31 Ocak 2018 Çarşamba

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Dr. Brenda Fitzgerald'ın, dün ortaya çıkan tütün şirketlerinde hisseleri

Trump tarafından Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Direktörü olarak atanan Dr. Fitzgerald, tütün şirketlerinde hisseleri olduğunun öne sürülmesinin ardından istifa etti
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Dr. Brenda Fitzgerald'ın, dün ortaya çıkan tütün şirketlerinde hisseleri olduğu iddiasının ardından, bugün istifa ettiği duyuruldu.

CDC'nin bağlı olduğu ABD Sağlık ve İnsani Hizmetleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Sağlık Bakanı Alex Azar'ın Dr. Fitzgerald'ın istifasını kabul ettiği belirtilerek, "Dr. Fitzgerald'ın karışık finansal çıkarları, CDC Direktörü olarak bütün görevlerini yerine getirmesini sınırlamaktadır. Kendisi söz konusu finansal varlıkları belli zaman süresi içinde elinden çıkaramamıştır." ifadelerine yer verildi.

ABD'de siyasi analiz internet sitesi Politico'da dün yayımlanan haberde, 7 Temmuz'da CDC'nin direktörü olan Dr. Fitzgerald'ın, geçen yılın temmuz-eylül döneminde tütün, ilaç, sağlık sigortası ve gıda şirketlerinden on binlerce dolar değerinde hisse senedi satın aldığı iddia edildi.

Ayrıca, haberde, Dr. Fitzgerald'ın tütün kullanımının insan sağlığına olumsuz etkilerini araştıran CDC tütün laboratuvarını ağustosta ziyaret etmeden bir gün önce Japan Tobacco firmasından hisse satın aldığı öne sürüldü.

Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Dr. Fitzgerald, ABD Başkanı Donald Trump tarafından atanmıştı.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/o-sirketlerde-hisse-iddiasi-istifa-getirdi/1273406

Bakanlık'tan Bursa için kritik hava kirliliği uyarısı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın Hava Kalitesi İndeksi'ne göre, Bursa'da hava kirliliği insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek seviyeye ulaştı. Bursa'da geçen günlerde 70 olan PM10 değeri 167olarak ölçüldü
Kış mevsimiyle birlikte artan kömür tüketiminin de etkisiyle Bursa kent merkezinde nefes almak iyice güçleşti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Hava Kalitesi İndeksi’ne göre, Bursa’da bugün hava kirliliği insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek seviyeye çıktı.

Kent merkezinde 7 ayrı noktada bulunan indekste, daha önce 70 olarak ölçülen PM10 değeri son ölçümlerle 167’ye çıktı ve ‘Sağlıksız’ kategorisinde yer aldı.

İndeks 200’e ulaşırsa ‘Kötü’, 300’e çıkarsa ‘Tehlikeli’ kategorilerine geçiliyor.

Bakanlığa göre ‘Sağlıksız’ kategorisi, ‘Herkes olumsuz sağlık etkileri yaşamaya başlayabilir, hassas gruplar için ciddi sağlık etkileri söz konusu olabilir’ uyarısı içeriyor.

Denetlenmeden çalışan sanayi tesislerinin salınımı nedeniyle hava kirliliğinin normal değerlerinin üzerine çıktığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ramazan Köylü, Bursa’da akciğer kanseri, KOAH ve astım hastalıklarındaki artışın en büyük nedeninin kentin havasının normalin üzerinde kirli hali olduğunu söyledi. Dr. Köylü, kent merkezinde hava kirliliğinin özellikle yaşlılar, çocuklar ve solunum yolu rahatsızlığı çekenler için tehlikeli düzeyde olduğunu belirtti. Dr. Köylü, Demirtaş Organize Sanayi Bölgesine (DOSAB) yapılması planlanan termik santralin devreye girmesi durumunda zaten havası kirli olan Bursa’da vatandaşların maskeyle dolaşmak zorunda kalacağını söyledi.




Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/bakanliktan-kritik-hava-kirliligi-uyarisi/1273067

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde nükleer skandal

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde Radyasyon Onkolojisi Bölümü’nde kanser hastalarına uygunsuz tedavi yapıldığı ve nükleer deneyler sebebiyle radyasyon sızıntısı meydana geldiği belirlendi

Yüz ve kol nakilleriyle ismini dünyaya duyuran Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi, Tıp Fakültesi Dekanlığı’nın Radyasyon Onkolojisi Kliniği’nde yürütülen ışınla kanser tedavisi uygulamalarına ilişkin başlattığı soruşturmayla sarsıldı. Hürriyet'te Salim Uzun imzasıyla yer alan habere göre yüzlerce kanser hastasını ilgilendiren adli ve idari soruşturmanın sonucunda ise son yılların en büyük sağlık skandalı ortaya çıktı. Raporda cihazlarla izinsiz nükleer deney yapılarak radyasyon sızıntısına neden olunduğu belirlendi. Konuyla ilgili Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma başlattı.


65 SAYFALIK SORUŞTURMA


Profesörlerden oluşan 3 kişilik komisyonun hazırladığı 65 sayfalık soruşturma raporunda; Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı eski Başkanı Prof. Dr. Melek Nur Yavuz, Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı eski Sorumlu Fizikçisi Yrd. Doç. Dr. Yiğit Çeçen ve Nükleer Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi (NUBA) eski Müdürü Prof. Dr. İsmail Boztosun’un görev dönemine (2014-2015) ilişkin ifadeler yer aldı. Yeminli ifadeler ve resmi belgelere göre Radyasyon Onkolojisi Kliniği’nde, kanser hastalarının tedavisinde kullanılan radyoterapi cihazları lisanssız olarak çalıştırıldı, hurdaya ayrılan (HEK) cihazlarla tüm vücut hastalarına (TBI) ışın tedavisi uygulandı, ayrıca NUBA tahsis edilen cihazlarla da izinsiz nükleer deney yapılarak radyasyon sızıntısına neden olundu.


DUVARDA SIZINTI VAR UZAK DURUN!


3.5 aylık soruşturma sonunda hazırlanan raporda, kanser hastaları için kritik önem taşıyan tedavi planlarının medikal fizikçi onayı aranmadan tıp öğrencileri tarafından yapıldığı, güvenlik önlemi alınmadan yapılan izinsiz deneylerde foton, nötron sızıntısı yaşandığı, klinikte görevli birçok personel öğrenci ve stajyerin dozimetre (radyasyon ölçer cihaz) kullanmadan görev yaptığı vurgulandı. Soruşturma kapsamında ifade veren Radyasyon Onkolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aylin Fidan Korcum Şahin, kullanılamaz nitelikteki (HEK) radyoterapi cihazlarıyla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK) izni olmadan kanser hastalarının tedavi gördüğü ortamlarda bilimsel ve endüstriyel deneyler yapıldığı, radyoaktif materyaller oluşturulduğu, HEK cihazlarla vücut ışınlaması yapıldığını söylerken, Fizikçi İsmail Karakuş, klinikte radyasyon sızıntısı tespit edildikten sonra hiçbir alanın personel erişimine kapatılmadığını, sadece cihaz çalışırken duvardan uzak durulmasının söylendiğini belirtti. Sağlık Teknikeri Servet Sitil, cihazların bulunduğu bazı odalarda tadilat işlemi yapıldığını, kapılarda zırhlama yapılmadan önce uzun süre nötron ışınlarına maruz kaldıklarını ayrıca duvar tadilatı sırasında lazeri tahta üzerine monte ettiklerini bu yüzden sık sık lazer konumunda kaymalar olduğunu, bunun da hastayı konumlarken kaymalara sebebiyet verdiğini ifade etti.


ÖLÇÜM YAPILMADAN RADYASYON VERİLDİ


Fizikçi İsmail Karakuş, İn-vivo dozimetrik ölçümler yapılmadan tedavisi başlatılan çok sayıda hastanın olduğunu, bu nedenle hastalara doğru dozun verilip verilmediğiyle ilgili şüphelerin bulunduğunu söylerken, aynı konuya dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Nina Tunçel, kullanıma uygun olmayan cihazlarla ışınlama yapıldığını, ölçüm olmadan vücuda radyasyon verildiğini vurguladı. Raporun delil değerlendirmesi ve sonuç kısmında ise klinikte yürütülen uygulamalarla ilgili korkunç tespitler yer aldı. İşte, o tespitler:


Klinikteki tüm cihazlar 19 ay boyunca lisanssız çalıştırılmıştır. HEK’e ayrılan Linak 1 ve Co60 cihazlarıyla deneyler yapıldığı, ışınlanmış radyoaktif numunelerin klinik koridorlarında korunmasız olarak taşındığı tespit edilmiştir.


Ayrıca; arıza bildirimi yapılan cihazlara bakım yapılmış gibi gösterildiği, cihazlara ait log kayıtlarının silindiği, kapı ve duvar sızıntıları (Radyasyon) olduğu sırada hasta alımına devam edildiği. ‘Tıbbi amaçlı kullanılamaz’ ibaresine rağmen hurdaya ayrılan cihazlarla TBI hastalarının tedavisine devam edildiği, bazı hastaların dosyalarının değiştirilerek sahtecilik yapıldığı anlaşılmıştır.


TBI NEDİR?


Tüm Vücut Işınlaması (Total Body Irradiation, TBI) işlemi kök hücre veya kemik iliği nakli öncesinde hastalara hazırlık amaçlı uygulanan bir radyoterapi türü. Kanser hücrelerini yok etmek veya hastanın bağışıklık sistemini baskılamak için uygulanan ve tüm vücudu kapsayan ışınlama şekli.


IN-VIVO NEDİR?


Planlama dozunun doğru olup olmadığını kontrol etmeden hastanın vücudunun tamamını radyasyona maruz bırakmak hasta açısından büyük risk taşır. Tedavi sırasında sadece tümör hacminin ne kadar doz alacağının değil, risk altındaki akciğer gibi diğer organların da ne kadar doza maruz kalacağının bilinmesi gerekir. Bunu in-vivo dozimetri ölçümler.


