ifade ederken, GETAT reçetelendirmelerini de kişinin isteğine bırakacak. Henüz GETAT kapsamında hangi tedavilerin ve bu tedavilerin ne kadarının SGK tarafından karşılanacağı netleşmedi. Bu sayede antibiyotik kullanımındaki artışların da önüne geçilmesi hedefleniyor. GETAT, daha çok koruyucu hekimlik önerilerinde öne çıkacak.
‘DENEY VE GÖZLEM ŞART’
ABD, Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde geleneksel ve tamamlayıcı tıbbın önerildiğini ve SUT fiyatlarıyla karşılandığını söyleyen yetkililer, DSÖ’nün Türkiye’yi GETAT konusunda desteklediğini belirtti. Bakanlık yetkilileri, “Bu hassas ve önemli bir konu. Burada hastalara ‘Ameliyat olma, hocaya git, akupunktura git’ gibi anlam çıkmamalı. Sağlık Bakanlığı bu konuda hekimlerle muhatap olmak istiyor. Onların tavsiyeleri ve reçetelendirmeleri dikkate alınacak. Devlet yararına inanıyorsa bunları karşılayacak. Bunları sunacak insanlar bilim insanları” dedi.
Koruyucu hekimlik sayesinde birçok hastalığın yaşanmadan önüne geçileceğini kaydeden yetkililer, “Bu tür bitkisel ürünlerin antibiyotik yerine kullanılması modern tıbbın da istediği bir şey. Tabii ki birçok geleneksel tıp ürünü ve uygulaması için deney ve gözleme ihtiyaç var. Bunu modern tıp kontrol edecek. Bakanlık bünyesinde sertifika programları açılacak. Her şey kayıt altında olacak. Bu uygulamaların devlete maliyeti daha düşük” ifadesini kullandı.
Sağlık Bakanlığı, 19-22 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da DSÖ ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi ortaklığı ile GETAT Kongresi gerçekleştirecek. Kongreye, 30 ülkeden 115 yabancı, 178 yerli bilim insanı ve DSÖ temsilcisi katılacak. Ocak 2018 itibarıyla 18 üniversitede GETAT merkezi, 480 GETAT ünitesi açıldı. 14 sertifikalı uygulama alanında 4 bin 954 sertifika verildi.
14 GELENEKSEL TEDAVİ YÖNTEMİ
Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’ndeki tedavi çeşitleri:
- Akupunktur
- Sülük
- Mezoterapi
- Hipnoz
- Kupa uygulaması (Hacamat)
- Fitoterapi
- Refleksoloji
- Homeopati
- Osteopati
- Ozon
- Apiterapi
- Proloterapi
- Larva
- Müzikterapi
Bakanlık 173 hileli ürünü açıkladı
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen, 173 firmaya ait 282 parti ürün açıklandı
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen, aralarında et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, bitkisel yağ, bal, takviye edici gıdalar, çikolata ve enerji içeceğinin yer aldığı 173 firmaya ait 282 parti ürün açıklandı.
Bakanlık'tan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” ve bu Kanun kapsamında hazırlanan, “Gıda ve Yemin Resmi Kontrollerine Dair Yönetmelik” gereğince; laboratuvar sonucuyla taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdaları üreten/ithal eden; kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş, değiştirilmiş gıdaları üreten ve/veya satan firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasını içeren bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.
Bakanlığımızın yürüttüğü resmi kontroller ve firmaların otokontrol sistemlerine ek olarak bu uygulamamız ile;
Tüketicinin sağlığı ve menfaatinin korunması,
Sektörde haksız rekabetin önlenmesi,
Tüketiciler aracılığıyla firmalar üzerinde bir denetim mekanizması oluşturulması ve
Firmaların “güvenilir gıda üretimi”ne teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.
Söz konusu uygunsuzlukların tespit edilmesinde; Bakanlığımızca yürütülen denetimlerin yanında, tüketiciler tarafından yapılan ihbar, şikâyet, BİMER ve Alo 174 Gıda Hattı başvuruları neticesinde gerçekleştirilen denetimlerin de büyük payı olduğu açıktır. Bu bakımdan tüketicilerin bu başvurularını sürdürmeleri, halkımızın sağlığının korunması yönündeki çalışmalarımız için büyük önem taşımaktadır.Taklit, tağşiş yapıldığı veya ilaç etken maddesi ilave edildiği tespit edilen toplam 173 firmaya ait 282 parti ürünü Bakanlığımız internet sitesinde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
Böylece ilk kamuoyu duyurusunun yapıldığı 2012 yılından bu yana 769 firmaya ait 1605 parti ürün tüketicilerin bilgisine arz edilmiştir.Gıda konusunda kamu otoritesi olan Bakanlığımız, yasalarla verilmiş tüm yetkileri tereddütsüz kullanarak gıda güvenilirliğinin sağlanmasına ve tüketicinin korunmasına yönelik çalışmalarını aralıksız olarak ve büyük bir titizlikle sürdürmektedir."
KÖFTEDE DOMUZ ETİ
Bir çok markada tek tırnaklı etine (at,eşek) rastlanırken, bazı firma ve restoranların domuz eti kullandığı ortaya çıktı. İstanbul Esenyurt’taki, bir restoranda Adana kıymasında, Tekirdağ Çorlu’da bir firmanın ürettiği kuru köfte ve sebzeli pişmiş köftede domuz eti tespit edildi.
Domuz eti tespit edilen bir diğer firma da Aydın’da üretim yapan bir sucuk üreticisi. Söz konusu firmanın ısıl işlem görmüş dana sucuğunda domuz etine rastlandı.
BOYALI PUL BİBER
Domuz eti ve tek tırnaklı etlerinin yanı sıra geçtiğimiz yıllarda devreye giren ve sucuk, salam, sosis gibi ürünlerde et karışımını engelleyen tebliğin de delindiği görüldü. Sadece dana eti ile üretildiği iddia edilen ürünlerde kanatlı etine rastlandı. Yine bazı restoranların kıymalarında sakadat tespit edildi.
Türkiye’nin en büyük gıda firmalarından birinin ‘Uzun sosis avantajlı’ paketinde ise ‘baş eti’ görüldü. Özellikle bazı zeytinyağı üreticilerinin de taklit ve tağşişe sıklıkla başvurduğu ortaya çıktı. Edirne’de üretim yapan bir yağ üreticisinin ‘riviera zeytinyağı’ olarak sattığı ürüne mumsu maddeler ve pirina yağı karıştırıldığı ortaya çıktı. Şanlıurfalı bir biber üreticisinin isot kırmızı pul biberinde ‘boya’ kullandığı ortaya çıktı.
TULUMDA BİTKİSEL YAĞ
Birçok bal üreticisinin de ürünleri listede yer aldı. Ballarda fruktoz ve glukoza rastlandı. Takviye edici birçok gıdada ve enerji içeceklerinde ise ‘ilaç etken maddeleri’ bulundu. Süt ve süt ürünleri üreticileri de listede kendisine geniş yer buldu. Tulum peynirlerinde bitkisel yağ ve nişastaya, manda yoğurtlarında süt yağı ve harici yağlara rastlandı. Bazı yoğurtlarda ise jelatin tespit edildi.
173 hileli ürün! işte o liste
http://www.finansgundem.com/foto-galeri/listesi-galeri/1289635
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen, aralarında et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, bitkisel yağ, bal, takviye edici gıdalar, çikolata ve enerji içeceğinin yer aldığı 173 firmaya ait 282 parti ürün açıklandı.
Bakanlık'tan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” ve bu Kanun kapsamında hazırlanan, “Gıda ve Yemin Resmi Kontrollerine Dair Yönetmelik” gereğince; laboratuvar sonucuyla taklit veya tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdaları üreten/ithal eden; kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürecek şekilde bozulmuş, değiştirilmiş gıdaları üreten ve/veya satan firmanın adı, ürün adı, markası, parti ve/veya seri numarasını içeren bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.
Bakanlığımızın yürüttüğü resmi kontroller ve firmaların otokontrol sistemlerine ek olarak bu uygulamamız ile;
Tüketicinin sağlığı ve menfaatinin korunması,
Sektörde haksız rekabetin önlenmesi,
Tüketiciler aracılığıyla firmalar üzerinde bir denetim mekanizması oluşturulması ve
Firmaların “güvenilir gıda üretimi”ne teşvik edilmesi amaçlanmaktadır.
Söz konusu uygunsuzlukların tespit edilmesinde; Bakanlığımızca yürütülen denetimlerin yanında, tüketiciler tarafından yapılan ihbar, şikâyet, BİMER ve Alo 174 Gıda Hattı başvuruları neticesinde gerçekleştirilen denetimlerin de büyük payı olduğu açıktır. Bu bakımdan tüketicilerin bu başvurularını sürdürmeleri, halkımızın sağlığının korunması yönündeki çalışmalarımız için büyük önem taşımaktadır.Taklit, tağşiş yapıldığı veya ilaç etken maddesi ilave edildiği tespit edilen toplam 173 firmaya ait 282 parti ürünü Bakanlığımız internet sitesinde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
Böylece ilk kamuoyu duyurusunun yapıldığı 2012 yılından bu yana 769 firmaya ait 1605 parti ürün tüketicilerin bilgisine arz edilmiştir.Gıda konusunda kamu otoritesi olan Bakanlığımız, yasalarla verilmiş tüm yetkileri tereddütsüz kullanarak gıda güvenilirliğinin sağlanmasına ve tüketicinin korunmasına yönelik çalışmalarını aralıksız olarak ve büyük bir titizlikle sürdürmektedir."
KÖFTEDE DOMUZ ETİ
Bir çok markada tek tırnaklı etine (at,eşek) rastlanırken, bazı firma ve restoranların domuz eti kullandığı ortaya çıktı. İstanbul Esenyurt’taki, bir restoranda Adana kıymasında, Tekirdağ Çorlu’da bir firmanın ürettiği kuru köfte ve sebzeli pişmiş köftede domuz eti tespit edildi.
Domuz eti tespit edilen bir diğer firma da Aydın’da üretim yapan bir sucuk üreticisi. Söz konusu firmanın ısıl işlem görmüş dana sucuğunda domuz etine rastlandı.
BOYALI PUL BİBER
Domuz eti ve tek tırnaklı etlerinin yanı sıra geçtiğimiz yıllarda devreye giren ve sucuk, salam, sosis gibi ürünlerde et karışımını engelleyen tebliğin de delindiği görüldü. Sadece dana eti ile üretildiği iddia edilen ürünlerde kanatlı etine rastlandı. Yine bazı restoranların kıymalarında sakadat tespit edildi.
Türkiye’nin en büyük gıda firmalarından birinin ‘Uzun sosis avantajlı’ paketinde ise ‘baş eti’ görüldü. Özellikle bazı zeytinyağı üreticilerinin de taklit ve tağşişe sıklıkla başvurduğu ortaya çıktı. Edirne’de üretim yapan bir yağ üreticisinin ‘riviera zeytinyağı’ olarak sattığı ürüne mumsu maddeler ve pirina yağı karıştırıldığı ortaya çıktı. Şanlıurfalı bir biber üreticisinin isot kırmızı pul biberinde ‘boya’ kullandığı ortaya çıktı.
TULUMDA BİTKİSEL YAĞ
Birçok bal üreticisinin de ürünleri listede yer aldı. Ballarda fruktoz ve glukoza rastlandı. Takviye edici birçok gıdada ve enerji içeceklerinde ise ‘ilaç etken maddeleri’ bulundu. Süt ve süt ürünleri üreticileri de listede kendisine geniş yer buldu. Tulum peynirlerinde bitkisel yağ ve nişastaya, manda yoğurtlarında süt yağı ve harici yağlara rastlandı. Bazı yoğurtlarda ise jelatin tespit edildi.
173 hileli ürün! işte o liste
http://www.finansgundem.com/foto-galeri/listesi-galeri/1289635
1 Nisan'da başlıyor! Kod olmayan satılmayacak
1 Nisan’dan itibaren başlayacak olan ‘kodlu yumurta uygulaması’ hakkında bilgi veren Kayseri Yumurta Üreticileri Birliği (Yum-Bir) Başkanı İbrahim Afyon, kodlar sayesinde tüketicinin yanıltılmasının önüne geçileceğini söyledi
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Türk Gıda Kodeksi Yumurta Tebliği’ne göre 1 Nisan’dan itibaren kabuğunda ‘yetiştirme metodu kodu’ bulunmayan yumurtalar satılamayacak. Uygulama sayesinde tüketici yediği yumurtayı bilecek, organik süsü verilmiş yumurtalar satışa sunulamayacak.
"TÜKETİCİNİN ALDATILMASININ ÖNÜNE GEÇİLECEK"
Konuyla ilgili bilgi veren Yum-Bir Başkanı İbrahim Afyon, yumurtaların üzerindeki numaraların, yumurtanın hangi çiftlikte, hangi ortamda, hangi şartlarda yetiştiğini belgeleyen numaralar olduğunu ifade etti. Kodlar sayesinde tüketicinin aldatılmasının önüne geçileceğini savunan Afyon, "Yumurtalardaki kodlar yumurtanın üretim şartlarını belirten numaralarla başlıyor. Buna göre, 0 organik tavuk, 1 serbest dolaşan tavuk, 2 kümeste özgür tavuk, 3 ise kafes tavuğu anlamına geliyor. Hemen yanı sıra, TR kodunu görüyoruz ki bu da yumurtanın Türkiye menşeili olduğunu gösteriyor. Hemen arkasında hangi ilde üretildiğini gösterir plaka kodu, devamındaki 12 haneli rakam Tarım Bakanlığı tarafından işletmeye verilen koddur, en sondaki numara ise o işletmedeki kümes numarasını gösterir. Dolayısıyla bu numaralardan, yumurtasını aldığımız tavuğun hangi sürüye, kümese ve işletmeye ait olduğunu takip edebiliriz. Bunların altındaki tarih ise yumurtlama tarihidir, yumurta üzerinde olması mecburi değildir ama etiket üzerinde olmak zorundadır" diye konuştu.
"KODLAR ALO 174 GIDA HATTINDAN DENETLENEBİLİR"
Tüketicilerin, satın aldıkları yumurtaların üzerindeki kodları ayrıca denetleme şansı da olduğunu belirten Afyon, "Biz vatandaşın aldatılmasını istemiyoruz. Vatandaş yumurtanın üzerindeki numaralara bakarak hangi türde yetişmiş yumurta yemek istiyorsa yemelidir. Zaten üzerinde işletme kodu olan yumurta sağlıklıdır. Müşterilerimiz numaraların doğruluğunu kontrol etmek için Yumurtacılar Birliklerini ya da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ücretsiz Alo 174 Gıda Hattı’nı arayarak da teyit alabilir" ifadelerini kullandı.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Türk Gıda Kodeksi Yumurta Tebliği’ne göre 1 Nisan’dan itibaren kabuğunda ‘yetiştirme metodu kodu’ bulunmayan yumurtalar satılamayacak. Uygulama sayesinde tüketici yediği yumurtayı bilecek, organik süsü verilmiş yumurtalar satışa sunulamayacak.
"TÜKETİCİNİN ALDATILMASININ ÖNÜNE GEÇİLECEK"
Konuyla ilgili bilgi veren Yum-Bir Başkanı İbrahim Afyon, yumurtaların üzerindeki numaraların, yumurtanın hangi çiftlikte, hangi ortamda, hangi şartlarda yetiştiğini belgeleyen numaralar olduğunu ifade etti. Kodlar sayesinde tüketicinin aldatılmasının önüne geçileceğini savunan Afyon, "Yumurtalardaki kodlar yumurtanın üretim şartlarını belirten numaralarla başlıyor. Buna göre, 0 organik tavuk, 1 serbest dolaşan tavuk, 2 kümeste özgür tavuk, 3 ise kafes tavuğu anlamına geliyor. Hemen yanı sıra, TR kodunu görüyoruz ki bu da yumurtanın Türkiye menşeili olduğunu gösteriyor. Hemen arkasında hangi ilde üretildiğini gösterir plaka kodu, devamındaki 12 haneli rakam Tarım Bakanlığı tarafından işletmeye verilen koddur, en sondaki numara ise o işletmedeki kümes numarasını gösterir. Dolayısıyla bu numaralardan, yumurtasını aldığımız tavuğun hangi sürüye, kümese ve işletmeye ait olduğunu takip edebiliriz. Bunların altındaki tarih ise yumurtlama tarihidir, yumurta üzerinde olması mecburi değildir ama etiket üzerinde olmak zorundadır" diye konuştu.
"KODLAR ALO 174 GIDA HATTINDAN DENETLENEBİLİR"
Tüketicilerin, satın aldıkları yumurtaların üzerindeki kodları ayrıca denetleme şansı da olduğunu belirten Afyon, "Biz vatandaşın aldatılmasını istemiyoruz. Vatandaş yumurtanın üzerindeki numaralara bakarak hangi türde yetişmiş yumurta yemek istiyorsa yemelidir. Zaten üzerinde işletme kodu olan yumurta sağlıklıdır. Müşterilerimiz numaraların doğruluğunu kontrol etmek için Yumurtacılar Birliklerini ya da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ücretsiz Alo 174 Gıda Hattı’nı arayarak da teyit alabilir" ifadelerini kullandı.
SGK prim tahsilatı 37 milyar TL’yi aştı
Maliye Bakanı Ağbal, borçların yeniden yapılandırılmasının ardından geçen 10 ayda tahsilatın 38 milyar liraya yaklaştığını söyledi
Maliye Bakanı Naci Ağbal, sosyal güvenlik prim borcu ve vergi tahsilatı toplamının 37 milyar 881 milyon liraya ulaştığını söyledi.
Ağbal, TBMM’de kabul edilerek vatandaşa SGK prim borçları, idari para cezaları ve vergi borçlarını yapılandırma hakkı tanıyan kanunlar sonrasında vatandaşın taksitlerini ödemekte büyük bir özen gösterdiğini belirterek, teşekkür etti. Ağbal, yasanın yürürlüğe girdiği Mayıs 2017’den bu yana tahsil edilen toplam para tutarına ilişkin de bilgi verdi. Şu ana kadar yeniden yapılandırma kanunları çerçevesinde, sosyal güvenlik primi vergi tahsilat toplamının 37 milyar 881 milyon liraya ulaştığını kaydeden Ağbal özetle şunları kaydetti:
Tahsilat oranı yüksek
“Şu ana kadar yeniden yapılandırma kanunları çerçevesinde sosyal güvenlik primi, vergi tahsilatı toplam 37 milyar liraya ulaşmış durumda. Gerçekten bütün vatandaşlarımıza, mükelleflerimize teşekkür ediyoruz. Halkımız taksitlerini ödemekte büyük bir itina ve özen gösteriyor ve bu sayede şu ana kadar gelen taksitler itibariyle de tahsilat oranının yüksek olduğunu söyleyebilirim.”
Ağbal, eğitim sisteminin, hem nitelik hem de nicelik olarak gelişmesi için 16 yıldır hükümet olarak büyük bir gayret sarfettiklerini söyledi.
16 yıldır tarımsal destekler ve borçların yapılandırılmasıyla hep çiftçilerin yanında olduklarını belirten Ağbal, “Çiftçiler için ne gerekiyorsa yaptık, bundan sonra da yaparız” dedi.
Ağbal, ek gösterge meselesinin, birçok kamu görevlisini ilgilendirdiğine de dikkati çekti. Ek göstergenin 3000’den 3600’e, 3600’den 4800’e çıkarılmasının kişilerin emekli aylığını etkileyen önemli bir faktör olduğuna işaret eden Ağbal, “16 yıldır kamu personelinin özlük haklarının ve reel olarak gelirlerinin artırılması için, hükümet olarak Meclisten çok önemli düzenlemeleri geçirdik. Memur ve emekli aylıkları iktidarımızda her zaman için arttı” diye konuştu.
Maliye Bakanı Naci Ağbal, sosyal güvenlik prim borcu ve vergi tahsilatı toplamının 37 milyar 881 milyon liraya ulaştığını söyledi.
Ağbal, TBMM’de kabul edilerek vatandaşa SGK prim borçları, idari para cezaları ve vergi borçlarını yapılandırma hakkı tanıyan kanunlar sonrasında vatandaşın taksitlerini ödemekte büyük bir özen gösterdiğini belirterek, teşekkür etti. Ağbal, yasanın yürürlüğe girdiği Mayıs 2017’den bu yana tahsil edilen toplam para tutarına ilişkin de bilgi verdi. Şu ana kadar yeniden yapılandırma kanunları çerçevesinde, sosyal güvenlik primi vergi tahsilat toplamının 37 milyar 881 milyon liraya ulaştığını kaydeden Ağbal özetle şunları kaydetti:
Tahsilat oranı yüksek
“Şu ana kadar yeniden yapılandırma kanunları çerçevesinde sosyal güvenlik primi, vergi tahsilatı toplam 37 milyar liraya ulaşmış durumda. Gerçekten bütün vatandaşlarımıza, mükelleflerimize teşekkür ediyoruz. Halkımız taksitlerini ödemekte büyük bir itina ve özen gösteriyor ve bu sayede şu ana kadar gelen taksitler itibariyle de tahsilat oranının yüksek olduğunu söyleyebilirim.”
Ağbal, eğitim sisteminin, hem nitelik hem de nicelik olarak gelişmesi için 16 yıldır hükümet olarak büyük bir gayret sarfettiklerini söyledi.
16 yıldır tarımsal destekler ve borçların yapılandırılmasıyla hep çiftçilerin yanında olduklarını belirten Ağbal, “Çiftçiler için ne gerekiyorsa yaptık, bundan sonra da yaparız” dedi.
Ağbal, ek gösterge meselesinin, birçok kamu görevlisini ilgilendirdiğine de dikkati çekti. Ek göstergenin 3000’den 3600’e, 3600’den 4800’e çıkarılmasının kişilerin emekli aylığını etkileyen önemli bir faktör olduğuna işaret eden Ağbal, “16 yıldır kamu personelinin özlük haklarının ve reel olarak gelirlerinin artırılması için, hükümet olarak Meclisten çok önemli düzenlemeleri geçirdik. Memur ve emekli aylıkları iktidarımızda her zaman için arttı” diye konuştu.
16 Mart 2018 Cuma
Meteoroloji'den flaş asit yağmuru açıklaması
Meteoroloji Genel Müdürü Güneş, yapılan ölçümler sonrası Türkiye'nin kuzey batı kesimlerinde asit yağışlarında artış gözlendiğini açıkladı
Meteoroloji Genel Müdürü İsmail Güneş, "Yapılan ölçümler, ülkemizin kuzey batı kesimlerinde asit yağışlarının daha sıklıkla yaşandığını gösteriyor. Yıllık düşen yağışın yüzde 33'ünün pH değeri 5'in altında yani asit yağmurları sınıfına giriyor." dedi.
Genel Müdür Güneş, yaptığı açıklamada, asit yağmurları, sınır ötesi kirlilik konusunda çalışmalar yaptıklarını ve ilk kez 1999'da Ankara Çamkoru'da yağmur suyu örneği toplama sistemi kurduklarını söyledi. Hava sistemlerinin Türkiye'ye giriş noktalarına, yağış örneklem noktaları kurduklarını aktaran Güneş, Amasra, Antalya, Balıkesir, Çatalca, İzmir, Marmaris, Hatay, Trabzon, Yatağan, Çamkoru merkezlerinde birer otomatik yağış toplama cihazı bulunduğunu, bu istasyonların yer seçimi yapılırken, yerel kirlilikten etkilenmeyecek noktaların özellikle tercih edildiğini vurguladı.
Otomatik yağış toplama istasyonlarından alınan yağmur örneklerinin, Meteoroloji Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında titizlikle analiz edildiğini belirten Güneş, şöyle konuştu:
"Yağmur suyu örneklerinde elektriksel iletkenlik, asitlik, iyon ve metal analizleri yapıyoruz. Yapılan ölçümler, ülkemizin kuzey batı kesimlerinde asit yağışlarının daha sıklıkla yaşandığını gösteriyor. Yıllık düşen yağışın yüzde 33'ünün pH değeri 5'in altında yani asit yağmurları sınıfına giriyor. Ama yurdumuz topraklarının alkali olması nedeniyle atmosfere karışan iyonlar, asit kökleri ile birleşerek nötralizasyon yani etkisizleştirme sağlıyor ve asit yağmurlarının olası etkilerini azaltıyor. Yurdumuzun güney kesimlerinde ise toprak yapısı kalsiyumca zengin olduğundan, yağmur sularında nitrat ve sülfat iyonları bulunsa da asit yağmurlarına daha az rastlanıyor." Genel Müdür Güneş, asit yağmurlarının genel olarak sonbahar sonları, kış ve ilkbahar başlarında görüldüğünü aktardı.
"Asit yağmurları tüm canlıları etkiliyor"
Asit yağmurlarının etkileri hakkında da bilgi veren Güneş, "Asit yağmurları ve hava kirliliğinin tüm canlılar üzerindeki etkisi biliniyor. pH değeri düşük yani asitli yağmur suyunun tarihi binalar ve hatta otomobil boyaları üzerinde de aşındırma etkisi olduğunu biliyoruz." dedi.
Yağmur sularının içerdiği anyon veya katyonlara göre asit ya da alkali özellik taşıdıklarına dikkati çeken Güneş, şunları kaydetti:
"Asitlik durumunu ölçen pH değeri sınıflaması, 1 ila 14 arasında yer alır ve nötr bir sıvının pH değeri 7'dir. Yağmur sularının pH değeri 5,6 ise asit yağmurundan bahsedilir. Bu değer 5'in altına inmeye başladığı durumlarda ise artık ciddi olarak asit yağmurlarından ve tehlikelerinden söz edilmeye başlanır. Asit yağmurları ve hava kirliliği konusunda hemen her ülke tarafından çalışmalar yapılıyor. Çünkü atmosfere verilen salımlar, atmosferik dolaşım yüzünden ülke sınırlarını aşarak, etkisini başka bölgelerde de gösterebiliyor. Türkiye'nin de atmosferik taşınım ile asit yağmurlarının etkisi altında olduğu söyleyebiliriz. Orta Avrupa ve Rusya üzerinden gelen hava sistemlerinin etkisiyle asit yağmurlarının özellikle yurdun kuzey batı kesimlerinde daha görülür olduğu belirlendi. Ülkemizdeki atmosfer kirliliğinin kaynağı genel atmosfer kirliliğidir. Bir başka deyişle sanayileşmiş ülkelerin atmosfere verdikleri emisyon salımlarının, bir şekilde sirkülasyonla ülkemiz üzerinde de etkisini göstermesidir."
Meteoroloji Genel Müdürü İsmail Güneş, "Yapılan ölçümler, ülkemizin kuzey batı kesimlerinde asit yağışlarının daha sıklıkla yaşandığını gösteriyor. Yıllık düşen yağışın yüzde 33'ünün pH değeri 5'in altında yani asit yağmurları sınıfına giriyor." dedi.
Genel Müdür Güneş, yaptığı açıklamada, asit yağmurları, sınır ötesi kirlilik konusunda çalışmalar yaptıklarını ve ilk kez 1999'da Ankara Çamkoru'da yağmur suyu örneği toplama sistemi kurduklarını söyledi. Hava sistemlerinin Türkiye'ye giriş noktalarına, yağış örneklem noktaları kurduklarını aktaran Güneş, Amasra, Antalya, Balıkesir, Çatalca, İzmir, Marmaris, Hatay, Trabzon, Yatağan, Çamkoru merkezlerinde birer otomatik yağış toplama cihazı bulunduğunu, bu istasyonların yer seçimi yapılırken, yerel kirlilikten etkilenmeyecek noktaların özellikle tercih edildiğini vurguladı.
Otomatik yağış toplama istasyonlarından alınan yağmur örneklerinin, Meteoroloji Genel Müdürlüğü laboratuvarlarında titizlikle analiz edildiğini belirten Güneş, şöyle konuştu:
"Yağmur suyu örneklerinde elektriksel iletkenlik, asitlik, iyon ve metal analizleri yapıyoruz. Yapılan ölçümler, ülkemizin kuzey batı kesimlerinde asit yağışlarının daha sıklıkla yaşandığını gösteriyor. Yıllık düşen yağışın yüzde 33'ünün pH değeri 5'in altında yani asit yağmurları sınıfına giriyor. Ama yurdumuz topraklarının alkali olması nedeniyle atmosfere karışan iyonlar, asit kökleri ile birleşerek nötralizasyon yani etkisizleştirme sağlıyor ve asit yağmurlarının olası etkilerini azaltıyor. Yurdumuzun güney kesimlerinde ise toprak yapısı kalsiyumca zengin olduğundan, yağmur sularında nitrat ve sülfat iyonları bulunsa da asit yağmurlarına daha az rastlanıyor." Genel Müdür Güneş, asit yağmurlarının genel olarak sonbahar sonları, kış ve ilkbahar başlarında görüldüğünü aktardı.
"Asit yağmurları tüm canlıları etkiliyor"
Asit yağmurlarının etkileri hakkında da bilgi veren Güneş, "Asit yağmurları ve hava kirliliğinin tüm canlılar üzerindeki etkisi biliniyor. pH değeri düşük yani asitli yağmur suyunun tarihi binalar ve hatta otomobil boyaları üzerinde de aşındırma etkisi olduğunu biliyoruz." dedi.
Yağmur sularının içerdiği anyon veya katyonlara göre asit ya da alkali özellik taşıdıklarına dikkati çeken Güneş, şunları kaydetti:
"Asitlik durumunu ölçen pH değeri sınıflaması, 1 ila 14 arasında yer alır ve nötr bir sıvının pH değeri 7'dir. Yağmur sularının pH değeri 5,6 ise asit yağmurundan bahsedilir. Bu değer 5'in altına inmeye başladığı durumlarda ise artık ciddi olarak asit yağmurlarından ve tehlikelerinden söz edilmeye başlanır. Asit yağmurları ve hava kirliliği konusunda hemen her ülke tarafından çalışmalar yapılıyor. Çünkü atmosfere verilen salımlar, atmosferik dolaşım yüzünden ülke sınırlarını aşarak, etkisini başka bölgelerde de gösterebiliyor. Türkiye'nin de atmosferik taşınım ile asit yağmurlarının etkisi altında olduğu söyleyebiliriz. Orta Avrupa ve Rusya üzerinden gelen hava sistemlerinin etkisiyle asit yağmurlarının özellikle yurdun kuzey batı kesimlerinde daha görülür olduğu belirlendi. Ülkemizdeki atmosfer kirliliğinin kaynağı genel atmosfer kirliliğidir. Bir başka deyişle sanayileşmiş ülkelerin atmosfere verdikleri emisyon salımlarının, bir şekilde sirkülasyonla ülkemiz üzerinde de etkisini göstermesidir."