YÖK’E ‘GÖREVDEN ALIN’ DEDİK


AKDENİZ Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Altunkaya, soruşturmayla ilgili gizlilik kararı alındığını, soruşturma sonucuna göre; Prof. Dr. Melek Nur Yavuz ve Yrd. Doç. Dr. Yiğit Çeçen’in kamu görevinden çıkarılmasının YÖK’e teklif edildiğini, Prof. Dr. İsmail Boztosun hakkında verilen kademe ilerleme cezasının ise kesinleştiğini söyledi. Altunkaya, klinikte yaşananlarla ilgili ayrıca Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na da suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. Altunkaya, “Raporu okuyunca biz de dehşete düştük” dedi. Hürriyet muhabirine konuşan bir Başhekimlik yetkilisi ise şöyle dedi: “Burada hasta haklarının hiçe sayılmasından kamu zararına kadar birçok skandal yaşanmış. Bu konu bizi de aştı. Tek umudumuz hastaların zarar görmemiş olması.”


3 GECE UYUMADIK


KANSER tedavisi skandalının yaşandığı dönemde Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Başhekimi olarak görev yapan Doç. Dr. Murat Turhan, “Soruşturmanın detayları hakkında fazla bilgim yok çünkü olayla ilgili gizlilik kararı var. Zaten savcılık da harekete geçti. Ancak şunu söyleyebilirim; o dönemde radyasyon sızıntısı sorununu çözebilmek için 3 gece uyumadık” dedi.


Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/akdeniz-universitesi-hastanesinde-nukleer-skandal/1273086

29 Ocak 2018 Pazartesi

Şeker hastalarına demans uyarısı

Kandaki şeker seviyesi yükseldikçe zihinsel çöküşün hızlandığını kaydeden bilim insanları, diyabet hastalarını demans tehdidine karşı uyardı

Bilim insanları, şeker tüketiminin hafıza kaybını hızlandırarak demans hastalığına neden olduğunu kaydetti. İngiltere merkezli Imperial College London ve Çin merkezli Pekin Üniversitesi araştırmacıları, şeker tüketimi ile zihinsel çöküş arasındaki bağı meydana çıkardı. Diabetologia bilim dergisinde yayımlanan çalışma kapsamında 66 yaş ve üstü 5 binden fazla kişiyi inceleyen araştırma ekibi, kandaki şeker seviyesini gösteren HbA1c sonuçları ile demans riski arasındaki ilişkiyi ortaya koydu. Katılımcıların vücut kitle endeksi, kolesterol oranı, kronik hastalıkları, alkol ve nikotin bağımlılığı ve zihinsel durumunun da dikkate alandığı çalışmanın sonucunda kandaki şeker seviyesi yükseldikçe zihinsel çöküşün hızlandığını kaydeden bilim insanları, diyabet hastalarını karşı karşıya oldukları demans hastalığı tehdidine karşı uyardı.

TEDAVİSİ YOK

Araştırma ekibinden Doktor Wuxiang Xie, "Demans hastalığının şu an için tedavisi yok. Diyabet gibi değiştirilebilir risk faktörlerine erken müdahale, zihinsel çöküşü önlemenin önemli bir yolunu sunabilir. Demans hastalığının risk faktörlerini tedavi etmek vakaların yaklaşık dörtte birinin önüne geçebilir" diye konuştu. Çalışmalarını sürdüreceklerine dikkat çeken Doktor Emily Burns ise "Araştırmamız diyabet ve kandaki yüksek şeker oranının gelecekteki demans hastalığı riskini arttırdığını kanıtlıyor. Şimdi, şeker hastalığının neden zihinsel çöküşe neden olduğunu anlamalıyız. Bunu anlamak, diyabet hastalarını zihin sağlığını korumasına yardımcı olacak yollar bulmak için önemli" dedi.

(Sabah)

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/seker-hastalarina-demans-uyarisi/1272458

27 Ocak 2018 Cumartesi

6 milyon TL değerinde kobra zehiri ile yakalandılar

Konya'da bir otomobilde yapılan aramada piyasa değeri yaklaşık 6 milyon lira olan 596 tüp kobra zehiri ele geçirildi. Olayla ilgili 4 kişi gözaltına alınırken, şüphelilerin zehri Rusya'dan getirdiği öğrenildi
Konya Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Müdacele Şubesi ekipleri, şüpheli 4 kişinin tüp içerisinde bulunan sıvı bir maddeyi satmaya çalıştıkları ihbarını aldı. Bunun üzerine harekete geçen ekipler şüphelileri takibe aldı.Yapılan takibin ardından polis, şüpheli otomobili Belh Kavşağı'nda durdurdu. Otomobilde bulunan şüpheliler Abdullah K. (35), Mehmek K. (40), Ahmet  Ç. (63) ve Mehmet Arif A. (49) gözaltına alındı. Otomobilde yapılan aramada ise bir çanta içerisinde 596 tüp kobra zehri ele geçirildi.

RUSYA'DAN GETİRMİŞLER

Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirilen şüpheliler buradaki ilk ifadelerinde, zehiri iki gün önce İstanbul'dan getirdiklerini, burada kozmetikçilere satmaya çalıştıklarını ancak satamadıklarını söyledi. Şüpheliler daha sonraki polis sorgusunda ise, zehri 5-6 yıl önce İstanbul'daki ortaklarıyla kaçak yollarla Rusya'dan ülkeye getikdiklerini, zehiri Konya'daki bir aracıya satacaklarını, onunda zehri yurt dışına çıkaracağını söyledikleri öğrenildi. Zehirin piyasa değerinin yaklaşık 6 milyon lira olduğu belirtildi. Polis, şüphelilerin bağlantılı olduğu kişileri tespit etmek için çalışma başlattı.

Konya Numune Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, polisteki sorgusunun ardından bugün adliyeye sevk edilecek.

BİRÇOK ALANDA KULLANILIYOR

Kimyasal silahların ayrıştırılması, kanser tedavisi, doping ve kozmetik sanayisinde kullanıldığı, dünyanın en pahalı ikinci zehri olduğu belirtilen kobra zehrinin küçük bir damlasının, 8 saniyede bir fili öldürebilecek tesire sahip bulunduğu ve Türkiye’de yasal olarak tüketilen miktarının yıllık bir litre civarında olduğu kaydedildi.

Yılan zehirleri ilaç olarak hastalıkların tedavisinde, damar daraltıcı ve kanamayı durdurucu ilaç yapımında, ayrıca epilepsi ve eklem iltihabı gibi hastalıkların tedavisinde de kullanılıyor.

Kobra zehiri nedir? Kobra zehiri ne işe yarar?

Bir insanı kısa bir sürede öldürebilen kobra zehiri, günümüzde sağlık sektörü de olmak üzere bazı sektörlerde kullanılmaktadır. Peki Kobra zehiri nedir? Kobra zehiri ne işe yarar?

Dünyanın en etkili ve ölümcül zehirlerinden olan kobra zehiri, vatandaşlar tarafından araştırılıyor. Peki kobra zehiri nedir? Kobra zehiri ne işe yarar? İşte detaylar.

KOBRA ZEHİRİ NEDİR?

Kobra zehirinin büyük bir bölümü protein ve polipeptitlerden oluşmaktadır. Kobra zehiri, yılanın gözlerinin arkasında yer alan tükürük bezlerinde üretilir. Yılan, avını ısırdığında 8-10 mm civarında olan dişleri ile ısırdığı yara kısmından zehirini içeriye enjekte eder.

Kral kobra zehiri, nörotoksiktir ve saldırdığı kişinin doğrudan merkezi sinir sistemine etki eder. Hızlıca şiddetli bir acı başlar ve zehir bulanık görüş, vertigo, uyku hali ve felç gibi durumlara yol açar. Zehirin etki ettiği ilerleyen dakikalarda kardiyovasküler çöküş meydana gelir ve saldırıya uğrayan kişi komaya girer. Son aşamada ise solunum yetmezliği ile birlikte ölüm meydana gelir.

KOBRA ZEHİRİ NE İŞE YARAR?

Bir insanı kısa sürede öldürebilen kobra zehiri sağlık ve diğer alanlarda da kullanılmaktadır. Öldürücü özelliği bulunsa da, kobra zehiri günümüzde kimyasal silahların ayrıştırılması, kanser tedavisi, doping ve kozmetik sektöründe kullanılmaktadır. 


Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/6-milyon-tl-degerinde-kobra-zehiri-ile-yakalandilar/1272142
http://www.haberturk.com/konya-da-596-tup-kobra-zehiri-ele-gecirildi-1813374
http://www.haberturk.com/kobra-zehiri-nedir-kobra-zehiri-ne-ise-yarar-1753083


26 Ocak 2018 Cuma

Nutella arbedesi!

Fransa'da bir süpermarket zincirinin Nutella marka çikolata kremasında indirim kampanyasına gitmesi, birçok şehirde izdiham yaşanmasına neden oldu
Intermarché süpermarketler zinciri, tüm şubelerinde Nutella'da yüzde 70 indirime gittiğini duyurdu. 4,40 euro olan Nutella kavanozunun fiyatı 1,40 euroya düşmüştü.

Ancak süpermarketlere akın eden alışverişçiler birbirleriyle kavga etmeye başlayınca birçok yerde polis devreye girmek durumunda kaldı.

Fransız basınına konuşan bir kadın, "Hayvanlar gibi saldırdılar. Kadının birini saçından çektiler, yaşlı bir başka kadının kafasına kavanozla vurdular. Eli kanayan birilerini de gördüm" dedi.

Fransa'nın merkezindeki bir Intermarché çalışanı yerel gazete Le Progres'e konuşurken yaşanlanları "Müşterileri ayırmaya çalıştık ama bizi de itip kaktılar" sözleriyle anlattı.

Le Progres'in haberinde "Marketteki Nutella stokları 15 dakikada tükendi. Müşteriler de mor gözlerle sğpermarketi terk etti" dendi.
Gün boyunca Fransa'nın farklı kentlerinden benzer haberler geldi, bazı kentlerde yaşananlar 'sokak isyanı' olarak nitelendi.