15 Mart 2018 Perşembe
Petekli bal zararlı mı!
Binbir türlü hastalığa şifa kaynağı olarak bilinen bal, uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre petek balın tüketilmesi insan sağlığı açısından çok zararlı olduğu açıklandı.
İşte petek bal hakkında tüm bilinmeyenler…
Yapılan araştırmalara göre Avrupa ülkelerinde süzme bal tüketimi fazlayken, Türkiye'de petek bal tüketiminin fazla olduğu ortaya çıktı. Bu sonucu gören uzmanlar petek bal tüketiminin ne kadar sağlıklı olduğu hakkında araştırma yaptılar.
Peki petek bal tüketimi ne kadar sağlıklı?
Ülkemizde üretilen petek balının araştırmalar sonucunda bal mumundan yapıldığı ve saniyede kullanılan bal mumunun insan sağlığı açısından oldukça zararlı bir madde olduğu elde edildi.
Üstelik balmumunda hiçbir besleyici madde oldığı da bilinenler arasında.
Balı peteğiyle tüketildiğinde ise sağlık açaısından büyük risklerde oluşturabilir.
Petek tüm toz toprağı ve doğadaki kimyasalları emen bir ürün olduğu için de faydalı değildir.
Yaklaşık 67.5ºC'de eriyebilme özelliğine sahip balmumu, 37ºC sıcaklığa sahip midede hiçbir değişime uğramadan, erimeden ve vücutta hiçbir işe yaramadan bağırsaklar yolu ile vücut dışına atılır.
Bal mumu, arılarda rastlanan bakteri ve fungus hastalıklarını ve içinde bulunan akarisit ve insektisit ile tarımda kullanılan tüm zehirli kimyasal ilaç kalıntılarını içerebilmektedir.
İşte petek bal hakkında tüm bilinmeyenler…
Yapılan araştırmalara göre Avrupa ülkelerinde süzme bal tüketimi fazlayken, Türkiye'de petek bal tüketiminin fazla olduğu ortaya çıktı. Bu sonucu gören uzmanlar petek bal tüketiminin ne kadar sağlıklı olduğu hakkında araştırma yaptılar.
Peki petek bal tüketimi ne kadar sağlıklı?
Ülkemizde üretilen petek balının araştırmalar sonucunda bal mumundan yapıldığı ve saniyede kullanılan bal mumunun insan sağlığı açısından oldukça zararlı bir madde olduğu elde edildi.
Üstelik balmumunda hiçbir besleyici madde oldığı da bilinenler arasında.
Balı peteğiyle tüketildiğinde ise sağlık açaısından büyük risklerde oluşturabilir.
Petek tüm toz toprağı ve doğadaki kimyasalları emen bir ürün olduğu için de faydalı değildir.
Yaklaşık 67.5ºC'de eriyebilme özelliğine sahip balmumu, 37ºC sıcaklığa sahip midede hiçbir değişime uğramadan, erimeden ve vücutta hiçbir işe yaramadan bağırsaklar yolu ile vücut dışına atılır.
Bal mumu, arılarda rastlanan bakteri ve fungus hastalıklarını ve içinde bulunan akarisit ve insektisit ile tarımda kullanılan tüm zehirli kimyasal ilaç kalıntılarını içerebilmektedir.
24 saatte öldürebilen en tehlikeli 4 hastalık
Deng Humması
Deng humması ağrılı, güçten düşüren, sivrisinekten geçen, ilişkili dört deng virüsünden birinden kaynaklanan bir hastalıktır. Bu virüsler Batı Nil enfeksiyonu ve sarı hummaya neden olan virüslerle ilişkilidir. Her yıl dünya çapında 100 milyon deng ateşi vakasının ortaya çıktığı tahmin ediliyor.
Ebola
Son yılların en popüler ölümcül virüsüdür. Bu virüs vücutta ishalle beraber kendini gösterir. Bu ishali kanamalar ve yüksek ateşle ortaya çıkan hastalık çoğunlukla ölümle sonuçlanmakta. Ortalığı kasıp kavuran bu hastalık ise vücut sıvıları ile bulaşıyor. Bu hastalıktan korunmak için herkesle öpüşmeyin veya herhangi birinin suratına hapşırmasına izin vermeyin.
Enterovirus
Bağışıklık sistemini bitiren bir virüs çeşididir. Bu virüs grip şeklinde kendini gösteriyor ve kolay kolay geçmiyor.
Hıyarcıklı Veba
Veba bakterisi insanlara, pire ısırmasıyla, sıvı veya dokularla doğrudan temasla veba zatürresi olan kişinin öksürme esnasında havaya attığı damlacıkların sağlam kişiler tarafından solunum yoluyla alınmasıyla bulaşır. Damlacıklarla bulaşma insanlar arasında bakterinin en hızlı yayıldığı yoldur. Nadiren enfekte materyalin sindirim yoluyla alınması ile de bulaşır. Son yıllarda bildirilen kedilerden sahiplerine ve veterinerlere veba bulaşması yine damlacıklarla meydana gelmektedir.
Deng humması ağrılı, güçten düşüren, sivrisinekten geçen, ilişkili dört deng virüsünden birinden kaynaklanan bir hastalıktır. Bu virüsler Batı Nil enfeksiyonu ve sarı hummaya neden olan virüslerle ilişkilidir. Her yıl dünya çapında 100 milyon deng ateşi vakasının ortaya çıktığı tahmin ediliyor.
Ebola
Son yılların en popüler ölümcül virüsüdür. Bu virüs vücutta ishalle beraber kendini gösterir. Bu ishali kanamalar ve yüksek ateşle ortaya çıkan hastalık çoğunlukla ölümle sonuçlanmakta. Ortalığı kasıp kavuran bu hastalık ise vücut sıvıları ile bulaşıyor. Bu hastalıktan korunmak için herkesle öpüşmeyin veya herhangi birinin suratına hapşırmasına izin vermeyin.
Enterovirus
Bağışıklık sistemini bitiren bir virüs çeşididir. Bu virüs grip şeklinde kendini gösteriyor ve kolay kolay geçmiyor.
Hıyarcıklı Veba
Veba bakterisi insanlara, pire ısırmasıyla, sıvı veya dokularla doğrudan temasla veba zatürresi olan kişinin öksürme esnasında havaya attığı damlacıkların sağlam kişiler tarafından solunum yoluyla alınmasıyla bulaşır. Damlacıklarla bulaşma insanlar arasında bakterinin en hızlı yayıldığı yoldur. Nadiren enfekte materyalin sindirim yoluyla alınması ile de bulaşır. Son yıllarda bildirilen kedilerden sahiplerine ve veterinerlere veba bulaşması yine damlacıklarla meydana gelmektedir.
11 büyük markanın suyunda plastik maddeler bulundu
İçme suyu markalarının şişelerinde yapılan testler, hemen hemen hepsinde plastik parçacıklar bulunduğunu ortaya koydu
Orb Media tarafından toplanan dokuz farklı ülkeden 250 plastik su şişesi New York Devlet Üniversitesi'nde inclendi.
Araştırma sonucunda her bir litre suda ortalama 10 plastik parçacığının bulunduğu, her birinin de insan saçından daha kalın olduğu anlaşıldı.
Test edilen markalar, BBC'ye açıklamalarında şişeleme tesislerinin yüksek standartlarda olduğunu söyledi.
Araştırmaya katılan üniversitenin kimya profesörü Sherri Mason, "Peş peşe her şişede, her markada plastik bulduk" dedi ve ekledi:
"Bu, herhangi bir markayı doğrudan suçlama amaçlı değil, araştırma plastiğin her yere tesir ettiğini gösteriyor. Plastik toplumumuzun her yerine yayılan bir madde ve sularımızı da istila ediyor. Bunlar her gün tükettiğimiz en temel ürünler."
Mikroplastik olarak bilinen küçük plastik parçalarını yutmanın sağlığa zarar verdiğine dair bir kanıt yok ama olası etkilerine dair bilimsel çalışmalar yürütülüyor.
Plastiklerin tespiti için Nil Kırmızısı adı verilen boya kullanıldı.
Araştırmanın sonuçlarına ilişkin Prof Mason, "Felaket değil ama sayı olarak bakarsak kaygı verici" dedi.
BBC'ye konuşan uzmanlara göre, musluk suyunun kirli olabileceği bazı gelişmekte olan ülkelerde, plastik su şişesi tüketimi devam etmeli.
'GÜVENLİK VE KALİTE STANDARTLARINA UYUYOR'
Araştırmada incelenen şişe su markaları ise ürünlerinin güvenlik ve kalite standartlarına uyduğunu söylüyor.
Firmalar ayrıca, mikroplastiklerle ilgili yönetmelik olmadığına ve suların test edilmesi için standart yöntemler kullanılmadığına dikkat çekiyor.
Filtreleme sonunda büyük parçacıklar sarı işaretlerde görülebiliyor.
Prof Mason, geçen sene musluk suyunda plastik parçalar bulurken diğer araştırmacılar da, deniz ürünlerinde, birada, deniz tuzunda, hatta havada bile plastik maddelere rastlandığını duyurmuştu.
Bu testler, şişe sularda bugüne kadar yapılan en büyük araştırma olarak kabul ediliyor.
BBC'nin Blue Planet II belgesel dizisi de, plastik tüketiminin yaygınlaşmasıyla doğada oluşan zarara dikkat çekiyordu.
Araştırmada 11 farklı küresel ve ulusal şişe su markası test edildi. Bu şişeler, nüfus olarak yüksek ve şişe su tüketiminin de nispeten fazla olduğu ülkelerden alındı.
Uluslararası markalar:
Aquafina
Dasani
Evian
Nestle Pure Life
San Pellegrino
Önde gelen ulusal markalar:
Aqua (Endonezya)
Bisleri (Hindistan)
Epura (Meksika)
Gerolsteiner (Almanya)
Minalba (Brezilya)
Wahaha (Çin)
Kirlenme ihtimaline karşı su şişelerinin mağazalardan satın alınma süreci ve kurye şirketlerine nakil süreçlerinin görüntüleri kaydedildi.
Plastik maddelerin tespiti için, İngiliz bilim insanlarının ürettikleri Nile Red (Nil Kırmızısı) adı verilen bir boya kullanıldı. Bu boya daha önce deniz suyundaki plastikleri tespit etmek için kullanılıyordu. Boya, şişedeki sulara damlatıldı.
Boyalar, suda yapıştıkları plastik parçacıklarını florasan ışığına dönüştürdü.
Prof Mason ve araştırmacılar boyalı örnekleri ayırıp, insan saçının bir telinin çapına denk gelen 100 mikrondan büyük olan parçacıkları saydı.
Bazıları tek tek ele alınabilen bu parçacıklar daha sonra kızılötesi spektroskopisi ile incelendi, plastik oldukları teyit edildi ve hangi polimerler olduklarının tespiti yapıldı.
Aralarında 6.5 mikron boyutunda olanların da bulunduğu 100 mikrondan daha küçük olan parçacıkların sayısının diğerlerinden daha fazla olduğu anlaşıldı. Bu parçacıklardan her bir litrede ortalama 314 adet bulunuyor.
Parçacıklar, astronomide gece yıldızların sayısının hesaplanmasında kullanılan bir teknikle sayıldı.
Parçacıkların bileşenleri teyit edilmedi ama Prof Mason 'plastik olduklarını' düşünmenin akla yatkın söyledi.
Bunun nedeni de Nil Kırmızı boyasının plastik dışı maddelere de yapışabiliyor olması. Bir deniz kabuğu parçasına, lipid (yağ) içeren yosunlarda boyaya takılabiliyor ama bu maddelerin şişe sularda bulunması düşük bir ihtimal.
UZMANLAR: İYİ BİR ARAŞTIRMA
Araştırma herhangi bir bilimsel makalede yayımlanmadığı için BBC konuyu uzmanlarına sordu.
Nil kırmızı boyasında uzmanlaşan East Anglia Üniversitesi'nden Dr Andrew Mayes, bu maddenin 'çok yüksek kalitede bir analitik kimya' olduğunu söyledi ve araştırma sonuçları için de 'çok muhafazakâr' dedi.
Orb Media tarafından toplanan dokuz farklı ülkeden 250 plastik su şişesi New York Devlet Üniversitesi'nde inclendi.
Araştırma sonucunda her bir litre suda ortalama 10 plastik parçacığının bulunduğu, her birinin de insan saçından daha kalın olduğu anlaşıldı.
Test edilen markalar, BBC'ye açıklamalarında şişeleme tesislerinin yüksek standartlarda olduğunu söyledi.
Araştırmaya katılan üniversitenin kimya profesörü Sherri Mason, "Peş peşe her şişede, her markada plastik bulduk" dedi ve ekledi:
"Bu, herhangi bir markayı doğrudan suçlama amaçlı değil, araştırma plastiğin her yere tesir ettiğini gösteriyor. Plastik toplumumuzun her yerine yayılan bir madde ve sularımızı da istila ediyor. Bunlar her gün tükettiğimiz en temel ürünler."
Mikroplastik olarak bilinen küçük plastik parçalarını yutmanın sağlığa zarar verdiğine dair bir kanıt yok ama olası etkilerine dair bilimsel çalışmalar yürütülüyor.
Plastiklerin tespiti için Nil Kırmızısı adı verilen boya kullanıldı.
Araştırmanın sonuçlarına ilişkin Prof Mason, "Felaket değil ama sayı olarak bakarsak kaygı verici" dedi.
BBC'ye konuşan uzmanlara göre, musluk suyunun kirli olabileceği bazı gelişmekte olan ülkelerde, plastik su şişesi tüketimi devam etmeli.
'GÜVENLİK VE KALİTE STANDARTLARINA UYUYOR'
Araştırmada incelenen şişe su markaları ise ürünlerinin güvenlik ve kalite standartlarına uyduğunu söylüyor.
Firmalar ayrıca, mikroplastiklerle ilgili yönetmelik olmadığına ve suların test edilmesi için standart yöntemler kullanılmadığına dikkat çekiyor.
Filtreleme sonunda büyük parçacıklar sarı işaretlerde görülebiliyor.
Prof Mason, geçen sene musluk suyunda plastik parçalar bulurken diğer araştırmacılar da, deniz ürünlerinde, birada, deniz tuzunda, hatta havada bile plastik maddelere rastlandığını duyurmuştu.
Bu testler, şişe sularda bugüne kadar yapılan en büyük araştırma olarak kabul ediliyor.
BBC'nin Blue Planet II belgesel dizisi de, plastik tüketiminin yaygınlaşmasıyla doğada oluşan zarara dikkat çekiyordu.
Araştırmada 11 farklı küresel ve ulusal şişe su markası test edildi. Bu şişeler, nüfus olarak yüksek ve şişe su tüketiminin de nispeten fazla olduğu ülkelerden alındı.
Uluslararası markalar:
Aquafina
Dasani
Evian
Nestle Pure Life
San Pellegrino
Önde gelen ulusal markalar:
Aqua (Endonezya)
Bisleri (Hindistan)
Epura (Meksika)
Gerolsteiner (Almanya)
Minalba (Brezilya)
Wahaha (Çin)
Kirlenme ihtimaline karşı su şişelerinin mağazalardan satın alınma süreci ve kurye şirketlerine nakil süreçlerinin görüntüleri kaydedildi.
Plastik maddelerin tespiti için, İngiliz bilim insanlarının ürettikleri Nile Red (Nil Kırmızısı) adı verilen bir boya kullanıldı. Bu boya daha önce deniz suyundaki plastikleri tespit etmek için kullanılıyordu. Boya, şişedeki sulara damlatıldı.
Boyalar, suda yapıştıkları plastik parçacıklarını florasan ışığına dönüştürdü.
Prof Mason ve araştırmacılar boyalı örnekleri ayırıp, insan saçının bir telinin çapına denk gelen 100 mikrondan büyük olan parçacıkları saydı.
Bazıları tek tek ele alınabilen bu parçacıklar daha sonra kızılötesi spektroskopisi ile incelendi, plastik oldukları teyit edildi ve hangi polimerler olduklarının tespiti yapıldı.
Aralarında 6.5 mikron boyutunda olanların da bulunduğu 100 mikrondan daha küçük olan parçacıkların sayısının diğerlerinden daha fazla olduğu anlaşıldı. Bu parçacıklardan her bir litrede ortalama 314 adet bulunuyor.
Parçacıklar, astronomide gece yıldızların sayısının hesaplanmasında kullanılan bir teknikle sayıldı.
Parçacıkların bileşenleri teyit edilmedi ama Prof Mason 'plastik olduklarını' düşünmenin akla yatkın söyledi.
Bunun nedeni de Nil Kırmızı boyasının plastik dışı maddelere de yapışabiliyor olması. Bir deniz kabuğu parçasına, lipid (yağ) içeren yosunlarda boyaya takılabiliyor ama bu maddelerin şişe sularda bulunması düşük bir ihtimal.
UZMANLAR: İYİ BİR ARAŞTIRMA
Araştırma herhangi bir bilimsel makalede yayımlanmadığı için BBC konuyu uzmanlarına sordu.
Nil kırmızı boyasında uzmanlaşan East Anglia Üniversitesi'nden Dr Andrew Mayes, bu maddenin 'çok yüksek kalitede bir analitik kimya' olduğunu söyledi ve araştırma sonuçları için de 'çok muhafazakâr' dedi.
14 Mart 2018 Çarşamba
Doktoru tarafından kaplıca tedavisine gerek görülenler dikkat!
254 kaplıca tesisindeki tedavilere ait yol, gündelik ve refakatçi giderlerini devlet karşılayacak.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), kaplıca tedavisine gerek görülen kişilerin masraflarını karşılıyor. Kaplıca tedavilerine ait yol, gündelik ve refakatçi giderleri SGK tarafından ödeniyor. Ancak bunun için tedavi olunan tesisin Sağlık Bakanlığı tarafından işletme izni almış olması gerekiyor. SGK, tedavi olunabilecek kaplıca tesislerinin listesini sürekli güncelliyor. Son listede 254 kaplıca tesisi yer alıyor. SGK'dan yapılan açıklamada, konuyla ilgili Sağlık Uygulama Tebliği'nde yer alan düzenlemeye dikkat çekilerek, "Sağlık Bakanlığı tarafından işletme izni verilmiş kaplıca tesislerine müracaat eden Genel Sağlık Sigortası kapsamında bulunan kişilerin kaplıca tedavilerine tüm giderler kurumumuzca ödenmektedir" denildi.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), kaplıca tedavisine gerek görülen kişilerin masraflarını karşılıyor. Kaplıca tedavilerine ait yol, gündelik ve refakatçi giderleri SGK tarafından ödeniyor. Ancak bunun için tedavi olunan tesisin Sağlık Bakanlığı tarafından işletme izni almış olması gerekiyor. SGK, tedavi olunabilecek kaplıca tesislerinin listesini sürekli güncelliyor. Son listede 254 kaplıca tesisi yer alıyor. SGK'dan yapılan açıklamada, konuyla ilgili Sağlık Uygulama Tebliği'nde yer alan düzenlemeye dikkat çekilerek, "Sağlık Bakanlığı tarafından işletme izni verilmiş kaplıca tesislerine müracaat eden Genel Sağlık Sigortası kapsamında bulunan kişilerin kaplıca tedavilerine tüm giderler kurumumuzca ödenmektedir" denildi.
13 Mart 2018 Salı
100'ün üzerinde öğrenci yemekten zehirlendi
Aydın'da taşımalı eğitim gören 100'ün üstünde öğrenci, gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastanede tedavi altına alındı
Aydın'ın Karacasu ilçesinde çeşitli okullarda eğitim gören 100'ün üstünde öğrenci, öğle yemeğinin ardından rahatsızlandı. Öğrenciler 112 Acil Servis ekiplerince Nazilli Devlet Hastanesine kaldırıldı.
AA'nın haberine göre; gıda zehirlenmesi şüphesiyle tedavi altına alınan taşımalı eğitim gören öğrencilerin, öğle yemeğinde Karacasu Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi (METEM) tarafından hazırlanan tavuklu yemekten yediği öğrenildi.
Karacasu Kaymakamı Güher Sinem Büyüknalçacı, yemek şirketi hakkında soruşturma başlatıldığını söyledi.
Çocukların sağlık durumlarının iyi olduğunu aktaran Büyüknalçacı, "Hastaneye giden öğrencilere gıda zehirlenmesi teşhisi konulmasından dolayı taşımalı eğitim gören diğer öğrencilere de tek tek ulaşıp sağlık kontrolünden geçireceğiz." dedi.
Aydın'ın Karacasu ilçesinde çeşitli okullarda eğitim gören 100'ün üstünde öğrenci, öğle yemeğinin ardından rahatsızlandı. Öğrenciler 112 Acil Servis ekiplerince Nazilli Devlet Hastanesine kaldırıldı.
AA'nın haberine göre; gıda zehirlenmesi şüphesiyle tedavi altına alınan taşımalı eğitim gören öğrencilerin, öğle yemeğinde Karacasu Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi (METEM) tarafından hazırlanan tavuklu yemekten yediği öğrenildi.
Karacasu Kaymakamı Güher Sinem Büyüknalçacı, yemek şirketi hakkında soruşturma başlatıldığını söyledi.
Çocukların sağlık durumlarının iyi olduğunu aktaran Büyüknalçacı, "Hastaneye giden öğrencilere gıda zehirlenmesi teşhisi konulmasından dolayı taşımalı eğitim gören diğer öğrencilere de tek tek ulaşıp sağlık kontrolünden geçireceğiz." dedi.
12 yıllık et ihraç etmişler
Belçikalı şirket Kosova'ya 12 yıl önceki etleri dondurulmuş halde ihraç etti
Belçika’da, Veviba adlı şirketin dondurulmuş etlerin etiketlerinin tarihini değiştirdiğinin ve kontrol edilen etlerin yüzde 50’sinin sağlık ve hijyen kurallarını ihlal ettiğinin belirlenmesi üzerine patlak veren skandal derinleşiyor. Şirketin 2016’da Kosova’ya ihraç ettiği dondurulmuş etlerden bazılarının 12 yıllık olduğu ortaya çıktı.
Belçika et piyasasının üçte birini elinde tutan Veviba’nın, Kosova’ya gönderdiği etlere ilişkin bir raporda, ‘paketlerin üzerindeki etiketlerin çoğunun yırtılmış olduğunun ve paketlerin üzerinde kalan bazı etiket parçalarında ise 2004 tarihinin görüldüğü’ bilgisine yer verildi. Belçika basınında geniş yer tutan haberlerde, yapılan denetimler sonrası Kosovalı yetkililerin Belçika’daki gıda zinciri güvenliğinden sorumlu federal birim olan AFSCA’yı durumdan haberdar ettiği belirtildi.
EKSİ 18 DERECEDE TUTULDUYSA...
Kosovalı yetkililerin bu etleri piyasaya sürmeden imha etmesine rağmen o dönemde AFSCA’nın neden adım atmadığı önemli bir soru işareti olmayı sürdürüyor. Bazı uzmanlar, etlerin 12 yıl dondurulmuş halde bekletilmesinin, dondurma ısısının sürekli eksi 18 derecede tutulması şartıyla, sağlık açısından doğrudan tehdit oluşturmayabileceği görüşünde.
BELÇİKA TARIM BAKANI RAPOR İSTEDİ
AB kuralları gereği bu tür ürünlerde etiketlemenin tüm bilgileri içerecek şekilde yapılması gerekiyor. Etiketlerin tamamının görünür nitelikte olması da kurallar arasında. Veviba odaklı kriz, AFSCA’nın etkinliğini ve görevini tam anlamıyla yapıp yapmadığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Konu giderek siyasi bir boyut da kazanıyor. Belçika Tarım Bakanı Denis Ducarme, et üreticilerinden tüketicilere kadar tüm zinciri etkileyen skandal bağlamında AFSCA’dan, Veviba’ya yönelik kontrollere ilişkin kapsamlı rapor talep etti.
Belçika’da, Veviba adlı şirketin dondurulmuş etlerin etiketlerinin tarihini değiştirdiğinin ve kontrol edilen etlerin yüzde 50’sinin sağlık ve hijyen kurallarını ihlal ettiğinin belirlenmesi üzerine patlak veren skandal derinleşiyor. Şirketin 2016’da Kosova’ya ihraç ettiği dondurulmuş etlerden bazılarının 12 yıllık olduğu ortaya çıktı.
Belçika et piyasasının üçte birini elinde tutan Veviba’nın, Kosova’ya gönderdiği etlere ilişkin bir raporda, ‘paketlerin üzerindeki etiketlerin çoğunun yırtılmış olduğunun ve paketlerin üzerinde kalan bazı etiket parçalarında ise 2004 tarihinin görüldüğü’ bilgisine yer verildi. Belçika basınında geniş yer tutan haberlerde, yapılan denetimler sonrası Kosovalı yetkililerin Belçika’daki gıda zinciri güvenliğinden sorumlu federal birim olan AFSCA’yı durumdan haberdar ettiği belirtildi.
EKSİ 18 DERECEDE TUTULDUYSA...
Kosovalı yetkililerin bu etleri piyasaya sürmeden imha etmesine rağmen o dönemde AFSCA’nın neden adım atmadığı önemli bir soru işareti olmayı sürdürüyor. Bazı uzmanlar, etlerin 12 yıl dondurulmuş halde bekletilmesinin, dondurma ısısının sürekli eksi 18 derecede tutulması şartıyla, sağlık açısından doğrudan tehdit oluşturmayabileceği görüşünde.
BELÇİKA TARIM BAKANI RAPOR İSTEDİ
AB kuralları gereği bu tür ürünlerde etiketlemenin tüm bilgileri içerecek şekilde yapılması gerekiyor. Etiketlerin tamamının görünür nitelikte olması da kurallar arasında. Veviba odaklı kriz, AFSCA’nın etkinliğini ve görevini tam anlamıyla yapıp yapmadığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Konu giderek siyasi bir boyut da kazanıyor. Belçika Tarım Bakanı Denis Ducarme, et üreticilerinden tüketicilere kadar tüm zinciri etkileyen skandal bağlamında AFSCA’dan, Veviba’ya yönelik kontrollere ilişkin kapsamlı rapor talep etti.
Türkiye ilaçta dünya ligine girdi
Türkiye ilaç sektöründe dünya pazarına açılacak
İlaç sektörünün 1989 yılından beri beklediği iyi haber geldi. Türkiye, 28 yıl sonra Uluslararası İlaç Denetim Birliği’ne (PIC/S) tam üye oldu. Artık Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) denetimleri dünyada kabul görecek.
Rad Ecza Deposu Genel Müdürü Can Sökmen, Türkiye’nin Uluslararası İlaç Denetim Birliği’ne kabul edilme süreçleri ve sağlayacağı yararlar hakkında şu bilgileri verdi:
İLK BAŞVURU 1989’DA
“Aralarında İsviçre, ABD, İngiltere, İrlanda, Almanya, Kanada, Japonya ve Avustralya'nın da yer aldığı PIC/S üyesi olabilmek için Türkiye adına ilk başvuru 1989 yılında yapılmıştı.
Bu başvuru, 1991 yılında kriterlerin sağlanamadığı gerekçesiyle reddedildi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından uzun yıllar sürecek çalışmalar tekrar başlatıldı.
Türkiye birliğe girmek için yeniden harekete geçti. 2013’te yeniden PIC/S’e tam üyelik başvurusunda bulunuldu.
2017’de beş ayrı ülkeden gelen müfettişler, 10 gün boyunca Türkiye’de sıkı bir denetim yaptı. Sonunda Türkiye’nin 78 parametreden oluşan üyelik için gerekli kriterleri yerine getirdiği tespit edildi.
TÜRK İLAÇLARI DÜNYA PAZARINA AÇILACAK
Peki yerli ilaç sektörünün heyecanla beklediği PIC/S üyeliği ne getiriyor?
TİTCK’nin uluslararası tanınırlığı ve ilaç sektörünün uluslararası ticareti için önemli avantajlar sağlayacak. Çünkü TİTCK tarafından yapılan denetimler tüm dünyada kabul görecek.
Türkiye'de üretilen ilaçların kalitesi ve güvenliği tescil edilmiş olacak. Birçok ülke Türkiye’de üretilen ilaçları sorgulamadan kullanabilecek. Burada üretilen ilaçların dünya pazarına açılmasının önündeki engeller ortadan kalkacak. Türkiye böylece ilaçta dünya ligindeki yerini de sağlamlaştırdı. Dünya ilaç sektörünün zirvesindeki birliğe üyelikle birlikte Türkiye’nin ilaç ihracatı hem kolaylaşacak hem artacak.”
İlaç sektörünün 1989 yılından beri beklediği iyi haber geldi. Türkiye, 28 yıl sonra Uluslararası İlaç Denetim Birliği’ne (PIC/S) tam üye oldu. Artık Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun (TİTCK) denetimleri dünyada kabul görecek.
Rad Ecza Deposu Genel Müdürü Can Sökmen, Türkiye’nin Uluslararası İlaç Denetim Birliği’ne kabul edilme süreçleri ve sağlayacağı yararlar hakkında şu bilgileri verdi:
İLK BAŞVURU 1989’DA
“Aralarında İsviçre, ABD, İngiltere, İrlanda, Almanya, Kanada, Japonya ve Avustralya'nın da yer aldığı PIC/S üyesi olabilmek için Türkiye adına ilk başvuru 1989 yılında yapılmıştı.
Bu başvuru, 1991 yılında kriterlerin sağlanamadığı gerekçesiyle reddedildi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından uzun yıllar sürecek çalışmalar tekrar başlatıldı.
Türkiye birliğe girmek için yeniden harekete geçti. 2013’te yeniden PIC/S’e tam üyelik başvurusunda bulunuldu.
2017’de beş ayrı ülkeden gelen müfettişler, 10 gün boyunca Türkiye’de sıkı bir denetim yaptı. Sonunda Türkiye’nin 78 parametreden oluşan üyelik için gerekli kriterleri yerine getirdiği tespit edildi.
TÜRK İLAÇLARI DÜNYA PAZARINA AÇILACAK
Peki yerli ilaç sektörünün heyecanla beklediği PIC/S üyeliği ne getiriyor?
TİTCK’nin uluslararası tanınırlığı ve ilaç sektörünün uluslararası ticareti için önemli avantajlar sağlayacak. Çünkü TİTCK tarafından yapılan denetimler tüm dünyada kabul görecek.