NUTELLA İÇİN SAVAŞTILAR!

Dünya genelinde yılda 365 milyon ton Nutella, 160 farklı ülkede tüketiliyor.

1940'larda Ferrero ailesi tarafından İtalya'nın Piedmont bölgesinde ortaya çıkarılan Nutella, fındık aromasıyla şöhrete kavuşmuştu.

Ferrero şirketinden de Fransa'daki olaylarla ilgili açıklama geldi. Şirket, yaşananlardan dolayı üzüntü duyduklarını ifade etti ve indirim kampanyası kararının süpermarket zinciri tarafından tek taraflı biçimde alındığını da vurguladı.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/nutelle-fiyatlari-yuzde-70-geriledi/1271911

21 Ocak 2018 Pazar

Yalnızlık, günde 15 adet sigara içmek kadar kötü

İngiltere'de başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada yalnızlıktan sorumlu bir bakanlığın kurulduğu açıklandı.

Yalnızlığın İngiltere'de 9 milyon kişiyi etkilediği düşünülüyor.

2017 yılında yayımlanan bir rapor, yalnızlığın günde 15 adet sigara içmek kadar kötü olduğunu ortaya koymuştu.

İngiltere'de ulusal sağlık sisteminden sorumlu olan NHS'nin bakım biriminin yöneticilerinden Prof. Jane Cummings, soğuk hava ve yalnızlığın kış aylarında öldürücü olabileceğini söyüyor.

75 yaşından büyük olan nüfusun 2 milyona tekabül eden yaklaşık yarısının yalnız yaşadığı düşünülüyor; çoğu günlerce bazen haftalarca hiçbir sosyal temas kurmadan yaşadığını belirtiyor.



Alıntı:
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42713261?ocid=socialflow_facebook

15 Ocak 2018 Pazartesi

Türk bilimciler epilepsi ataklarını azaltan pil geliştirdi

Gaziantep'te Türk bilim insanlarından oluşan 25 kişilik bir ekip, 'sara' olarak bilinen epilepsi ataklarını azaltan ve bazı hastalarda ise tamamen yok ettiği belirtilen şarj edilebilir beyin pili geliştirdi


Gaziantep'te Türk bilim insanlarından oluşan 25 kişilik bir ekip, halk arasında 'sara' olarak bilinen epilepsi ataklarını büyük ölçüde azaltan, bazı hastalarda ise tamamen yok ettiği belirtilen şarj edilebilir beyin pili geliştirdi.

DHA'nın haberine göre; kentte bir işadamının hayaliyle yola çıkan 25 kişilik bir ekip, 'Ninova Neurotechnology' ismi altında kurulan bilim merkezinde bir araya geldi. Aralarında bilim insanları, doktor, mühendis ve yazılım uzmanlarının bulunduğu ekip, 3 yıllık araştırma ve çalışma ardından Türkiye'de ilk defa tamamen milli olan beyin pilini üretmeyi başardı. Son yıllarda artış gösteren ve eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın oğlu Yavuz Yılmaz'ın ölümüyle gündeme gelen epilepsi hastalığının tedavisi için kullanılan Epistop ismi verilen cihaz, hastaların yüzde 30'unda kesin sonuç veriyor. 6 milyon dolarlık Ar-Ge çalışmasıyla üretilen cihaz, dünyada sadece ABD tarafından üretilen benzerine oranla daha gelişmiş özelliklere sahip. İlaca karşı dirençli olan epilepsi ataklarını engelleyen ve beyine belli dozda elektrik akımı yollayan Epistop, hastanın göğüs kafesinin üzerindeki derinin altına takılıyor ve beyine giden sinirlere kablolar bağlanıyor. Hastalığın şiddetine göre frekans ayarlaması da yapılabilinen cihaz, yeniden çıkarılmadan 6 ayda bir deri üzerinden şarj ediliyor. Yine teknolojik gelişmelere bağlı olarak deri üzerinden programlama da yapılabilen cihazın ömrü ise 250 yıl. 

10 GRAM, 24 BİN DOLAR

Projenin bilimsel danışmanlarından Doç. Dr. Hayati Deniz, fiyatı 18- 24 bin dolar arasında değişen fiyatlarla satılan ürünü geliştirerek Türkiye'ye kazandırdıkları için gurur duydukların söyledi. Belgelendirme işlemlerinin ardından Tüm dünya da aynı anda faaliyete geçmek istediklerini anlatan Deniz, şunları dedi: "Burada yaklaşık 3 yıldır ciddi bir çalışma içerisindeyiz. Sanayici bir işadamımızın hayallerini biz kendi fikirlerimizle birleştirdiğimiz zaman bilimsel alanda dünyada çok ciddi sayıda epilepsi hastasına fayda sağlayabilecek bir ürünü geliştirmek adına işe koyulduk.  Son 3 yıldır geceli gündüzlü çalışan 25 kişilik içlerinde, profesörlerin, doçentlerin, doktorların olduğu birçoğunun mühendis olduğu ciddi bir ekiple dünyada yarışılamayacak ciddi bir ürün ortaya koyduk. Yaklaşık 10 gramlık bir ürün bu epilepsi hastalarını ataklarına ciddi anlamda fayda sağlayacağına inandığımız bir cihaz. Bunu bir Türk malı olarak Gaziantep'te üretimini gerçekleştirdik. Seri üretimini sağladık. Şu anda bu ürünün bir benzeri ülkemizde hiç üretilmediği için belgelendirmeleri yurt dışında yapma gereksinimi duyduk. Bunlarda da bütün belgelerimizi eksiksiz biçimde sunduk. Yakın zamanda belgelerimizi de alacağız. Şuanda katıldığımız tüm konferanslarda ve fuarlarda ürünlerimizle ilgili sunumlarımızı yaptık. Şu anda 50'nin üzerinde ülkeden ürünümüzü kullanmak için insanlar sırada. Belgelendirme işlemlerimizin tamamlanmasının ardından tüm dünyada aynı anda faaliyete geçmeyi planlıyoruz. 10 gramlık bir cihaz fakat ülkeye katma değeri çok yüksek olan bir cihaz. Dünyada 18 bin ila 24 bin dolar arasında satılan bir ürün. Bu anlamda ülkemiz için bu ürünü üreten bir ekibin parçası olmaktan dolayı gurur duyuyoruz."

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDE BİR İLK

Doç. Dr. İbrahim Erkutlu ise cihazın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu klasmanda üretilen ilk cihaz olduğunu anlatarak şöyle konuştu: "Bu çalışmamızla ilaca dirençli epilepsi hastalarının tedavisi için bir cihaz geliştirdik. Mevcut cihazların eksikliklerinin de giderilmesi, daha modern, daha kullanışlı, faydalı ve bir milli proje olarak bunu yürütmek istedik. Cihazın en önemli özelliği bir defa kasasından başlıyor. Dünyada üretilen benzer cihazlardan daha farklı bir kasaya sahip ve daha kullanışlı. Bunun dışında tıbbi farklılıklarda barındırıyor. Bunların başında benzer cihazların pillerinin bitmesi durumunda değişikliğe ihtiyaç duyması. Bizim ürettiğimiz cihaz ise; tekrar şarj edilebilir pile sahip. Tedavi sinyalleri tamamen farklı özelliklere sahip. Yüksek teknolojili, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa 'Klas 3 A' dediğimiz insan vücuduna takıldıktan sonra çeşitli organlara sinyal yollayan ilk cihaz diyebiliriz. Ciddi rakamlarda bu hastalıktan mustarip olan insan var. Dünya çapında 65 milyon, Türkiye'de 700 bin civarında her sene binlerce hasta maalesef bu kervana katılıyor. Bu hastaların küçük bir kısmı ilaca direnç gösteriyor ve ilaç tedavisi mümkün olmuyor.  Bu gibi durumlarda bir çıkış kapısı oluşturabiliyor. Tabi ki tam çözüm olmamakla beraber, hastaların yüzde 30'unda tamamen geçiriyor, yüzde 70'inde ciddi fayda sağlıyor."

Tüm dünyaya ABD'de satılan cihazın, çok geliştirilmiş yeni rakibi Epistop´a şimdiden 50 ülkenin talip olduğu belirtildi. Yerli üretimin yapıldığı merkezde yıllık, Epistop üretim kapasitesi şu anda 35 bin adet olarak açıklandı.

Alıntı:
http://www.teknolojigundem.com/haber/turk-bilimciler-epilepsi-ataklarini-azaltan-pil-gelistirdi/1268394

Türkiye'nin en köklü iki tıp fakültesi borç batağında

İstanbul Çapa ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi medikal firmalara ödeme yapamıyor
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nin medikal firmalara 250 milyon TL'lik borcu nedeniyle faaliyetlerini durdurma noktasına geldiğinin ortaya çıkmasının ardından İstanbul'daki İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri'nin de borç batağında olduğu öğrenildi. İki tıp fakültesinin medikal firmalara toplamda 600 milyon TL'ye yakın borcu var ve borçlar da 4 yıl gecikmeli ödeniyor.

Medikal firmalardan ihale yolu ile tıbbi ürün ve ilaç satın alan iki üniversite hastanesinin ihalelerine birçok büyük firmanın katılmadığı, katılan firmaların da ödemelerini gecikmeli alacaklarını bildiği için ürünlere normal fiyatlarının çok daha üstünde teklif verdikleri ortaya çıktı.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ NEDEN BORÇ İÇİNDE

Üniversite hastaneleri, muayene olan her hasta için SGK'dan 42 TL ödeme alıyor. Bunun dışında hastalardan hiçbir şekilde ücret talep edilmezken, bu 42 TL içine hastanın muayene, laboratuvar tahlilleri ve diğer tüm tetkikleri giriyor. Üniversite hastanelerine gelen hastaların büyük bir çoğunluğunu da tıbben zor vakalar olduğu için, hemen her hastanın maliyeti, ödenen ücretin üstüne çıkıyor. Ayrıca Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) belirlenen ücretlere 10 yıldır zam yapılamadığı için giderler artarken, gelirler hep aynı kalıyor. Taşeron olarak çalıştırılan güvenlik, yemekhane çalışanlarının ücretleri de üniversitenin bütçesinden ödeniyor.

HASTANELER NELER İSTİYOR

Üniversite hastanelerinin gelir-gider dengesinin sağlanabilmesi için öncelikli olarak sistemin düzeltilmesi gerekiyor ve SUT kararı ile 10 yıl önce belirlenen fiyatlarının düzeltilmesi gerekiyor. Şu ana kadar birikmiş borçların medikal firmalara devlet tarafından ödenerek silinmesi gerekiyor. 2010 yılına kadar 250 TL karşılığında poliklinik dışında hastanede muayene yapılabiliyordu ancak daha sonra bu ücretler 100 TL'ye kadar düşürüldü.

"İHALEYE KATILACAK FİRMA BULAMIYORLAR"

Sağlık Bakanlığı'na bağlı olmayan birçok tıp fakültesi bu borç batağındayken fakülte yetkililerinin ilaç, tıbbi cihaz ve tıbbi malzeme almak için açtıkları ihalelere birçok büyük firma katılmıyor. Satın alınan malzemeler kalite olarak daha düşük olsa bile daha yüksek fiyata satın alınıyor çünkü ihaleye katılan firmalar ödemelerini gecikmeli alacağını bildiği için ürünleri daha yüksek fiyattan satmaya çalışıyor.

TTB BAŞKANI: "ÜNİVERSİTELERDE AMELİYATLAR ZARARINA YAPILIYOR"

Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Dr. Raşit Tükel, şu andaki verilen sağlık hizmetlerinin kâr amaçlı olduğunu bu tür bir sistemin ayakta kalmasının mümkün olmadığını belirtti ve şunları söyledi:

"Üniversitelerde 2011 yılı başında döner sermayeli performansa dayalı ödeme sistemine geçildi. Bunun anlamı doktorların daha çok hasta bakması, daha çok işlem yapmasıydı. Tıpkı döner sermaye ile çalışan Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler gibi. Aslında bu bir sağlık işletmesi modeli yani karlılığın amaçlandığı bir model. Bu model sağlık alanına uygun bir model değil. Zor vakaları tedavi eden, eğitimin, araştırmanın yapıldığı üniversite hastanelerine ise hiç uygun değil. Önemli bir nokta şu aslında, SUT fiyatlarının 10 yıldır artmadığını, dolayısıyla hastanelere Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan (SGK) ödenen paranın 10 yıldır aynı olduğunu biliyoruz çünkü SGK kendisi de borç içinde. Döner sermayeli sağlık işletmesi demek, o üniversite hastanesinin kendi imkanları ile hayatta kalması ve bunun için de sağlık hizmeti sunumuna ağırlık vermesi anlamına geliyor. Eğitim ve araştırma yerine sağlık hizmeti sunumuna ağırlık vermesi demek. Nitelikli sağlık hizmeti sunumundan vazgeçmesi anlamına geliyor. SUT fiyatları 10 yıldır artmayınca yani sosyal güvenlik kurumundan geri ödemeler 10 yıl öncenin fiyatlandırması üzerinden yapıldığında sağlık hizmeti üretme maliyetinin çok daha altındaki değerlerde geri ödemeler yapılmış oluyor. Yani üniversitelerde verilen sağlık hizmeti için 10 yıl önceki fiyatlarla geri ödeme yapılıyor. Dolayısıyla ödenenden daha pahalı bir sağlık hizmeti ortaya çıkıyor. Dolayısıyla siz üniversite hastanesinde bir ameliyat yaptığınızda zarar ediyorsunuz. Herhangi bir işlemde zarar eder duruma geliyorsunuz çünkü yaptığınız işlemin maliyeti SGK tarafından karşılanmıyor. Diğer taraftan üniversite hastanelerinde personel harcamaları, işletme giderleri, yatırım, bakım harcamaları devlet bütçesi yerine tıp fakültesi döner sermayesinden ödeniyor."

"BU SİSTEMİN AYAKTA KALMASI MÜMKÜN DEĞİL"

Tıp fakültelerinin hizmet tedarikçilerine giderek borçlandığını ve bu borçların ödenmesinin mümkün olmadığını da belirten Prof. Dr. Tükel,şöyle konuştu:

"İlaç, malzeme alımları güçleşiyor. Kimse fakülte hastaneleri ile malzeme alımı için anlaşmaya yanaşmıyor. Yüksek maliyetlerde satış yapılmaya çalışılıyor. Bu tedarikçilere borçlanma öyle bir noktaya geliyor ki cihaz bakımları, medikal malzeme alımında bile zorluklar ortaya çıkıyor. Dolayısıyla üniversite hastanelerinin gelirlerinin, giderlerinin çok altında kaldığı için borç yükünden kurtulmalarının mümkün olmadığını ve borçlanmanın giderek arttığını görüyoruz. Yani sonuçta performansa dayalı geri ödeme üzerine kurulu sağlık işletme modelinin terk edilmesi gerekiyor. Eğitim ve araştırmaya öncelik veren, nitelikli sağlık hizmeti sunumunu temel alan, genel bütçeden desteklenen bir sisteme geçilmeli. Mevcut sistem hiçbir şekilde ayakta kalamaz. Sağlık Bakanlığı hastaneleri de ayakta kalamaz, ancak Sağlık Bakanlığı kendi hastanelerini bir şekilde finanse ediyor. Fakat üniversite hastanelerinin böyle bir desteği de yok. Personel harcamaları, işletme giderleri ve performans geri ödemesi, cihaz alım, bakım masrafları tamamen döner sermayeden karşılanıyor. Bu hastaneler kötü işletildikleri için değil sağlık sisteminin geldiği noktada ayakta kalmaları, bu nedenlerden dolayı mümkün değil."

PROF. DR. EREZ: "EĞİTİMİN KALİTESİ DE DÜŞTÜ"

Üniversitelere ayrılan ödeneklerin keyfi olduğunu söyleyen İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Selçuk Erez de bu durumun tıp eğitiminin kalitesini de düşürdüğünü belirtti ve şunları söyledi:

"Üniversitelere keyfe göre tahsilat ayrılıyor. Yapılan tahsilatlarda üniversitelerin gelişmelerini ya da yerlerinde saymalarını sağlayacak kadar objektif bir dağıtım yok. Keyfe göre verildiği için üniversiteler perişan durumda. İstanbul Üniversitesi İstanbul (Çapa) ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastaneleri son zamanlarda ağlanacak haldeler. Akıllı bir sistem olmaması, üniversitelerin ihtiyaçlarına, kendi yerlerinde oturacak kadar tahsilat ayrılmasının sonucudur. Üniversitenin üzerine 'üniversite' yazarak orası üniversite olmuyor. Belli bir nizamda, belli bir ihtiyaca cevap verecek şekilde işletilmesi lazım ama olmuyor yapamıyorlar. Öğrenciler gün aşırı şekilde tabip odalarına başvurarak şikayette bulunuyorlar. Bu hem üniversite eğitimi hem de ihtisas eğitimi için de geçerli. Bundan 10 yıl sonra zaten uluslararası üniversite standartlarına uymadığımız için bizim mezunlarımızı kabul etmeyecekler. Şu anda gelişmiş ülkeler, gelir düzeyi düşük ülkelerin mezunlarını, mezun saymıyor."

Hürriyet

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/turkiyenin-en-koklu-iki-tip-fakultesi-borc-bataginda/1268332


MHRS ve Alo 182 ile randevu alma

2018'de de hastaneden randevu almak çok kolay. Peki, hastane randevusu nasıl alınır, internetten randevu nasıl alınır, MHRS nasıl kullanılır biliyor musunuz? İşte yanıtlar...

İnternet üzerinden hastane randevusu alabilmeniz için öncelikle MHRS yani Merkezi Hekim Randevu Sistemi için şifre almanız gerekir. Eğer e devlet şifreniz varsa sisteme üye olmadan E devlet şifreniz ile de girebilirsiniz ve randevu alabilirsiniz . İnternetten hastane randevusu almak için lütfen aşağıdaki aşamaları takip ediniz.

www.hastanerandevu.gov.tr adresine girin.

Ardından aşağıdaki resimde göründüğü gibi anasayfanın sağında yer alan Randevu Al menüsünü tıklayın.

Ardından randevu sistemine giriş için karşınıza aşağıdaki gibi giriş ekranı gelecektir.

T.C. Kimlik numaranızı, MHRS şifrenizi ve sağda yazan güvenlik kodunu yazdıktan sonra Giriş butonuna basın ve sisteme giriş yapın. Yukarıda da belirttiğimiz üzere sisteme e devlet şifreniz ile de giriş yapabilirsiniz. Üyeliğiniz yoksa Üye Ol seçeneğinden üye olabilir, eğer şifrenizi hatırlamıyorsanız Hatırlamıyorum butonunu kullanarak yeni şifre alabilirsiniz.

Sisteme girişin ardından geriye randevu almak istediğiniz hastaneyi, polikliniği, doktoru seçmeniz ve randevu işlemini tamamlamanız gerekir.

Telefonda MHRS'den randevu nasıl alınır?
İnternetten şifre olmadan da hastane randevunuzu kolayca alabilirsiniz. Peki randevu hangi numaradan alınır?

Alo-182 hattını arayarak hastane randevusu alabilirsiniz. Telefonda 182’yi tuşlayıp ara butonuna basmanız yeterli. Başına il ya da ilçe kodu gibi kodlar eklemeniz gerekmez.

182'den haftasonu randevu alınır mı, nasıl randevu alabilirim, pazar günü randevu alınır mı ?
Sağlık Bakanlığı Alo-182 Randevu hattından haftanın 7 günü 24 saat randevu alabilirsiniz. Dolayısıyla hafta sonu da randevu alma işlemini tamamlayabilirsiniz.