Türkiye'de üretilen ilaçların kalitesi ve güvenliği tescil edilmiş olacak. Birçok ülke Türkiye’de üretilen ilaçları sorgulamadan kullanabilecek. Burada üretilen ilaçların dünya pazarına açılmasının önündeki engeller ortadan kalkacak. Türkiye böylece ilaçta dünya ligindeki yerini de sağlamlaştırdı. Dünya ilaç sektörünün zirvesindeki birliğe üyelikle birlikte Türkiye’nin ilaç ihracatı hem kolaylaşacak hem artacak.”
Dünya Sağlık Örgütü'nden X salgını uyarısı
Dünya Sağlık Örgütü, ‘X’ olarak anılan bir hastalığın hızla yayıldığını ve bir salgın felaketine yol açabileceği uyarısında bulundu
Dünya, ebola, zerk, SARS ve diğer salgın hastalıklardan tam olarak kurtulmadan yeni bir salgın tehlikesiyle karşı karşıya. Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Dünya Sağlık Örgütü, nedeni belirsiz bir biyolojik mutasyondan olduğu tahmin edilen ve “X” olarak adlandırılan yeni bir hastalığın hızla yayıldığını bildirdi.
VAHŞİ HAYVANLARDAN BULAŞIYOR İDDİASI
Raporda hastalığın dünyanın nerelerinde görüldüğü aktarılmadı. Ancak bazı orduların durumu fark edip salgın hastalık tehditleri arasına “bilinen bilinmeyen” koduyla yer verdiği belirtildi. X virüsünün vahşi hayvanlardan insanlara bulaştığı tahmin ediliyor. Bir laboratuvar kazası sonucu meydana gelen mutasyon sonucu ortaya çıktığı da iddialar arasında.
Gazete Habertürk'ün haberine göre Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın nedenlerinin bulunması ve önlem alınması için dünyaya çağrıda bulundu. Çünkü nedeni anlaşılamazsa, bir asır önce İspanyol gribinin yol açtığı gibi milyonlarca kişi yaşamını yitirebilir.
Dünya, ebola, zerk, SARS ve diğer salgın hastalıklardan tam olarak kurtulmadan yeni bir salgın tehlikesiyle karşı karşıya. Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Dünya Sağlık Örgütü, nedeni belirsiz bir biyolojik mutasyondan olduğu tahmin edilen ve “X” olarak adlandırılan yeni bir hastalığın hızla yayıldığını bildirdi.
VAHŞİ HAYVANLARDAN BULAŞIYOR İDDİASI
Raporda hastalığın dünyanın nerelerinde görüldüğü aktarılmadı. Ancak bazı orduların durumu fark edip salgın hastalık tehditleri arasına “bilinen bilinmeyen” koduyla yer verdiği belirtildi. X virüsünün vahşi hayvanlardan insanlara bulaştığı tahmin ediliyor. Bir laboratuvar kazası sonucu meydana gelen mutasyon sonucu ortaya çıktığı da iddialar arasında.
Gazete Habertürk'ün haberine göre Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın nedenlerinin bulunması ve önlem alınması için dünyaya çağrıda bulundu. Çünkü nedeni anlaşılamazsa, bir asır önce İspanyol gribinin yol açtığı gibi milyonlarca kişi yaşamını yitirebilir.
Avustralya'da rahim ağzı kanseri aşıyla sıfırlandı
Avustralya rahim ağzı kanseriyle mücadele için 10 yıl boyunca çocuklara okullarda ücretsiz aşı yaptırdı. Rahim ağzı kanseri görülme oranı yüzde 1’e indi. Önümüzdeki 20 yılda da yeni vaka beklenmiyor
Avustralya, 11 yıl önce her 100 kadından 22'sinin en ölümcül kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserine yakalandığı bir ülkeyken 2007'de hükümetin başlattığı ücretsiz aşı programıyla bu hastalıktan tamamen arınma noktasına geldi. 2007'den itibaren yılda iki kez 12-13 yaşlarındaki olan kız çocuklarına okullarda iki doz aşı yapıldı. Hükümet tarafından finanse edilen aşı programı 2013'ten itibaren erkekler öğrencilere de koruma amaçlı uygulanmaya başlandı.
2005-2015 arasındaki aşı uygulaması sonucu 22.7'lik rahim ağzı kanseri görülme oranı yüzde 1.1'e geriledi. Rahim ağzı kanserine karşı bağışıklık kazanılması ülkede vaka sayısını hızla düşürdü. Önceki gün Uluslararası Rahim Ağzı Kanseri virüsü( HPV) Topluluğu çok yakında Avustralya'nın dünyanın rahim ağzı kanserinden arındırılmış ilk ülkesi olacağını duyurdu.
Avustralya hükümeti, Aralık 2017'de ülkedeki çiftleri ücretsiz taramalardan geçirerek rahim ağzı kanseriyle mücadelede son durumu raporladı. Uzmanlar ülkede önümüzdeki 20 yıl içinde hiçbir yeni vakanın görülmemesini bekliyor. ABD'de ücretsiz olarak uygulanmayan rahim ağzı kanseri aşısının bir kişi için maliyeti 450 dolar. Avustralya Rahim Ağzıyla Mücadele Derneği yetkilisi Joe Tooma "Dünya nüfusunun 3'te ikisi bu aşıya Avustralya kadınlarının ulaştığı gibi kolayca ulaşamıyor" dedi.
Avustralya, 11 yıl önce her 100 kadından 22'sinin en ölümcül kanser türlerinden biri olan rahim ağzı kanserine yakalandığı bir ülkeyken 2007'de hükümetin başlattığı ücretsiz aşı programıyla bu hastalıktan tamamen arınma noktasına geldi. 2007'den itibaren yılda iki kez 12-13 yaşlarındaki olan kız çocuklarına okullarda iki doz aşı yapıldı. Hükümet tarafından finanse edilen aşı programı 2013'ten itibaren erkekler öğrencilere de koruma amaçlı uygulanmaya başlandı.
2005-2015 arasındaki aşı uygulaması sonucu 22.7'lik rahim ağzı kanseri görülme oranı yüzde 1.1'e geriledi. Rahim ağzı kanserine karşı bağışıklık kazanılması ülkede vaka sayısını hızla düşürdü. Önceki gün Uluslararası Rahim Ağzı Kanseri virüsü( HPV) Topluluğu çok yakında Avustralya'nın dünyanın rahim ağzı kanserinden arındırılmış ilk ülkesi olacağını duyurdu.
Avustralya hükümeti, Aralık 2017'de ülkedeki çiftleri ücretsiz taramalardan geçirerek rahim ağzı kanseriyle mücadelede son durumu raporladı. Uzmanlar ülkede önümüzdeki 20 yıl içinde hiçbir yeni vakanın görülmemesini bekliyor. ABD'de ücretsiz olarak uygulanmayan rahim ağzı kanseri aşısının bir kişi için maliyeti 450 dolar. Avustralya Rahim Ağzıyla Mücadele Derneği yetkilisi Joe Tooma "Dünya nüfusunun 3'te ikisi bu aşıya Avustralya kadınlarının ulaştığı gibi kolayca ulaşamıyor" dedi.
Epilasyon yapan uzmana beraat Yargıtay'dan döndü
Yargıtay’dan güzellik salonlarının epilasyon uygulamasına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirecek bir karar geldi. Doktor olmadan epilasyon yapan güzellik uzmanının beraat kararı Yargıtay’da bozuldu
Yargıtay’ın kararına konu olay 2013 yılında Gaziantep’te yaşandı. Bir güzellik salonunda lazer epilasyon yaptıran E.K., tedaviden sonuç alamayınca parasının iadesini istedi. Güzellik uzmanı E.A.’nın parayı iade etmemesi üzerine, suç duyurusunda bulundu. Gazete Habertürk'ten Fevzi Çakır'ın haberine göre Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, doktor olmayanların hasta tedavi etmesini yasaklayan kanun hükmüne aykırı davrandığı suçlamasıyla güzellik uzmanı E.A. hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezası istemiyle dava açtı. Gaziantep 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada dinlenen davacı E.K., “Epilasyon işlemi sırasında kaşımda derin bir yara oluştu, ancak bir yıl sonra kapandı. Şikayetçiyim. Bin 100 TL civarında bir ödeme yaptım, ancak tedaviden bir sonuç alamadım” dedi.
KARARNAME ÇIKTI
Güzellik uzmanı E.A. ise “Güzellik salonlarının bu işlemi doktorsuz yapacağına dair mahkeme kararı vardır. Benden, seansları bittiği halde ödediği ücreti geri istedi. Kendisiyle uzlaşmaya çalıştık ancak uzlaşma olmayınca bizi şikâyet etti. Parasını da karakola ifade verdikten 1 hafta sonra ödedim” diye konuştu. Mahkeme, sanık E.A.’nın beraatine karar verdi. Kararda, güzellik salonunun sağlık kuruluşu statüsünden çıkarılmış olması sebebi ile yapılan müdahalenin tıbbi müdahale niteliği taşımadığı, bu nedenle doktor nezaretinde yapılmasının da zorunlu olmadığı belirtildi.
Yerel mahkeme kararı müşteki E.K. tarafından temyiz edildi. Bu sırada Danıştay 15. Dairesi, güzellik salonlarının sağlık ve uzman yeterliliği olmaması sebebiyle lazer epilasyon, IPL ve foto epilasyon işlemleri yapmalarını durdurdu. Bu karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mart 2017’de, “Güzellik uzmanlarının tıbbi cihaz kapsamına girmeyen cihazları kullanarak tıbbi amaçlı olmayan işlemleri yapabilmesi ve bu uzmanların sahip olması gereken belgeleri düzenleyen” kararnameyi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde güzellik uzmanlarına hitabı sırasında canlı yayında imzaladı.
Kararname ile güzellik uzmanları tıbbi cihaz kapsamına girmeyen cihazları kullanarak tıbbi amaçlı olmayan işlemleri yapma yetkisi elde etti. Yargıtay’ın bu kararnamenin yayımlanmasından 9 ay sonra (18 Aralık 2017) verdiği kararda, “IPL cihazı kullanarak, lazerli epilasyon işlemi yapan sanığın eyleminin hasta tedavi etmek kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine dair dermatoloji uzmanından alınacak bilirkişi raporu ile Sağlık Bakanlığı’nın güzellik uzmanlarının tedavi amaçlı olmayan IPL cihazlarını kullanabileceğine ilişkin genelgesine yönelik davanın akıbeti de araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir” denildi. Şimdi mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararında belirttiği hususları araştırarak, yeni bir hüküm tesis edecek.
Yargıtay’ın kararına konu olay 2013 yılında Gaziantep’te yaşandı. Bir güzellik salonunda lazer epilasyon yaptıran E.K., tedaviden sonuç alamayınca parasının iadesini istedi. Güzellik uzmanı E.A.’nın parayı iade etmemesi üzerine, suç duyurusunda bulundu. Gazete Habertürk'ten Fevzi Çakır'ın haberine göre Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, doktor olmayanların hasta tedavi etmesini yasaklayan kanun hükmüne aykırı davrandığı suçlamasıyla güzellik uzmanı E.A. hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezası istemiyle dava açtı. Gaziantep 13. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada dinlenen davacı E.K., “Epilasyon işlemi sırasında kaşımda derin bir yara oluştu, ancak bir yıl sonra kapandı. Şikayetçiyim. Bin 100 TL civarında bir ödeme yaptım, ancak tedaviden bir sonuç alamadım” dedi.
KARARNAME ÇIKTI
Güzellik uzmanı E.A. ise “Güzellik salonlarının bu işlemi doktorsuz yapacağına dair mahkeme kararı vardır. Benden, seansları bittiği halde ödediği ücreti geri istedi. Kendisiyle uzlaşmaya çalıştık ancak uzlaşma olmayınca bizi şikâyet etti. Parasını da karakola ifade verdikten 1 hafta sonra ödedim” diye konuştu. Mahkeme, sanık E.A.’nın beraatine karar verdi. Kararda, güzellik salonunun sağlık kuruluşu statüsünden çıkarılmış olması sebebi ile yapılan müdahalenin tıbbi müdahale niteliği taşımadığı, bu nedenle doktor nezaretinde yapılmasının da zorunlu olmadığı belirtildi.
Yerel mahkeme kararı müşteki E.K. tarafından temyiz edildi. Bu sırada Danıştay 15. Dairesi, güzellik salonlarının sağlık ve uzman yeterliliği olmaması sebebiyle lazer epilasyon, IPL ve foto epilasyon işlemleri yapmalarını durdurdu. Bu karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mart 2017’de, “Güzellik uzmanlarının tıbbi cihaz kapsamına girmeyen cihazları kullanarak tıbbi amaçlı olmayan işlemleri yapabilmesi ve bu uzmanların sahip olması gereken belgeleri düzenleyen” kararnameyi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde güzellik uzmanlarına hitabı sırasında canlı yayında imzaladı.
Kararname ile güzellik uzmanları tıbbi cihaz kapsamına girmeyen cihazları kullanarak tıbbi amaçlı olmayan işlemleri yapma yetkisi elde etti. Yargıtay’ın bu kararnamenin yayımlanmasından 9 ay sonra (18 Aralık 2017) verdiği kararda, “IPL cihazı kullanarak, lazerli epilasyon işlemi yapan sanığın eyleminin hasta tedavi etmek kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine dair dermatoloji uzmanından alınacak bilirkişi raporu ile Sağlık Bakanlığı’nın güzellik uzmanlarının tedavi amaçlı olmayan IPL cihazlarını kullanabileceğine ilişkin genelgesine yönelik davanın akıbeti de araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir” denildi. Şimdi mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararında belirttiği hususları araştırarak, yeni bir hüküm tesis edecek.
10 Mart 2018 Cumartesi
Aselsan sağlığa adım attı
Aselsan, Sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltacak yerli tasarım ve üretimi artıracak proje için çalışmalar yürütüyor
Savunma sanayi şirketi ASELSAN, sahip olduğu kabiliyetlerle sağlık teknolojileri alanında da yerli ve yenilikçi ürünler geliştirmek için çalışmalar yürütüyor.
ASELSAN, bu çalışmalarla bir yandan sağlık teknolojileri alanında dünyayla rekabet edebilecek yeni cihazlar geliştirmeyi, diğer yandan da tıbbi cihaz yerlileştirme projelerinde yer alarak Türkiye'nin bu alandaki önemli bir eksiğini kapatmayı hedefliyor.
Şirket, Türkiye'nin katma değeri yüksek yeni nesil teknolojiler geliştirme çabasına "tıbbi görüntüleme cihazları" alanında katkıda bulunmak için üniversiteler, KOBİ’ler, Ar-Ge merkezleri ve yan sanayi firmaları ile iş birliklerine gidiyor. ASELSAN, sağlık teknolojilerinde söz konusu amaçlara ulaşma doğrultusunda geçen yıl bir dizi proje yürüttü.
Bu kapsamda, 2015'te başlatılan ve Mobil Dijital X-Ray Cihazı'nın yerli olarak geliştirilmesi amaçlanan projede tasarım faaliyetlerine devam edildi.
Ayrıca geçen yıl Bilkent Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi (UMRAM) ile Manyetik Rezonans (MR) Görüntüleme Cihazı geliştirilmesi konusunda iş birliği yapıldı ve projede tasarım faaliyetlerine başlandı.