Başkası adına hastane randevu alma işlemi 182 hattından yapılır mı?
Evet 182 hattını arayarak kendi kimlik bilgilerinizi verdikten sonra randevu almak istediğiniz kişinin kimlik bilgilerini vererek randevu almak istediğiniz kişi adına randevu alabilirsiniz. Mhrs başkası adına randevu alma için parola istenmemektedir.

Cep telefonundan, tabletten ios ya da android işletim sistemlerinden hastaneye randevu nasıl alınır?
MHRS-Alo 182 Randevu sistemi uygulamasını google play ya da Appstore’dan indirebilir ve uygulama üzerinden de randevularınızı cep telefonu ya da tabletleriniz ile kolayca alabilirsiniz. Bunun için de MHRS sistemine üye olmanız ve kullanıcı şifresi almanız gerekiyor.

MHRS'den en erken ne zamana randevu alabilirim?
Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ve ağız ve diş sağlığı merkezlerine sabah saat 07:00'ye kadar aynı gün içerisine, 07:00'den sonra ise en erken 1, en geç 15 gün sonrasına randevu oluşturabilirsiniz.

Aile hekimlerinden de aynı güne (en erken yarım saat sonrasına) , en geç 15 gün sonrasına randevu alınabilmektedir.




Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/mhrs-ile-ve-alo-182-ile-randevu-alma/1268257


13 Ocak 2018 Cumartesi

Restoranlardaki meze ve ara sıcaklara dikkat

Restoranda ana yemek öncesi masalarımızı donatan meze ve ara sıcaklar ne kadar sağlıklı? Sefer Levent Hürriyet'teki Vatandaşın Ekonomisi köşesinde bu sorununun yanıtını veriyor. İşte Levent'in o yazısı:
Yıllardır yeme-içme konusuna takılmış sıra dışı bir işadamı olan Doğan Yıldırım ile tanıştığımızda bu haftaki Vatandaşın Ekonomisi’nin konusu hemen zihnimde belirdi. Ücretini ödediğimiz, yediğimiz-içtiğimiz ürünlerin akıbetine hakim miyiz? Ne diye ödüyoruz, aslında ne yiyoruz, içiyoruz? Yıllarca dışarıda yemek konusunda zorlanan en sonunda kendisi restoran işine giren Yıldırım beni öylesine tedirgin etti ki bundan sonra yiyeceğim her şeye daha bilinçli bakacağım, sorgulayacağım bir gerçek. Umarım siz de öyle yaparsınız çünkü parasını ödediğiniz ürünün sağlıklı ve gerçek olması hakkınız.

Sonrasında gıda alışverişi ile devam edeceğiz ama bu hafta ve önümüzdeki hafta konumuz restoranlar. Acaba restoranlarda yediğimiz her şey gerçek ve sağlıklı mı... Yoksa işin içine maliyet düşürmek için başka şeyler mi giriyor? Buyurun başlayalım...

MEZELER FABRİKADAN

İster İstanbul Boğazı’na uzanın, ister Ankara’ya, ister İzmir’e isterseniz dilediğiniz şehire... Sıra sıra restoranların vazgeçilmezidir mezeler... Şakşukasından ezmesine, favasından humusuna masaları donatır. Ama bilmenizi isterim ki restoranların büyük bölümü bu mezeleri kendisi yapmıyor. Bu işi meslek edinen fabrikalarda üretilen mezeler restoran restoran satışa sunuluyor. Zaten aynı bölgedeki restoranlara gidiyorsanız mezelerin neredeyse birbiriyle aynı olduğunu çoktan fark etmiş olmalısınız. Artık endüstriyel hale gelen mezelerin birbirinden tek farkı alım ücretleri yani maliyetleri. Bu sektörde de yoğun bir rekabet olduğunu, ucuza restoranlara satılan mezelerin içeriğinin sorgulanması gerektiğini hatırlatmamızda fayda var.

AZ PORSİYON KİMYASAL ÇORBA

Mercimek, ezogelin vs çorbaların yanı sıra et veya et ürünlerinin kullanıldığı çorbalara özellikle dikkat etmek gerekiyor. Tavuk suyu çorbanın içindeki etin tavuğun neresi olduğu çorbanın fiyatını doğrudan etkiliyor. Yuvalama çorbanın içindeki kıymanın maliyetini göz önüne alırsanız çoğu zaman bu kıymanın içine bir takım ekstra ürünler katılabileceğini sakın aklınızdan çıkarmayın. En hassas olmanız gereken çorba ise işkembe. İşkembelerin doğal yollarla saatlerce yıkanıp beyazlatılması gerekiyor. Oysa kostikle yıkanıp tertemiz edilmiş bembeyaz işkembeden yapılan kimyasal çorba içme ihtimaliniz çok yüksek.

ARA SICAKLAR DEPODAN

Patatesler, kalamarlar, paçanga börekleri, ciğer, karides vs... Hepsinin ortak tarafı çoğunlukla derin donduruculardan çıkartılıp yağda kızartılmaları. Dondurulan ürünlerin tazeymiş gibi sunulmasını, sağlığa uygunluğunu bir tarafa bırakıp hemen yağ konusuna geliyorum. Bir balık restoranındasınız. Üç beş masa var diyelim ki kalamar istediniz. 5 dakikaya kalamar masanızda. O kalamarın kızartılması için en az 1 litre yağ gerekiyor. Sizce restoran sizin kalamarınız için kullanılmamış yağı kullandı sizden sonra da döktü mü? Hayır... Sizden önce kalamar isteyenin yağını kullandı. Bir sonraki siparişe de sizin yağı kullanacak. Üstelik aynı yağda karides, balık, patates de kızardıysa hatta bu işlem dün olduysa da sakın şaşırmayın. Her ürünü taze kızartma yağı kullanmanın maliyeti artırdığını, toplanan atık yağların önemli bölümünün kanserojen olduğunun tespit edildiğini ancak bunu kimsenin denetlemediğini sakın unutmayın.

SALATAYA DA MUSALLATLAR

Restoranların büyük bölümünün salataları da hazır aldığını umarım tahmin edersiniz. Ben asıl konuyu salatanın artık vazgeçilmezi iki sosuna getireceğim. İlki zeytinyağ. Zeytinyağına başta kanola, mısır olmak üzere ucuz yağlar karıştırılıyor. Bu markalı, markasız yağlar toptan alındığı için daha da ucuz oluyor. Ayrıca asidi yüksek sabun üretiminde kullanılması gereken yağlar da işlemden geçirilip sızma yağ görünümüyle salatalara kadar giriyor. Diğer vazgeçilmezimiz ise nar ekşisi... 1 kg nar ekşisine on katı kadar normal su ekleniyor. Sonra glikoz şurubu, kıvam artırıcı ve diğer kimyasal ürünler eklenip bir kiloluk ürün 10 kiloya çıkartılıyor. Adı nar ekşisi ama alakası yok.. Fiyatı çok ucuz.

LAHMACUNA DİKKAT!

İdeal lahmacun için kullanılması gereken etin 90 gr olması gerektiği belirtiliyor. Yani daha düşük miktarda et kullanılıyorsa az sonra yazacaklarım o lahmacunları bağlamaz. Ancak 90 gr et kullanıldığı söylenen bir lahmacun bugün 7 liranın altına satılıyorsa içeriğini sorgulamaya başlayın bence. Neden 7 lira derseniz, etin kilo fiyatı, kullanılan diğer ürünler lahmacun maliyetinin bugün için 4.5 lira olduğunu gösteriyor. Pişirme masrafı, restoran maliyetleri ve kârı hesaba katarsanız 7 liradan aşağı lahmacun satan zarar eder hesabı çıkıyor. Kıymanın içine ne giriyor da maliyet düşüyor diye sorabilirsiniz. Başta tavuk kemiği, kıkırdak olmak üzere bu işin uzun ve kötü bir listesi var...

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/restoranlardaki-meze-ve-ara-sicaklara-dikkat/1267926

12 Ocak 2018 Cuma

Özel hastanelerde acil eziyeti

Özel hastanelerin “acil”lerinde bekleme var, sıra var, 500 TL’ye varan muayene ücreti var ama doktor yok

Uyarılara rağmen 500 TL’ye varan muayene ücretleri alan özel hastanelerin acil servislerinde geceleri uzman hekim bile yok. Hastalar saatlerce tedavi bekliyor. Gazete Habertürk'te Öznur Karslı imzasıyla yer alan haber şöyle:

Türkiye’de hastanelerin acil servisleri, yeni buluşma noktamız gibi. Yılda 110 milyonun üzerinde başvuru yapılan acillerde o kadar vakit geçiriyoruz ki yeni dostluklar kuruluyor, hatta Başbakan Binali Yıldırım’ın ifadesiyle evlilikler bile oluyor.

Tabii çoğunlukla hastaların ilk tercihi kamu hastaneleri. İstanbul’da bazı hastaneler tadilatta olunca yoğunluk daha da artıyor. Ancak en yakın adres bir özel hastaneyse, yahut farklı bir nedenle bir özel hastaneyi tercih ettiyseniz, ki bu vatandaşın hakkı, yine aynı yoğunluk ve saatler süren bekleme çilesiyle karşılaşıyorsunuz. Özellikle de hafta sonları ve akşam saatlerinde... Çünkü hastaneden çok resort gibi görünen, hastadan çok dekorasyona masraf edildiğini düşündüren bu dev özel hastanelerin, 500 TL’ye varan muayene ücretlerine rağmen acil servislerinde hekim bulmak zor. Gece çalışan doktorlar kadrolu bile değil. Muayeneler başka doktorlar üzerinden gösteriliyor.

Görüştüğümüz bazı hastalar, “Tasarrufu personelden yapıyorlar” diyerek tepki gösteriyor. Uzun çalışma saatleri ile hastaları zamansız yakalayan “iade sözlü provizyon ücretleri” de ayrı mesele. Durumu daha yakından gözlemlemek için İstanbul’un acil servis hizmetlerini, bilhassa özel hastanelerin acillerini gözlemledik.

İlk durağımız, İstanbul Maslak’taki büyük bir özel hastane. Hasta şikâyetleri, genellikle hafta sonu ve akşam geç saatlerde sorun olduğuna işaret ediyor. Acile giriş yaptığımızda saat 20.00’yi gösteriyordu. Bekleme salonu kalabalık. Hasta yakınları kadar ayakta tedavi olacak hastalar da bekleme salonunda. Yatışı yapılan kırmızı alandaki acil vakalar dışında çocuk hastalar ile birkaç hamile kadın da göze çarpıyordu ve 45 dakika kadar sıranın kendilerine gelmesini beklediler. Öksüren bir kız çocuğunun ateşi bekleme salonunda ölçüldü. Zira anne-babası acil muayene için uzun süre anons edilmeyi bekledi.Bir başka kız çocuğunun annesiyse beklemeden söylenme evresine geçmişti: “Hiç bu kadar yoğunluk beklememiştik.” Saat 21.00’i gösterdiğinde, bir başka genç anne 1 çocuk doktoru olmasına tepkiliydi.

Bir sonraki akşam saat 23.30’da gittiğimiz aynı hastanede yine benzer bir tablo vardı. Yine daha ziyade çocuklu aileler sıradaydı. Bir MR tetkikinin ortalama bin TL olduğu hastanenin acil servisinde geçirdiğimiz 1.5 saatte, bekleyen yüzler pek değişmedi. Acil hekimi, kamu hastanelerindekiler kadar yoğundu. Gözlem odaları dolu olduğu için bekleme salonunda geçirilen süre uzadıkça uzadı.

Çocuk doktoru mu? Hâlâ gören yok!

GECE ÇOCUK HEKİMİNİ ARA Kİ BULASIN!

Acil yoğunluğu yaşanan Şişli, Bahçelievler ve Bakırköy’deki başka özel hastanelerde, farklı günlerde saat 20.00 ile 00.30 arası yaptığımız gözlemlerde de aynı sorun vardı: Özel hastanelerin acil servislerinde çocuk hekimi yok. Vakaya göre hekim aranıyor, tabii teşhis konulabilirse. Çağrılıyor, tabii ulaşılabilirse. Neden sonra hekim geliyor, tabii o da gelirse...

Genel olarak doktor ve hemşire sayıları da yetersiz. Bu nedenle gece görev alanların sayısı ihtiyacın altında kalabiliyor. Hastalarca en fazla şikâyet edilen konuların başında bu konu geliyor ve sağlık hizmeti değil ticari kaygılarla planlama yapıldığına dair endişeler dile getiriliyor.

Özel hastanelerin acil servislerindeki yoğunluğun bir diğer nedeni de kamu hastanelerinin acil servislerindeki yoğunluktan dolayı buralara yönelen hastalar. Bu bölgedeki özel hastanelerde acil servis muayene ücretleri 100 TL’den başlıyor.

Acil vakalarda hastadan ücret talep edilmesi halen tartışmalıyken, bazı özel hastanelerde talep edilen “iade sözlü provizyon ücretleri” hasta ile kurumu karşı karşıya getiriyor. Yani acil servise yatışı yapılan hasta için öngörülen tetkik ve tedavinin ücreti önceden alınıyor. Farkın sonradan hastaya ödeneceği söyleniyor.

‘ACİL OLMAYAN DA ACİLE GELİYOR’

Bazı özel hastaneler, kaza ve yaralanma sonrası hastaneye gelen vakaları hemen başka hastanelere yönlendirme yoluna gidiyor. Özel hastane yetkilileri de “Acil servisler ücretsiz” algısı ve bilgisi nedeniyle durumu çok acil olmayan hastaların da özel hastanelerin acil servislerine başvurduğundan yakınarak, “Baş edilmesi mümkün olmayan bir yoğunluk yaşanıyor” diyor.

KAMU HASTANELERİNİ GEREKSİZ ACİLLER YORUYOR

İstanbul’un en yoğun hastanelerinden Şişli Etfal ile Okmeydanı Eğitim ve Araştırma hastanelerinin acil servislerinde ise inanılmaz bir trafik yaşanıyor. Bazen gerginliklere de yol açan bu yoğunluk, özel hastanelerde olsa kapıya barikat kurduracak cinsten. Akşam 21.00’de giriş yaptığımız Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisinde, yeşil alana (ayakta tedavi bölümü) bakan hekimin kapısında bekleyen onlarca hasta var. Merkezi randevu sistemiyle gündüz yakın tarihte başvuramayanların acillere gelmesi de yoğunluğu en çok artıran nedenlerden. 100 hastadan 35’i acilden giriş yapıyor ve hepsi o kadar acil değil.

2 saat önce hastaneye geldiğini söyleyen bir anne. Sağlık Bakanlığı’nın şikâyet hattını arıyor: “1 doktor var. Çocuğumu doktora gösteremiyorum. Asgari ücretle nereye gideceğim?”

Öte yandan burası İstanbul’un 2 çocuk acilinden biri ve neyse ki burada epey çocuk doktoru var. Servisin içi kreş görünümünde. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki yoğunluk da Şişli’den farklı değil. Muayene süreleri kısa ancak tetkik, tahlil derken bir hasta 2 saat bekleyebiliyor.

Ama özel hastaneler beklemede arayı kapattığı için asıl yükü çeken kamu hastanelerini eleştirmek çok kolay olmuyor.

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/ozel-hastanelerde-acil-eziyeti/1267605

11 Ocak 2018 Perşembe

Karaciğer kanserine neden olan etkenler

Günlük hayatta bilmeden yapmış olduğumuz beslenme alışkanlıkları kansere davetiye çıkartıyor. Kanserin neden bu kadar çok arttığına anlam veremesek de, uzmanlarımız bilmeden yapmış olduğumuz bazı beslenme alışkanlıklarının karaciğer kanserine neden olduğunu ortaya çıkardı. İşte kansere neden olan o etkenler…

Açıkta satılan kuruyemiş ve baharatlara dikkat

Prof. Dr. Kömürcü, açıkta satılan kuruyemişlere dikkat etmemiz gerektiğini belirtti. Açıkta satılan kuruyemişler, baharatlar içerisinde aspergillus mantarında bulunan aflatoksin isimli toksin bulunduruyor. Bu toksin ilerleyen zamanlarda karaciğer kanseirne neden olabiliyor.

Prof. Dr. Kömürcü, tüketilen besinlerde aflatoksin olmamasına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek “Küflenmiş gıdalarda bulunan aflatoksin isimli ‘zehirli' madde zamanla vücutta birikip karaciğer hücrelerinde yapı değişimine yol açarak, bir süre sonra kansere neden olabiliyor” dedi.

Bilinçsiz ilaç tüketimi

Dünyada 1 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan karaciğer kanseri, bilinçsiz ilaç tüketimi sonucunda da ortaya çıkabiliyor. Bilinçsiz antibiyotik ve soğuk algınlığı ilaçlarının kullanılması oldukça sakıncalı olabiliyor. Bu nedenden dolayı bilinçsiz ilaç kullanımından uzak durmalı, herhangi bir ilacı kullanırken muhakkak bir uzmana danışarak almalıyız.

Çok sinsi bir hastalık olan karaciğer kanseri son evrelerine kadar belirtiler vermeden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenden dolayı karaciğer kanserinin erkenden vermiş olduğu belirtilere dikkat etmek gerekir.

Bu belirtiler; Karın bölgesinde kilo kaybı, iştahsızlık, idrar renginde koyulaşma.

Karın bölgesinden sırta vuran ağrı karaciğer kanserinin en erken belirtileri arasında yer almaktadır.

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/neden-olan-etkenler-galeri/1267362/6


Facebook’ta uzun zamandır aktif olan Sağlıklı Yaşıyoruz grubu

Prof. Dr. Canan Karatay'ın diyetleri ve tavsiyeleriyle sağlığına kavuşanların oluşturduğu ve 325 bin takipçisi olan "Sağlıklı Yaşıyoruz" adlı sosyal medya sayfası Karatay'la yollarını ayırdıklarını duyurdu
Prof. Dr. Canan Karatay’ın diyetleri ve tavsiyeleriyle sağlığına kavuşanların oluşturduğu ve 325 bin takipçisi olan “Sağlıklı Yaşıyoruz” adlı sosyal medya sayfası Karatay’la yollarını ayırdıklarını duyurdu. İddiaya göre sayfadan kaya tuzu ile ilgili kendisinin tavsiyelerinin aksine paylaşımlar yayınlanmasına sinirlenen Karatay grupta bir daha adının geçmemesini istedi. Grup içinde tartışmalara sebep olan konuyla ilgili grup yöneticileri “Bizim için kişiler değil bilimsel referanslar önemlidir” açıklaması yaptı.

KARATAY DİYETİYLE HAYATA TUTUNDULAR

Aşırı kiloları, şeker, kolesterol ve yüksek tansiyondan muzdarip Yüksek Mimar A. Okan Çağlar ve eşi Psikolog Nurçin İzgi Çağlar denedikleri onlarca diyetten ümitlerini kestikleri anda bir arkadaşları aracılığıyla Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay'ın “Karatay Diyeti” isimli kitabından haberdar olurlar.

Ağustos 2011’de son bir çare olarak Karatay’ın kitabındaki diyeti eksiksiz uygulamaya başlayan çift adeta bir mucize yaşarlar. Diyetin bir parçası olan sporu da tuttukları bir spor hocası aracılığıyla hayatlarına dahil eden çift kendilerini o güne kadar hiç olmadıkları kadar sağlıklı hissederler. Doktor raporları ve çeşitli testlerle de sağlıklarının iyiye gittiğini doğrulayan çift yaşadıkları bu mucizeyi çevreleriyle paylaşmaya başlıyor.