ASELSAN, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının öncülüğünde hazırlanan Sanayi İşbirliği Programı yönetmeliğine uygun olarak, tedarik bedelinin yanı sıra yerli üretim, yurt içine teknoloji transferi, yatırım ve ihracat konusunda verilecek taahhütlerin de dikkate alındığı yeni ihale yapısıyla tedarik edilmesi gündemde olan tıbbi cihazların yerlileştirilmesi projesinde yer alınmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu konuda Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Komitesi tarafından talep edilen bilgilerin sağlanması ve sunulması için gerekli faaliyetler yürütüldü.
Öte yandan, sivil ve askeri savunmanın kritik bir alanı olan biyolojik savunmaya yönelik tespit, teşhis, analiz ve simülasyon sistemlerinin milli imkanlarla geliştirilmesi ve bu kapsamda gerekli teknolojilerin kazanılması amacıyla biyotanı ve KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı savunma sistemi) sistemlerine yönelik araştırma çalışmalarına devam edildi.
Teşhiste de ithalat faturasında da önemli
ASELSAN ve UMRAM'ın üzerinde çalıştığı MR görüntüleme cihazı, organların, yumuşak dokuların, kemiklerin ve diğer tüm iç yapıların görüntülenmesinde kullanılıyor. Bu işlemler sırasında güçlü bir manyetik alan ve radyo dalgaları kullanıldığından radyasyon içermiyor. Oluşturulan görüntüler radyolog tarafından değerlendirilip raporlanıyor.
MR, yumuşak doku hastalıklarında, beyin-omurilik, boyunla ilgili hastalıklarda, kas-iskelet sitemi ile ilişkili rahatsızlıklarda, karaciğer, pankreas gibi karın içi organların görüntülenmesinde, kalp ve damar hastalıklarında kullanılıyor.
Kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturan MR, kanser tanısında da çok etkili bir inceleme yöntemi olarak tercih ediliyor.
Bu özellikleri nedeniyle MR görüntüleme cihazı hem sağlık hizmeti sunumunda hem de sağlık teknolojileri alanındaki ithalat faturasında önemli bir yer tutuyor.
Yıllık fatura 58 milyon doları buluyor
Türkiye'de son 5 yılda MR görüntüleme cihazı ithalatına 231 milyon dolar harcandı. Bu dönemde söz konusu cihazlar için yapılan yıllık ithalat 36 milyon dolar ile 58 milyon Dolar arasında değişti. Bu faturanın yüzde 80'ini Almanya ve ABD'den ithal edilen cihazlar oluşturdu. Söz konusu dönemde Almanya'dan 134 milyon dolar, ABD'den ise 51 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi.
Cihazların ithalatında öne çıkan diğer ülkeler ise Hollanda, Japonya ve Çin oldu.
Savunma sanayi şirketi ASELSAN, sahip olduğu kabiliyetlerle sağlık teknolojileri alanında da yerli ve yenilikçi ürünler geliştirmek için çalışmalar yürütüyor.
ASELSAN, bu çalışmalarla bir yandan sağlık teknolojileri alanında dünyayla rekabet edebilecek yeni cihazlar geliştirmeyi, diğer yandan da tıbbi cihaz yerlileştirme projelerinde yer alarak Türkiye'nin bu alandaki önemli bir eksiğini kapatmayı hedefliyor.
Şirket, Türkiye'nin katma değeri yüksek yeni nesil teknolojiler geliştirme çabasına "tıbbi görüntüleme cihazları" alanında katkıda bulunmak için üniversiteler, KOBİ’ler, Ar-Ge merkezleri ve yan sanayi firmaları ile iş birliklerine gidiyor. ASELSAN, sağlık teknolojilerinde söz konusu amaçlara ulaşma doğrultusunda geçen yıl bir dizi proje yürüttü.
Bu kapsamda, 2015'te başlatılan ve Mobil Dijital X-Ray Cihazı'nın yerli olarak geliştirilmesi amaçlanan projede tasarım faaliyetlerine devam edildi.
Ayrıca geçen yıl Bilkent Ulusal Manyetik Rezonans Araştırma Merkezi (UMRAM) ile Manyetik Rezonans (MR) Görüntüleme Cihazı geliştirilmesi konusunda iş birliği yapıldı ve projede tasarım faaliyetlerine başlandı.
ASELSAN, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının öncülüğünde hazırlanan Sanayi İşbirliği Programı yönetmeliğine uygun olarak, tedarik bedelinin yanı sıra yerli üretim, yurt içine teknoloji transferi, yatırım ve ihracat konusunda verilecek taahhütlerin de dikkate alındığı yeni ihale yapısıyla tedarik edilmesi gündemde olan tıbbi cihazların yerlileştirilmesi projesinde yer alınmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu konuda Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Komitesi tarafından talep edilen bilgilerin sağlanması ve sunulması için gerekli faaliyetler yürütüldü.
Öte yandan, sivil ve askeri savunmanın kritik bir alanı olan biyolojik savunmaya yönelik tespit, teşhis, analiz ve simülasyon sistemlerinin milli imkanlarla geliştirilmesi ve bu kapsamda gerekli teknolojilerin kazanılması amacıyla biyotanı ve KBRN (kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı savunma sistemi) sistemlerine yönelik araştırma çalışmalarına devam edildi.
Teşhiste de ithalat faturasında da önemli
ASELSAN ve UMRAM'ın üzerinde çalıştığı MR görüntüleme cihazı, organların, yumuşak dokuların, kemiklerin ve diğer tüm iç yapıların görüntülenmesinde kullanılıyor. Bu işlemler sırasında güçlü bir manyetik alan ve radyo dalgaları kullanıldığından radyasyon içermiyor. Oluşturulan görüntüler radyolog tarafından değerlendirilip raporlanıyor.
MR, yumuşak doku hastalıklarında, beyin-omurilik, boyunla ilgili hastalıklarda, kas-iskelet sitemi ile ilişkili rahatsızlıklarda, karaciğer, pankreas gibi karın içi organların görüntülenmesinde, kalp ve damar hastalıklarında kullanılıyor.
Kalp ve kardiovasküler sistem hastalıklarının tanısında hızlı, yan etkisiz bir seçenek oluşturan MR, kanser tanısında da çok etkili bir inceleme yöntemi olarak tercih ediliyor.
Bu özellikleri nedeniyle MR görüntüleme cihazı hem sağlık hizmeti sunumunda hem de sağlık teknolojileri alanındaki ithalat faturasında önemli bir yer tutuyor.
Yıllık fatura 58 milyon doları buluyor
Türkiye'de son 5 yılda MR görüntüleme cihazı ithalatına 231 milyon dolar harcandı. Bu dönemde söz konusu cihazlar için yapılan yıllık ithalat 36 milyon dolar ile 58 milyon Dolar arasında değişti. Bu faturanın yüzde 80'ini Almanya ve ABD'den ithal edilen cihazlar oluşturdu. Söz konusu dönemde Almanya'dan 134 milyon dolar, ABD'den ise 51 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi.
Cihazların ithalatında öne çıkan diğer ülkeler ise Hollanda, Japonya ve Çin oldu.
Hastanelerin haksız aldığı fark ücretini nasıl geri alabilirsiniz?
Özel hastanelerdeki tedavilerin bir bedeli var. SGK, ne kadar olacağını belirlemiş durumda. Bunun üzerinde ücret alındıysa hakkınızı aramanız mümkün. İşte izlemeniz gereken basit yollar ve geri alınabilecek ücretler...
YÜZDE 200 FARK
Özel hastaneler artan sayıya ve kaliteye bağlı olarak vatandaşın tercihi haline geldi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı hastaneye muayene için giden sigortalı 15 lira katkı payı ödüyor. Devlette muayene başına alınan katkı payı 5 lira. Özel hastaneler ayrıca SGK’nın ödediği tedavi ücretinin yüzde 200’ü kadar fark ücreti de talep edebiliyor.
İKİ KATINA KADAR...
Bir örnek vermek gerekirse; kadın hastalıkları nedeniyle özel hastaneye giden bir hasta için SGK 33.48 lira ödeme yapıyor. Hastane, bunun üstüne 66.96 liraya kadar ilave ücret talep edebiliyor. 15 lira katılım payı ise sabit ve muayene başına alınıyor. Bazı özel hastanelerin olması gerekenden fazla ücret aldığıyla ilgili çok fazla şikayetler duyuluyor. aYrıntılı fatura istEYin Muayene, ameliyat ve tedavi sonrası hastaneye yapılacak ödemelerde, mutlaka ayrıntılı fatura (hizmet dökümü) talep edilmeli. Ödemelerin fazla olup olmadığını ‘https://gss.sgk.gov.tr/OzelSHSBil gi/’ linkine girerek ‘Ne Kadar İlave Ücret Ödeyeceğim?’ kısmından sorgulayın. Ödeme fazlaysa hastaneden talep edin. Olumsuz yanıtta iadeli taahhütlü dilekçeyle talebi yineleyin.
ŞİKAYET EDİLİRSE CEZA DA KESİLİR
Tüm iade taleplerinize olumsuz yanıt verilirse, usulsüz ücret alan hastaneyi SGK’ya bildirin. Bunun için ‘Alo 170’i arayabilir veya bizzat il ve ilçelerdeki SGK Müdürlükleri’ndeki ‘Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezleri’ne başvuru yapabilirsiniz. SGK, hastaneye fazla alınan ücretin 5 katı ceza kesiyor. Hastane, fazla ücreti iade etmezse ceza 10 katına çıkıyor.
HAKEM HEYETİ YOLUYLA
Tüm talebe rağmen hastaneden olumsuz yanıt aldıysanız ‘hakem heyeti’ne başvuru seçeneği var. Büyük şehirlerde 3610 lira, ilçe ve kasabalarda 2400 liranın altındaki alacaklar için hakem heyetlerine başvuru yapılabiliyor. Ayrıca SGK, tedavi sonrası telefonuna “Sizin adınıza hastaneye şu miktarda para ödedik” diye mesaj gönderiyor. Ödediğinizle karşılaştırın.
YÜZDE 200 FARK
Özel hastaneler artan sayıya ve kaliteye bağlı olarak vatandaşın tercihi haline geldi. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı hastaneye muayene için giden sigortalı 15 lira katkı payı ödüyor. Devlette muayene başına alınan katkı payı 5 lira. Özel hastaneler ayrıca SGK’nın ödediği tedavi ücretinin yüzde 200’ü kadar fark ücreti de talep edebiliyor.
İKİ KATINA KADAR...
Bir örnek vermek gerekirse; kadın hastalıkları nedeniyle özel hastaneye giden bir hasta için SGK 33.48 lira ödeme yapıyor. Hastane, bunun üstüne 66.96 liraya kadar ilave ücret talep edebiliyor. 15 lira katılım payı ise sabit ve muayene başına alınıyor. Bazı özel hastanelerin olması gerekenden fazla ücret aldığıyla ilgili çok fazla şikayetler duyuluyor. aYrıntılı fatura istEYin Muayene, ameliyat ve tedavi sonrası hastaneye yapılacak ödemelerde, mutlaka ayrıntılı fatura (hizmet dökümü) talep edilmeli. Ödemelerin fazla olup olmadığını ‘https://gss.sgk.gov.tr/OzelSHSBil gi/’ linkine girerek ‘Ne Kadar İlave Ücret Ödeyeceğim?’ kısmından sorgulayın. Ödeme fazlaysa hastaneden talep edin. Olumsuz yanıtta iadeli taahhütlü dilekçeyle talebi yineleyin.
ŞİKAYET EDİLİRSE CEZA DA KESİLİR
Tüm iade taleplerinize olumsuz yanıt verilirse, usulsüz ücret alan hastaneyi SGK’ya bildirin. Bunun için ‘Alo 170’i arayabilir veya bizzat il ve ilçelerdeki SGK Müdürlükleri’ndeki ‘Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezleri’ne başvuru yapabilirsiniz. SGK, hastaneye fazla alınan ücretin 5 katı ceza kesiyor. Hastane, fazla ücreti iade etmezse ceza 10 katına çıkıyor.
HAKEM HEYETİ YOLUYLA
Tüm talebe rağmen hastaneden olumsuz yanıt aldıysanız ‘hakem heyeti’ne başvuru seçeneği var. Büyük şehirlerde 3610 lira, ilçe ve kasabalarda 2400 liranın altındaki alacaklar için hakem heyetlerine başvuru yapılabiliyor. Ayrıca SGK, tedavi sonrası telefonuna “Sizin adınıza hastaneye şu miktarda para ödedik” diye mesaj gönderiyor. Ödediğinizle karşılaştırın.
Geleneksel tıp hastanelere geliyor
Sağlık alanında büyük dönüşüm başlıyor. Emine Erdoğan'ın da destek verdiği geleneksel tıp artık hastanelerde hizmet verecek
Modern tıbbın yanında geleneksel tıp tedavileri de sağlıkta dönüşümün parçası haline geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın da desteklediği çalışmalar sayesinde hastanelerde geleneksel tıp alanında hizmet verecek poliklinikler açılacak.
KONGRE DÜZENLENECEK
Cumhurbaşkanlığı himayesinde; Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi işbirliğinde, 19-22 Nisan arasında İstanbul'da 'Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi' düzenlenecek. Yurtiçi ve yurtdışından alanında uzman bilim insanları kongrede bir araya gelecek. 'Medeniyetlerin Beşiğinde; Anadolu Tıbbı' sloganıyla yapılacak kongrenin başkanlığını yürütecek olan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Prof. Dr. Eyüp Gümüş, "Yeni bir döneme giriyoruz" dedi ve sağlıkta büyük dönüşümü başlatacak uygulamayı şöyle anlattı:
"Hem dünyada, hem Avrupa'da, hem de Türkiye'de artık insanlar mümkünse doğal yollarla tedavi olmak istiyor. Bu kongreyle, tüm Türkiye'de bir birikimi olan tüm bilim insanlarımızı, yurtdışından bilim insanlarıyla bir araya getirerek yeni bir vizyon ve bakış açısını oluşturacağız. Bu etkinlikte başta akupunktur, fitoterapi gibi birçok teknik konular tartışılacak."
18 hastanede geleneksel tıp uygulama merkezi olduğunu belirten Gümüş, "Bu sayının artırılması hedefleniyor. Bin 500 hekimimiz bu alanda eğitim aldı" diye konuştu.
İBN-İ BAYTAR'IN KİTABI
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl ise bünyelerinde 'Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi'ni kurduklarını kaydetti. İslami bilim insanlarından İbn-i Baytar'ın 1200'lü yıllarda yazdığı kitabın Osmanlıca'dan çevrildiğini belirten Erdöl, "Bu eşsiz eser Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın katılacağı toplantı ile tanıtılacak" dedi.
'MERDİVEN ALTINDAN KURTULACAK'
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu yeni uygulamanın geleneksel tıbbı kamusal alana taşıyacağına dikkat çekti. Saraçoğlu, "Geleneksel tedavi, Anadolu Selçuklu'dan beri kültürümüzün bir parçasıdır. Bugün bu artık Sağlık Bakanlığı'nın da sahip çıkmasıyla merdiven altından kurtulup, layık olduğu saygın noktaya gelecektir" ifadesini kullandı.
TÜM DÜNYADA RAĞBET GÖRÜYOR
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilcisi Dr. Pavel Ursu, halk tarafından geleneksel tıbba artan bir talep olduğunu aktararak, gerçekleştirilecek kongrenin bu açıdan çok önemli olduğunun altını çizdi.
Modern tıbbın yanında geleneksel tıp tedavileri de sağlıkta dönüşümün parçası haline geliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın da desteklediği çalışmalar sayesinde hastanelerde geleneksel tıp alanında hizmet verecek poliklinikler açılacak.
KONGRE DÜZENLENECEK
Cumhurbaşkanlığı himayesinde; Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi işbirliğinde, 19-22 Nisan arasında İstanbul'da 'Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi' düzenlenecek. Yurtiçi ve yurtdışından alanında uzman bilim insanları kongrede bir araya gelecek. 'Medeniyetlerin Beşiğinde; Anadolu Tıbbı' sloganıyla yapılacak kongrenin başkanlığını yürütecek olan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Prof. Dr. Eyüp Gümüş, "Yeni bir döneme giriyoruz" dedi ve sağlıkta büyük dönüşümü başlatacak uygulamayı şöyle anlattı:
"Hem dünyada, hem Avrupa'da, hem de Türkiye'de artık insanlar mümkünse doğal yollarla tedavi olmak istiyor. Bu kongreyle, tüm Türkiye'de bir birikimi olan tüm bilim insanlarımızı, yurtdışından bilim insanlarıyla bir araya getirerek yeni bir vizyon ve bakış açısını oluşturacağız. Bu etkinlikte başta akupunktur, fitoterapi gibi birçok teknik konular tartışılacak."
18 hastanede geleneksel tıp uygulama merkezi olduğunu belirten Gümüş, "Bu sayının artırılması hedefleniyor. Bin 500 hekimimiz bu alanda eğitim aldı" diye konuştu.
İBN-İ BAYTAR'IN KİTABI
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl ise bünyelerinde 'Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama Merkezi'ni kurduklarını kaydetti. İslami bilim insanlarından İbn-i Baytar'ın 1200'lü yıllarda yazdığı kitabın Osmanlıca'dan çevrildiğini belirten Erdöl, "Bu eşsiz eser Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın katılacağı toplantı ile tanıtılacak" dedi.
'MERDİVEN ALTINDAN KURTULACAK'
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu yeni uygulamanın geleneksel tıbbı kamusal alana taşıyacağına dikkat çekti. Saraçoğlu, "Geleneksel tedavi, Anadolu Selçuklu'dan beri kültürümüzün bir parçasıdır. Bugün bu artık Sağlık Bakanlığı'nın da sahip çıkmasıyla merdiven altından kurtulup, layık olduğu saygın noktaya gelecektir" ifadesini kullandı.
TÜM DÜNYADA RAĞBET GÖRÜYOR
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Türkiye Temsilcisi Dr. Pavel Ursu, halk tarafından geleneksel tıbba artan bir talep olduğunu aktararak, gerçekleştirilecek kongrenin bu açıdan çok önemli olduğunun altını çizdi.
D vitamini kanserden koruyor
Japonya'da yapılan bir çalışma, D vitamininin bazı riskli kanserlerden koruduğunu gösterdi. Araştırma, D vitamininin tedavisi zor olan bazı kanserler de dahil olmak üzere kronik hastalıklara iyi geldiğini ortaya koydu. 40- 69 yaş arasındaki 33 bin 736 yetişkinin yer aldığı çalışma, kandaki yüksek seviyedeki D vitamininin karaciğer kanseri gibi bazı ölümcül kanser türlerinin vücutta gelişme riskini azalttığını gösterdi. 16 yıl süren araştırma, kandaki düşük D vitamini seviyesinin ise kemik hasarları, kalp, diyabet, depresyon, alzheimer gibi hastalıkları ve ölüm riskini artırdığını göstermişti.
4 Mart 2018 Pazar
Sigara kapalı dolapta satılacak
Sigara yasağıyla ilgili taslak, sigara satışlarında tüketimi ve erişimi özendirecek sunum ve pazarlama tekniklerini kısıtlayıcı hükümler içeriyor. Sigara paketleri gençlerin ilgisini çekecek şekilde renkli ve albenili olamayacak
Habertürk, sigara yasaklarıyla ilgili merak edilen yasa taslağına ulaştı. Taslak, sigara satışlarında tüketimi ve erişimi özendirecek sunum ve pazarlama tekniklerini kısıtlayıcı hükümler içeriyor. Sigara paketleri özellikle çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek şekilde gençlerin ilgisini çekecek şekilde renkli ve albenili olamayacak.
Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre; tütün ürünleri, müşterilerin ulaşamayacağı ve göremeyeceği şekilde satılacak. Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın tütünle mücadele kapsamında hazırlanması talimatını verdiği taslakta yer alan yeni düzenlemeler şöyle:
* Sigara paketleri tek tip olacak.
* Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünlerinin paketi belli standartlarda olacak. Paketler, düz ve öngörülen standartlarda piyasaya arz edilecek.
YÜZDE 5 KRİTERİ
* Sigara paketinin üzerinde sadece kutu yüzeyinin yüzde 5’ini aşmayacak puntoda markası yer alacak.
* Kutuda resim, amblem gibi görsellere yer verilemeyecek.
* Öngörülen sınırlayıcı kurallar, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri için de geçerli.
* Tek tip paketler Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği şekilde hazırlanacak.
* Yeni düzenlemeyle tütün ürünlerinin satışı da disipline edilecek. Büfelerde, marketlerde sigara satışları açıktan yapılamayacak. Kapalı dolaplar müşterinin göremeyeceği ve ulaşamayacağı noktalarda yer alacak.
* Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerler ile bunların yerleşkelerinde bulunan işletmelerde de tütün ürünü satışı yapılmayacak. "
UYGULAMA 7 AY SONRA
Sağlık Bakanlığı yetkilileri, tütün satışıyla ilgili öngörülen yasakların yasanın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten 7 ay sonra uygulamaya gireceğini belirterek, “Bu süreçte ilgililer gerekli hazırlıkları yapacaklar” dedi. Yetkililer pakette yer alacak marka logosu, yazılar ve diğer işaretlere ilişkin de bir yönetmelik çıkarılacağını söyledi.
Habertürk, sigara yasaklarıyla ilgili merak edilen yasa taslağına ulaştı. Taslak, sigara satışlarında tüketimi ve erişimi özendirecek sunum ve pazarlama tekniklerini kısıtlayıcı hükümler içeriyor. Sigara paketleri özellikle çocukların ve gençlerin ilgisini çekecek şekilde gençlerin ilgisini çekecek şekilde renkli ve albenili olamayacak.
Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre; tütün ürünleri, müşterilerin ulaşamayacağı ve göremeyeceği şekilde satılacak. Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın tütünle mücadele kapsamında hazırlanması talimatını verdiği taslakta yer alan yeni düzenlemeler şöyle:
* Sigara paketleri tek tip olacak.
* Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünlerinin paketi belli standartlarda olacak. Paketler, düz ve öngörülen standartlarda piyasaya arz edilecek.
YÜZDE 5 KRİTERİ
* Sigara paketinin üzerinde sadece kutu yüzeyinin yüzde 5’ini aşmayacak puntoda markası yer alacak.
* Kutuda resim, amblem gibi görsellere yer verilemeyecek.
* Öngörülen sınırlayıcı kurallar, birden fazla paketi bir arada bulunduran tütün ürünleri için de geçerli.
* Tek tip paketler Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği şekilde hazırlanacak.
* Yeni düzenlemeyle tütün ürünlerinin satışı da disipline edilecek. Büfelerde, marketlerde sigara satışları açıktan yapılamayacak. Kapalı dolaplar müşterinin göremeyeceği ve ulaşamayacağı noktalarda yer alacak.
* Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerler ile bunların yerleşkelerinde bulunan işletmelerde de tütün ürünü satışı yapılmayacak. "
UYGULAMA 7 AY SONRA
Sağlık Bakanlığı yetkilileri, tütün satışıyla ilgili öngörülen yasakların yasanın Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten 7 ay sonra uygulamaya gireceğini belirterek, “Bu süreçte ilgililer gerekli hazırlıkları yapacaklar” dedi. Yetkililer pakette yer alacak marka logosu, yazılar ve diğer işaretlere ilişkin de bir yönetmelik çıkarılacağını söyledi.
Kilosu 4 bin 500 lirayı bulan fiyatlardan satılan beyaz çay
Dünya'da "İmparatorların çayı" olarak bilinen, Türkiye'de ise ’beyaz iksir’ adıyla kilosu 4 bin 500 lirayı bulan fiyatlardan satılan beyaz çay, bu yıl 834 kilogram üretilebildi.Geçen yıla göre, üretiminde yüzde 63’lük artış sağlanan beyaz çay, yine de talepleri karşılayamadı.
Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerindeki çay tarımında, 5 yıl önce beyaz çay üretimine geçildi.
Çaykur tarafından başlatılan uygulamayla’tomurcuk’ olarak bilinen çayın üst filizleri, üreticiler tarafından elle toplanmaya başlandı. Üreticiden kilosu 500 liraya alınan beyaza çay üretiminin artırılması için çalışma yapıldı. Bahçeye giren üreticiler de olgunlaşan tomurcuk filizlerinin hasadını yaptı. Geçen yıla göre, yüzde 63 oranında artan üretimle bu yıl 834 kilogram beyaz çay üretildi.
Kilosu 4 bin ile 4 bin 500 lira arasında satışa sunulan ve neredeyse tamamı satılan beyaz çayda talepler ise karşılanamadı. Üreticilerin şifalı beyaz çayı, daha çok kendilerine sakladığı ve üretimin istenen seviyeye ulaşamadığı belirtildi.
SÜTLÜOĞLU: ÜRETİMİ ARTIRMAK İSTİYORUZ
Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, doğal ve sağlıklı Türk çayından elde edilen beyaz çayın üretimini artırmak istediklerini belirterek, geçen yıl yüzde 63’lük artışla 834 kilogram ürün elde edebildiklerini söyledi.
Sütlüoğlu, 2016 yılında, 510 kilo üretim gerçekleştirdik. Bu yıl, yüzde 63'lük artış oldu ve 834 kilogram üretim yaptık. Üretici sağlıklı ve eşsiz ürünü elbette kendileri de tüketsin; ancak biz de üretmek istiyoruz. Beyaz çayı daha da fazla üreterek tüketicilere sunmak amacındayız. "Vatandaşlarımız, üreticilerimiz çay tarlalarına girsin, beyaz çay ürettiğimiz tomurcuk filizleri toplasınlar. Aileler çocuklarını teşvik etsin, hep beraber tarlaya girsinler. Çalışıp, üretelim. Çaylıkla tarlayla buluşalım. Beyaz çay hasadı, üreticiler için de ek bir gelir olur "dedi.
Üreticilere tomurcuk için tarlaya girmeleri çağrısında bulunan Sütlüoğlu, Japonya ile ortaklaşa yürüttükleri Türk beyaz çayından kanser ilacı yapma çalışmalarında da sona geldiklerini ve bu konuda önemli sonuçlar elde ettiklerini belirterek, bu bilgileri yakında kamuoyu ile paylaşacağını kaydetti.
KİLOSU 4 BİN 500 LİRA
Doğu Karadeniz Bölgesinde, 5 yıl önce beyaz çay üretimine geçildi. Çaykur tarafından başlatılan uygulama ile ’tomurcuk’ olarak bilinen çayın üst filizlerini üreticiler, elle toplarken, 5 yılda bin 850 kilogram beyaz çay üretildi.
Türkiye’de kilogramı 4 bin 500 liradan alıcı bulan beyaz çayın dünyada kilosu bin dolar ile 15 bin dolar arasında değişen fiyatlarla satılıyor. Araştırmalara göre, beyaz çayın vücut direncini artırarak, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra insan sağlığına da önemli faydalarının bulunduğu biliniyor. Japonya'da yürütülen bir çalışmada da Türk beyaz çayında kanserli hücreleri yok eden etken maddeye rastlanılmıştı. Öte yandan Türk beyaz çayından Japonya'da kanser ilacı üretilmesinde son aşamaya gelindiği öğrenildi.
Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun illerindeki çay tarımında, 5 yıl önce beyaz çay üretimine geçildi.
Çaykur tarafından başlatılan uygulamayla’tomurcuk’ olarak bilinen çayın üst filizleri, üreticiler tarafından elle toplanmaya başlandı. Üreticiden kilosu 500 liraya alınan beyaza çay üretiminin artırılması için çalışma yapıldı. Bahçeye giren üreticiler de olgunlaşan tomurcuk filizlerinin hasadını yaptı. Geçen yıla göre, yüzde 63 oranında artan üretimle bu yıl 834 kilogram beyaz çay üretildi.
Kilosu 4 bin ile 4 bin 500 lira arasında satışa sunulan ve neredeyse tamamı satılan beyaz çayda talepler ise karşılanamadı. Üreticilerin şifalı beyaz çayı, daha çok kendilerine sakladığı ve üretimin istenen seviyeye ulaşamadığı belirtildi.
SÜTLÜOĞLU: ÜRETİMİ ARTIRMAK İSTİYORUZ
Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu, doğal ve sağlıklı Türk çayından elde edilen beyaz çayın üretimini artırmak istediklerini belirterek, geçen yıl yüzde 63’lük artışla 834 kilogram ürün elde edebildiklerini söyledi.
Sütlüoğlu, 2016 yılında, 510 kilo üretim gerçekleştirdik. Bu yıl, yüzde 63'lük artış oldu ve 834 kilogram üretim yaptık. Üretici sağlıklı ve eşsiz ürünü elbette kendileri de tüketsin; ancak biz de üretmek istiyoruz. Beyaz çayı daha da fazla üreterek tüketicilere sunmak amacındayız. "Vatandaşlarımız, üreticilerimiz çay tarlalarına girsin, beyaz çay ürettiğimiz tomurcuk filizleri toplasınlar. Aileler çocuklarını teşvik etsin, hep beraber tarlaya girsinler. Çalışıp, üretelim. Çaylıkla tarlayla buluşalım. Beyaz çay hasadı, üreticiler için de ek bir gelir olur "dedi.
Üreticilere tomurcuk için tarlaya girmeleri çağrısında bulunan Sütlüoğlu, Japonya ile ortaklaşa yürüttükleri Türk beyaz çayından kanser ilacı yapma çalışmalarında da sona geldiklerini ve bu konuda önemli sonuçlar elde ettiklerini belirterek, bu bilgileri yakında kamuoyu ile paylaşacağını kaydetti.
KİLOSU 4 BİN 500 LİRA
Doğu Karadeniz Bölgesinde, 5 yıl önce beyaz çay üretimine geçildi. Çaykur tarafından başlatılan uygulama ile ’tomurcuk’ olarak bilinen çayın üst filizlerini üreticiler, elle toplarken, 5 yılda bin 850 kilogram beyaz çay üretildi.
Türkiye’de kilogramı 4 bin 500 liradan alıcı bulan beyaz çayın dünyada kilosu bin dolar ile 15 bin dolar arasında değişen fiyatlarla satılıyor. Araştırmalara göre, beyaz çayın vücut direncini artırarak, bağışıklık sistemini güçlendirmesinin yanı sıra insan sağlığına da önemli faydalarının bulunduğu biliniyor. Japonya'da yürütülen bir çalışmada da Türk beyaz çayında kanserli hücreleri yok eden etken maddeye rastlanılmıştı. Öte yandan Türk beyaz çayından Japonya'da kanser ilacı üretilmesinde son aşamaya gelindiği öğrenildi.