KARATAY’A DESTEK İÇİN BAKANLIĞA MEKTUP YAZDILAR

Karatay’ın yöntemlerinin hem tıp hem de televizyon dünyasında tartışılmaya başlamasıyla kendilerine adeta bir mucize yaşatan Karatay’a destek olmak için çeşitli bakanlıklara ve kurumlara içerisinde tahlil sonuçları ve doktor raporları da olan
yazılar yazarlar. Bununla yetinmeyen çift yaşadıklarını “Canan Karatay‘la Şifa Bulanlar” adlı bir kitapta topladı.

SOSYAL MEDYADA HESAP AÇTILAR YÜZ BİNLERCE TAKİPÇİ TOPLADILAR

Çağlar çifti çevrelerinin de tavsiyesiyle kendi deneyimlerini paylaşmak ve benzer deneyimleri olanları da bir araya getirmek için sosyal medya platformu facebookta ve instagram’da “Sağlıklı Yaşıyoruz” adlı bir sayfa açtı. Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay öğretileri çerçevesinde sağlıklı yaşam önerileri ve deneyimlerin paylaşıldığı sayfa hızla büyüyerek yüz binlerce takipçiye ulaştı. Prof. Dr. Karatay başta olmak üzere bir çok diyetisyen ve doktor da tavsiyeleriyle bu topluluğa yön verdi.

TUZ TARTIŞMASI BAĞLARI KOPARDI

Ancak geçtiğimiz günlerde grupta beklenmedik bir şey oldu ve Karatay grupla yollarını ayırdı. Karatay’ın Televizyon ve gazetelerde de yer bulan kaya tuzu ile ilgili tavsiyeleri ve kaya tuzunda 84 element bulunduğu açıklamaları grup yöneticileri ve bazı doktorlar destek bulmadı. Hesaptan Karatay’ın söylemlerinin aksine paylaşımlar yapıldı.

“BENİM ADIMI ÇIKARIN”

İddiaya bu durumdan rahatsız olan Prof. Dr. Canan Karatay sayfanın editörleriyle irtibata geçip sayfada bir daha adının kullanılmamasını istemiş. Takipçiler arasında da konunun tartışmalara yol açması nedeniyle grup kurucusu ve yöneticisi olan Okan Çağlar hesaptan bir açıklama yaptı. Okan açıklamada şu ifadelere yer verdi “Ben Karatay Diyeti'yle şifa buldum. Bunu her zaman dile getiririm. Bunun en güzel ispatı da Canan Karatay ‘la Şifa Bulanlar kitabıdır. Bu kitabın telif hakları bana ve eşim Nurçin Çağlar‘a aittir. Bizler lisansüstü düzeyde eğitim görmüş, yıllaca üst düzey yöneticilik yapmış kişileriz. Körü körüne hiçbir şeye inanmayız. Karatay Diyeti kitapları kütüphanemizdeki onlarca kitaptan sadece bir kaçıdır. Biz okuyup öğrendikçe bazı konularda Canan Hocadan farklı düşünmeye başladık. Örneğin bu tuz konusu. Tuzun içinde iyot olmadığını 84 element bulunmadığını öğrendik. Bunu bile bile insanlara Kaya tuzu iyidir bol bol tuz yiyin diyemeyiz. Örneğin D vitamininde günlük dozun yarılanma ömründen dolayı çok daha sağlıklı olduğunu biz dile getiriyoruz. Hoca bunlara çok bozulmuş olmalı ki bizim editörü arayıp sayfada adının geçmemesini istemiş. Geçmişte dikkat ettiyseniz Bu sayfanın CK'ile ilgisi yoktur diye gönderiler de paylaştık. Gerçekten de artık hiç ilgimiz yok. Bizim için kişiler değil bilimsel referanslar önemlidir. Birisi çıksın Kaya tuzunun çok yararlı olduğunu, 84 element ve iyot olduğunu analiz raporlarıyla kanıtlasın ben de sayfada herkesten ÖZÜR DİLEYEYİM. Bu kadar net konuşuyorum.”

2 MART’I DÜNYA KARATAY SAĞLIKLI BESLENME GÜNÜ İLAN ETMİŞLERDİ

Facebook’ta uzun zamandır aktif olan Sağlıklı Yaşıyoruz grubu, bugüne kadar Prof. Dr. Canan Karatay’ın her önerisini paylaşan bir hayran grubuydu. Hatta grup Karatay’ın doğum gününü 2 Mart Dünya Karatay Sağlıklı Beslenme Günü ilan etmişlerdi. Bu güne özel profil fotoğraflarını bir günlüğüne Karatay'ın fotoğrafı ile değiştirdiler ve ona olan hayranlıklarını yüzlerce mesajla dile getirdiler. Ancak Karatay hakkında olumsuz yorum yapanları ise hemen ekarte ederek yorumlarını sildiler. Karatay'ı sevmeyenlere karşı aldıkları bu tavır ise tepki topladı. Sağlıklı Yaşıyoruz grubunun şimdiye kadar Karatay’a yapılan olumsuz yorumlara izin vermedikleri de gözlerden kaçmıyordu.

Sözcü




Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/karatayla-yollarini-ayirdilar/1267419



Fransa'da ünlü market zincirleri bakterili mamaları satmış

Fransa'da bakterili olduğu için piyasadan toplatılmasına karar verilen bir markanın bebek maması ve süt tozlarının, karara rağmen çok sayıda zincir mağazada satıldığı belirlendi
Fransa'da salmonella bakterisi içerdiği için piyasadan toplatılmasına karar verilen bir markanın bebek maması ve süt tozlarının, karara rağmen çok sayıda zincir mağazada satıldığı belirlendi.

Süt tozu ve bebek maması üretiminde dünyanın önde gelen şirketlerinden Fransız Lactalis'in, aralık ayında salmonella bakterisi tespit etilmesi nedeniyle Craon'daki fabrikasındaki ürünlerinin toplatılmasına karar verildi ancak çok sayıda tüketici, bu markaya ait ürünlerin süpermarket raflarında yer aldığına dair şikayette bulundu.

ŞİRKET KAPATILDI

Paris savcılığının Lactalis hakkında açtığı soruşturma devam ederken, şirketin Craon'daki fabrikası dün itibariyle kapatıldı.

MARKETLERDEN İTİRAF

Intermarche, Auchan, Cora, Carrefour, Super U, Hyper U ve E. Leclerc marketlerinden yapılan açıklamalarda, ülke genelindeki mağazalarında, toplatma kararından sonra da bu ürünlerin satıldığı kabul edildi.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/fransada-unlu-market-zincirleri-bakterili-mamalari-satmis/1267257

10 Ocak 2018 Çarşamba

Grip ve ateşli hastalıklarda kullanılan o ilaçlarda kısırlık tehlikesi

Fransız ve Danimarkalı bilim insanlarının araştırmasına göre, etken maddesi ibuprofen olan ve yaygın olarak başvurulan ilaçların uzun süre yüksek dozda kullanılmasının kısırlık, iktidarsızlık, depresyon ve kas erimesine yol açabiliyor

İltihap önleyici ve ağrı kesici özelliği nedeniyle pek çok ilaçta etken madde olarak kullanılan ‘ibuprofen’in erkeklerde kısırlık dahil pek çok soruna yol açtığı tespit edildi. Fransız ve Danimarkalı bilim insanlarının ABD’nin Ulusal Bilim Akdemisi’nin PNAS Dergisi’nde yayımlanan araştırmasına göre, ibuprofen’in yoğun kullanımı “erkeklik hormonu” olarak anılan testosteron hormonu üretimini etkiliyor. Bu etken madde aynı zamanda genç erkeklerin testislerinin fizyolojisini de değiştiriyor. İleri yaşlarda iktidarsızlık, cinsel iştahsızlık, depresyon ve hatta kas kaybına yol açıyor.

HAMİLELERDE DENENMİŞTİ

Aspirin, parasetemol ve ibuprofen içeren ilaçların hamilelikte aşırı dozda kullanımının, bebeklerin testislerinde şekil bozukluğuna yol açtığı daha önce kanıtlanmıştı. Fransız ve Danimakalı bilim insanları da çalışmalarını önce hamileler üzerinde denemeye başlamıştı. Araştırmanın ileri safhasında bu tür ilaçları sağlıklı erkekler üzerindeki etkisine geçildi.

6 HAFTA AŞIRI DOZ TEHLİKELİ

Fransa Çevre ve Mesleki Sağlık Araştırma Enstitüsü’nden Bernard Jegou ve Kopenhag Üniversitesi’nden bir ekip tarafından yapılan klinik deneylerde 8-35 yaş arası 31 sağlıklı erkeğe 6 hafta boyunca günde 2 kez 600’er miligram (3 tablet) etken maddesi ibuprofen olan ilaçlar kullandırıldı.

Bu sürenin sonunda deneklerin testosteron üretimini tetikleyen “luteinizan” hormonu seviyesinin arttığı ancak testosteron seviyesinin düştüğü tespit edildi. Ancak bilim insanları, kesin sonuçlara varılması için daha geniş denek grupları üzerinde klinik deneylerin sürmesi gerektiğini de vurguladı.

KULLANIMI ÇOK YAYGIN

“Ibuprofen”, ağrı kesici, ateş düşürücü ve iltihap giderici özelliği nedeniyle soğuk algınlıklarından romatizmal ağrılara kadar pek çok hastalıkta yaygın olarak kullanılıyor. Bilim insanları bu ilaçların nadiren kullanılmasının belirgin bir sorun yaratmadığı görüşünde. Ancak düzenli kullanımı sorunlara neden olabilir.

Örneğin bazı genç sporcular bu tür ilaçları doping etkisi yaratmadan ağrı kesici olarak düzenli olarak kullanıyor. Eklem ağrıları çekenler ve romatizma hastaları gibi kronik ağrılı hastalıkları bulunanlar da bu tür ilaçlara uzun süre başvuruyor.