15 ürüne coğrafi işaret belgesi
Balıkesir kuzu eti, Edremit zeytinyağı, Karacabey soğanı, Karaman Divle obruk tulum peyniri ve Sinop nokulunun da aralarında bulunduğu 15 ürüne, coğrafi işaret tescil belgesi verildi.
Türk Patent ve Marka Kurumunda (TÜRKPATENT) "Coğrafi İşaret Tescil Belgesi Takdim Töreni ve Sergisi" düzenlendi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Ali Çelik, törendeki konuşmasında, her ilin artık coğrafi işaretli bir ürünü olduğunu söyledi.
Coğrafi İşaretler Daire Başkanlığının kurulmasının ardından bu alandaki çalışmaların hızlandığını belirten Çelik, "Coğrafi işaretlerle ilgili çalışmalar bu yıl daha ağırlık kazandı. Birçok ilde daha önce hiç coğrafi işaret yokken günümüzde bir ilde 20 coğrafi işaret bulunuyor. Milli ürünlerimizi kimlik kartımız olarak görüyor ve önem veriyoruz. Coğrafi işaretle biz aslında mamulün soyadını koyuyoruz. Artık 81 ilimizde coğrafi işareti olan mamulümüz var. Bakanlık olarak bu ürünlere destek vermeye devam edeceğiz. Coğrafi işaretli ürünler için her ilimizde bilinç oluşturulması gereklidir ve her türlü desteği vereceğiz." diye konuştu.
TÜRKPATENT Başkanı Habip Asan da 2017'nin sınai mülkiyet açısından başarılı bir yıl olduğunu, bu alandaki başvuruların dünya ortalamasının üzerinde artış gösterdiğini dile getirdi.
Patent başvuru oranlarının dünyada yüzde 3-5'ler civarında olduğunu dile getiren Asan, "Geçen yıl yüzde 35 patent başvurusu oranıyla yerli patent başvurularımız 8 bin 600'ü aştı. 120 binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa'da son 6 yıldır en fazla marka başvurusu yapan ülke konumumuzu güçlendirdik. 2017'de coğrafi işaretler alanında çalışmalar yaptık ve 100'ün üzerinde tescil elde ettik." dedi.
Asan, 200'ler civarında olan tescil ve coğrafi işaret sayısını 320'ye çıkardıklarının altını çizerek, 400 coğrafi işaret tescil işleminin de devam ettiğini bildirdi. Asan, şöyle devam etti:
"Coğrafi işaret alanında farkındalığı daha da artırmak, bu konuda toplumun bilincini geliştirmek için elimizden geldiğince coğrafi işaret belgelerini törenle vermeye çalışıyoruz. Artık sınai mülkiyet alanında ve coğrafi işaret özelinde de bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekiyor. Nedir bu aşama? Bundan sonra bu işten nasıl para kazanabiliriz, ulusal ve uluslararası alanda nasıl katma değer yaratırız, bunun arayışı içinde olmamız gerekiyor. Bizim amacımız sınai mülkiyet alanında pastamızı daha fazla büyütmek. Üreticilere bunun daha büyük bir gelir olarak geri dönmesi. Kırsal kalkınmanın bu şekilde güçlendirilerek, şehirlere göçün önlenmesi için katkıların alınması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye bu anlamda potansiyeli yüksek bir ülke."
Asan, 2018'de de sınai mülkiyet alanında elde edilen başarıların artacağına dikkati çekerek, "2018 ocak ayının istatistiklerine baktığımızda 2017'nin aynı ayına göre patent başvurularının yüzde 30, marka başvurularının yüzde 25 arttığını görüyoruz." ifadesini kullandı.
Konuşmaların ardından, Balıkesir kuzu eti, Orhangazi gedelek turşusu, Ağın leblebisi, Edremit zeytinyağı, Çubuk agat taşı, Antalya piyazı, Çınarcık işi, Kırklareli hardaliyesi, Karacabey soğanı, Vezirköprü semaveri, Tarsus humusu, Bolu kızılcık tarhanası, Karaman Divle obruk tulum peyniri, Sinop nokulu ve Tosya pirinci coğrafi işaret tescil belgeleri başvuru sahiplerine verildi.
Türk Patent ve Marka Kurumunda (TÜRKPATENT) "Coğrafi İşaret Tescil Belgesi Takdim Töreni ve Sergisi" düzenlendi. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Hasan Ali Çelik, törendeki konuşmasında, her ilin artık coğrafi işaretli bir ürünü olduğunu söyledi.
Coğrafi İşaretler Daire Başkanlığının kurulmasının ardından bu alandaki çalışmaların hızlandığını belirten Çelik, "Coğrafi işaretlerle ilgili çalışmalar bu yıl daha ağırlık kazandı. Birçok ilde daha önce hiç coğrafi işaret yokken günümüzde bir ilde 20 coğrafi işaret bulunuyor. Milli ürünlerimizi kimlik kartımız olarak görüyor ve önem veriyoruz. Coğrafi işaretle biz aslında mamulün soyadını koyuyoruz. Artık 81 ilimizde coğrafi işareti olan mamulümüz var. Bakanlık olarak bu ürünlere destek vermeye devam edeceğiz. Coğrafi işaretli ürünler için her ilimizde bilinç oluşturulması gereklidir ve her türlü desteği vereceğiz." diye konuştu.
TÜRKPATENT Başkanı Habip Asan da 2017'nin sınai mülkiyet açısından başarılı bir yıl olduğunu, bu alandaki başvuruların dünya ortalamasının üzerinde artış gösterdiğini dile getirdi.
Patent başvuru oranlarının dünyada yüzde 3-5'ler civarında olduğunu dile getiren Asan, "Geçen yıl yüzde 35 patent başvurusu oranıyla yerli patent başvurularımız 8 bin 600'ü aştı. 120 binin üzerinde marka başvurusuyla Avrupa'da son 6 yıldır en fazla marka başvurusu yapan ülke konumumuzu güçlendirdik. 2017'de coğrafi işaretler alanında çalışmalar yaptık ve 100'ün üzerinde tescil elde ettik." dedi.
Asan, 200'ler civarında olan tescil ve coğrafi işaret sayısını 320'ye çıkardıklarının altını çizerek, 400 coğrafi işaret tescil işleminin de devam ettiğini bildirdi. Asan, şöyle devam etti:
"Coğrafi işaret alanında farkındalığı daha da artırmak, bu konuda toplumun bilincini geliştirmek için elimizden geldiğince coğrafi işaret belgelerini törenle vermeye çalışıyoruz. Artık sınai mülkiyet alanında ve coğrafi işaret özelinde de bir sonraki aşamaya geçmemiz gerekiyor. Nedir bu aşama? Bundan sonra bu işten nasıl para kazanabiliriz, ulusal ve uluslararası alanda nasıl katma değer yaratırız, bunun arayışı içinde olmamız gerekiyor. Bizim amacımız sınai mülkiyet alanında pastamızı daha fazla büyütmek. Üreticilere bunun daha büyük bir gelir olarak geri dönmesi. Kırsal kalkınmanın bu şekilde güçlendirilerek, şehirlere göçün önlenmesi için katkıların alınması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye bu anlamda potansiyeli yüksek bir ülke."
Asan, 2018'de de sınai mülkiyet alanında elde edilen başarıların artacağına dikkati çekerek, "2018 ocak ayının istatistiklerine baktığımızda 2017'nin aynı ayına göre patent başvurularının yüzde 30, marka başvurularının yüzde 25 arttığını görüyoruz." ifadesini kullandı.
Konuşmaların ardından, Balıkesir kuzu eti, Orhangazi gedelek turşusu, Ağın leblebisi, Edremit zeytinyağı, Çubuk agat taşı, Antalya piyazı, Çınarcık işi, Kırklareli hardaliyesi, Karacabey soğanı, Vezirköprü semaveri, Tarsus humusu, Bolu kızılcık tarhanası, Karaman Divle obruk tulum peyniri, Sinop nokulu ve Tosya pirinci coğrafi işaret tescil belgeleri başvuru sahiplerine verildi.
Kalın bağırsak kanserinden koruyacak yöntemler
Sigara ve alkolden kaçının
Alkol kullanımının kolon ve rektum kanserinde artışa yol açtığı 57 çalışmada gösterilmiş. Günde 50 gram ya da daha fazla alkol içenlerde kolon kanseri riski içmeyenlere göre 1,5 misli artıyor. Alkolün yıkılması sonrası ortaya çıkan, toksik bir kimyasal olan asetaldehid hem DNA'ya hem proteinlere zarar veriyor. Alkol ayrıca toksik oksijen türevlerinin oluşması yoluyla da DNA'ya hasar vererek kanseri tetikliyor.
Fazla kilolardan kurtulun
Fazla kiloların sağlık düşmanı olduğu yapılan pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlanmış durumda. Diyabetten kalp ve damar hastalıklarına bir çok soruna yol açan aşırı kilo, kolon kanserine de zemin hazırlıyor. Örneğin 5 kiloluk bir artış kolon kanseri riskini yüzde 5 artırıyor.
Düzenli egzersiz yapın
Modern çağın insan sağlığına verdiği en büyük zararlardan biri olan hareketsizlik hızla yaygınlaşıyor. Oysa her gün en az 45 dakika tempolu egzersiz ya da haftanın en az üç günü en az 30 dakikalık düzenli yürüyüş sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz kurallardan. Düzenli egzersiz kolon kanserinden de korunmada büyük fayda sağlıyor.
Tarama testlerini yaptırın
Kolonoskopi ve dışkıda gizli kan testini 50 yaşın üzerindeki herkes yaptırmalı. Ailenizde kanser öyküsü varsa daha erken yaşta yaptırın. 1. derecede akrabanızda kanser olanlar var ise, hastanın mevcut yaşından 10 yıl önce yaptırmaya özen gösterin. Çünkü ailede 1. derecede yakınınızda kolon kanseri olması kanser riskini 2-4 kat artırıyor.
Kalsiyum ve D vitaminine dikkat edin
Kalsiyum ve D vitamininin kolon kanserini önlemede etkinliği konusundaki çalışmalar çelişkili olmakla birlikte kalsiyumun bağırsağa toksik olan ikincil safra asitlerine bağlanarak onları ortamdan uzaklaştırdığı ve onların zararlı etkisini önlediği ileri sürülmekte. D vitamininin ise kanseri nasıl önlediği tam olarak bilinmiyor. Buna karşın kansere yol açan inflamasyonu (yangı) baskılayarak ve hücre çoğalmasını önleyerek anti-karsinojenik etki gösterdiği kabul ediliyor. Bu nedenle kalsiyum ve D vitamininizin yeterli olmasına dikkat edin.
Stresten uzak durun
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün “Günümüz koşullarında stresten kaçmak kolay mı? Her ne kadar stresin kanseri tetiklemedeki rolü gösterilememişse de yoğun ve sürekli stres bağışıklık sistemini çökerterek hem enfeksiyonlara hem de kansere karşı direncimizi azaltabilir. Ancak bunu ispat edecek geniş çalışmalara ihtiyaç var. Diğer taraftan düzenli uyku da kanserden korunmada önemli rol oynuyor” diyor.
Beslenmenize dikkat edin
Kalın bağırsak kanseri sağlıksız beslenme ile doğrudan ilişkili. Özellikle aşırı yağlı yiyecekler, hayvansal yağ tüketimi ve kırmızı et ağırlıklı beslenme kalın bağırsak kanserine davetiye çıkarıyor. Salam-sucuk-sosis-pastırma gibi işlenmiş ve katkılı etten de kaçınmak gerekiyor. Sebze ve meyvenin yetersiz tüketimi sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkilediğinden her gün yeterli ölçüde sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmeyin. Bol lifli gıda tüketmeye özen gösterin.
Alkol kullanımının kolon ve rektum kanserinde artışa yol açtığı 57 çalışmada gösterilmiş. Günde 50 gram ya da daha fazla alkol içenlerde kolon kanseri riski içmeyenlere göre 1,5 misli artıyor. Alkolün yıkılması sonrası ortaya çıkan, toksik bir kimyasal olan asetaldehid hem DNA'ya hem proteinlere zarar veriyor. Alkol ayrıca toksik oksijen türevlerinin oluşması yoluyla da DNA'ya hasar vererek kanseri tetikliyor.
Fazla kilolardan kurtulun
Fazla kiloların sağlık düşmanı olduğu yapılan pek çok bilimsel çalışma ile kanıtlanmış durumda. Diyabetten kalp ve damar hastalıklarına bir çok soruna yol açan aşırı kilo, kolon kanserine de zemin hazırlıyor. Örneğin 5 kiloluk bir artış kolon kanseri riskini yüzde 5 artırıyor.
Düzenli egzersiz yapın
Modern çağın insan sağlığına verdiği en büyük zararlardan biri olan hareketsizlik hızla yaygınlaşıyor. Oysa her gün en az 45 dakika tempolu egzersiz ya da haftanın en az üç günü en az 30 dakikalık düzenli yürüyüş sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz kurallardan. Düzenli egzersiz kolon kanserinden de korunmada büyük fayda sağlıyor.
Tarama testlerini yaptırın
Kolonoskopi ve dışkıda gizli kan testini 50 yaşın üzerindeki herkes yaptırmalı. Ailenizde kanser öyküsü varsa daha erken yaşta yaptırın. 1. derecede akrabanızda kanser olanlar var ise, hastanın mevcut yaşından 10 yıl önce yaptırmaya özen gösterin. Çünkü ailede 1. derecede yakınınızda kolon kanseri olması kanser riskini 2-4 kat artırıyor.
Kalsiyum ve D vitaminine dikkat edin
Kalsiyum ve D vitamininin kolon kanserini önlemede etkinliği konusundaki çalışmalar çelişkili olmakla birlikte kalsiyumun bağırsağa toksik olan ikincil safra asitlerine bağlanarak onları ortamdan uzaklaştırdığı ve onların zararlı etkisini önlediği ileri sürülmekte. D vitamininin ise kanseri nasıl önlediği tam olarak bilinmiyor. Buna karşın kansere yol açan inflamasyonu (yangı) baskılayarak ve hücre çoğalmasını önleyerek anti-karsinojenik etki gösterdiği kabul ediliyor. Bu nedenle kalsiyum ve D vitamininizin yeterli olmasına dikkat edin.
Stresten uzak durun
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün “Günümüz koşullarında stresten kaçmak kolay mı? Her ne kadar stresin kanseri tetiklemedeki rolü gösterilememişse de yoğun ve sürekli stres bağışıklık sistemini çökerterek hem enfeksiyonlara hem de kansere karşı direncimizi azaltabilir. Ancak bunu ispat edecek geniş çalışmalara ihtiyaç var. Diğer taraftan düzenli uyku da kanserden korunmada önemli rol oynuyor” diyor.
Beslenmenize dikkat edin
Kalın bağırsak kanseri sağlıksız beslenme ile doğrudan ilişkili. Özellikle aşırı yağlı yiyecekler, hayvansal yağ tüketimi ve kırmızı et ağırlıklı beslenme kalın bağırsak kanserine davetiye çıkarıyor. Salam-sucuk-sosis-pastırma gibi işlenmiş ve katkılı etten de kaçınmak gerekiyor. Sebze ve meyvenin yetersiz tüketimi sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkilediğinden her gün yeterli ölçüde sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmeyin. Bol lifli gıda tüketmeye özen gösterin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)