TÜRKİYE’DEKİ UZMANLAR NE DİYOR

Ibuprofen ve etken maddeli ilaçlar Türkiye’de yaygın olarak kullanılıyor. Fatmanur Boylu’nun ulaştığı Sağlık Bakanlığı yetkilileri, 1 Aralık 2017’de yayımlanan araştırmanın yer aldığı makalenin incelendiğini, araştırmanın ilk Farmakovijilans Komisyonu’nda değerlendirileceğini açıkladı. Gazete Habertürk'ten Öznur Karslı, kolay ulaşılan ağrı kesiciler arasında yer alan ilaçların yan etkisine ilişkin yapılan araştırmada tespit edilen riskleri Türkiye’deki uzmanlara sordu.

‘KARACİĞER VE BÖBREĞİ BOZAR’

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Özgül Bozkurt Tuncer, ibuprofen etken maddesinin ağrı kesici grubunda olduğunu hatırlatarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Grip tedavisine göre romatoloji ve fizik tedavide daha uzun süre kullanılıyor. Tüm analjeziklerde benzer yan etkiler var. Ancak ‘ibuprofen’in özellikle erkeklerde kısırlık, kas kaybı gibi yan etkilerinin olduğuna işaret edilmesi ciddi bir sonuç. Araştırma doğrulanırsa bu maddeyi içeren ilaçların verilmemesi gerekir. Fizik tedavide reçete ettiğimiz ilaçlarda bulunan bir etken madde. Ancak karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını bozacağından fazla tavsiye etmiyoruz. Aşırı ağrı durumlarında nadiren verebiliriz. İbuprofen’in kas kaybına da neden olduğu ilginç bir sonuç. Çünkü fizik tedavide kullandığımız ilaçların etken maddesi.”

‘ETKEN MADDE RİSKİ ARTIRIYOR’

Araştırma sonuçlarından yola çıkarak “Ibuprofen kısırlık yapıyor” denilemeyeceğini ancak “Kısırlık riskini artırıyor” denilebileceğini söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ise şunları söyledi:

“Reçetesiz olarak hatta marketlerde bile satılan ağrı kesicilerin çoğunda ‘ibuprofen’ maddesi var. Mide bağırsak sisteminde kanamalara, aşırı kullanım durumunda kalp krizi, hipertansiyona neden olan bir etken madde. Ancak erkeklerde görülen kısırlık, kas kaybı gibi yan etkileri yeni çıktı. Bu tür araştırmalar risk artışını gösteren araştırmalardır. Çünkü kısırlığın onlarca sebebi var. İlaç demek yan etkisi olan madde demektir. Parasetomol, ibuprofen de en çok kullanılan ağrı kesicilerin etken maddelerinden biridir.”

‘UZUN VADEDE İNCELENMELİ’

Tıbbi Farmakoloji Uzmanı Prof.Dr. Yağız Üresin, Fransız ve Danımarkalı bilim adamlarının araştırmasını değerlendirirken, bu araştırmanın sağlıklı genç insanlar üzerinde yapılmasının sakıncalı olduğuna dikkat çekti. Üresin, şunları söyledi:

“Söz konusu etken maddeli ilaçların yüksek doz kullanılması halinde seks hormonlarını baskılaması kişinin üreme hormonlarında sorunlara yol açabilir. Erkeklerde bu etken maddeli ağrı kesicilerin kullanılmasının kısırlığa yol açtığını söylemek ise uzun vadede izlenmesi gereken bir durum. Özellikle de aktif cinsel hayatı olan kişiler üzerinde yapılacak uzun süreli bir araştırma gerekiyor.”

‘ASIL TEHLİKE PARASETAMOLDE’

Farmakolog Prof. Dr. Cankat Tulunay da ibuprofen etken maddeli ilaçların yıllardır milyonlarca insan tarafından kullanıldığını söyledi:

“Özellikle bebeklerde ve çocuklarda tedavide ilk tercih edilen ağrı kesici, ateş düşürücü ve şuruplardır ibuprofenli ilaçlar. Bütün dünyada çok yaygın olarak kullanılır. Araştırmadan hareketle düşünürsek bütün ağrı kesicilerde aynı risk var diye bakmalıyız. Bu doğru bir yaklaşım olmaz. İbuprofenli ağrı kesicilerin diğerlerinden farklı bir etkisi yok. Böyle bir yan etkisi olsaydı yüz binlerce uyarı olurdu. FDA’dan gelen bu yönde bir uyarı da yok. Asıl tehlike mesane kanseri yapan ağrı kesici ve ateş düşürücü molekülü olan parasetemol etken maddeli ilaç ve ağrı kesicilerde.”

Sağlık Bakanlığından 'Ibuprofen etkin maddeli ilaç' açıklaması

Sağlık Bakanlığından, yapılan incelemelerde, "Ibuprofen etkin maddeli ilaçların erkeklerde kısırlığa sebep olduğu" şeklinde herhangi bir bildirime rastlanmadığı bildirildi.

Sağlık Bakanlığından, "Ibuprofen etkin maddeli ilaçlarda tehlike" başlığıyla bazı basın organlarında yer alan haberlere ilişkin yapılan açıklamada, bu ilaçların erkeklerde kısırlığa sebep olduğu yönünde iddialar yer aldığı anımsatıldı.

Açıklamada, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından, haberlere konu olan 1 Aralık 2017 tarihli makalenin incelendiği belirtilerek, Türkiye'de Ibuprofen etkin maddeli ilaçların, reçeteli olarak sadece eczanelerde satıldığı bildirildi.

Ibuprofen'in dünyada 1969, Türkiye'de ise 1984 yılından bu yana ruhsatlı, kullanımı yaygın olan bir bileşik olduğu, bugüne kadar da Ibuprofen etkin maddeli ilaçların sağlığı riske attığı konusunda ciddi bir uyarı yapılmadığı kaydedilen açıklamada, piyasada bulunan tüm ilaçların istenmeyen etkilerinin bildirimlerinin, Türkiye Farmakovijilans Merkezi veri tabanına kaydedildiği belirtildi.

Açıklamada, şu bilgiler aktarıldı:

"Yaptığımız incelemelerde Ibuprofen etkin maddeli ilaçların erkeklerde kısırlığa sebep olduğu şeklinde herhangi bir bildirime rastlanmamıştır. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) gibi diğer sağlık otoritelerinde konuyla ilgili halihazırda alınmış bir önlem ise bulunmamaktadır.

Söz konusu makale, yayımlanan tüm veriler ve literatürlerle beraber yarın gerçekleştirilecek Farmakovijilans Komisyonunda değerlendirilecek, bu değerlendirmenin sonucunda gerekli açıklama yapılacaktır."

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/sok-uyari-grip-ilaclari-kisirlik-ve-iktidarsizlik-yapiyor/1266931

9 Ocak 2018 Salı

Grip virüsü parada 3 gün kalıyor

Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı rapora göre kâğıt paralar 3 gün boyunca virüs taşıyabiliyor

Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı’nın hazırladığı rapora göre, grip şikâyetleriyle acil servislere başvuru yapan sayısı artarak devam ediyor.

Gazete Habertürk'ten Fatmanur Boylu'nun haberine göre raporda en fazla grip virüsü çeşidi İç Anadolu Bölgesi’nde tespit edildi. Kadınlarda daha fazla grip virüsü görülüyor. Vatandaşların bu yıl gribe erken ve hazırlıksız yakalandığını belirten Sağlık Bakanlığı Grip Bilim Komisyonu üyesi Prof. Dr. Ateş Kara, şu tavsiyelerde bulundu: “Toplu kullanım alanlarında hijyene dikkat edilmeli.

Bir lokanta masasına dokunan grip hastasının virüsü 30 dakika boyunca masada kalabiliyor. Kâğıt para ise ciddi bir virüs taşıyıcısı olarak 3 gün boyunca virüs taşıyabilir. Uyku düzeninizi değiştirmeyin, yeme alışkanlıklarınızda büyük farklılıklara izin vermeyin, sigara dumanını solumayın.”

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/grip-virusu-parada-3-gun-kaliyor/1266105

Spor hijyen kadar önemli

Orta yaşın sonlarına yaklaşmış kişilerin hareketsiz yaşam tarzından doğan kalp sağlığı sorunlarını azaltabileceği ileri sürüldü. Ancak araştırmacılar bunun için 2 yıl boyunca haftada 4 ya da 5 gün aerobik (oksijenli) egzersiz yapmak gerektiğini söylüyor.

Circulation isimli bilimsel dergide yayımlanan araştırma kapsamında 45-64 yaşları arasında sağlıklı ancak hiç spor yapmayan 53 kişi incelendi.

Araştırma sürekli oturan ya da uzun süre uzanarak hareketsiz kalan kişilerde kalp hastalıkları riskinin daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Deneye katılanlar 2 yıl boyunca aerobik egzersiz yapanlar ve yine 2 yıl süresince haftada 3 kez yoga, denge egzersizleri ve ağırlık kaldırma gibi faaliyetlere katılanlar olarak ikiye ayrıldı.

Aerobik spor yapan grup spor sırasında maksimum oksijen almada yüzde 18 oranında bir artış gösterirken, kalbin sol ventriküler kasının esnekliğinde yüzde 25'lik bir iyileşme görüldü.

Buna karşın ikinci grupta herhangi bir iyileşme gözlemlenmedi.

Araştırmayı kaleme alan Teksas'taki Egzersiz ve Çevre Tıbbı Enstitüsü Başkanı Dr. Benjamin Levine, "Orta yaşta sağlıklı bir kalbin anahtarı doğru zamanda, doğru dozda spor. En ideal dozun haftada dört ya da beş kez olduğunu ve uzun süre hareketsiz kalmış orta yaşlıların sağlığının iyileşmesi için de bir zaman dilimi olduğunu bulduk. Araştırmaya katılanların çoğunun sağlığı onlarca yıl hareketsiz kalmalarına karşın iyileşme gösterdi" dedi.

Katılımcılar genellikle ısınma ve esneme hareketleri dışında 30 dakikalık egzersizler yaptılar.

Buna göre kalbin yüzde 95 maksimum atışa çıktığı dört dakikalık dört setlik yüksek ritimli aerobik seansı, haftanın iki üç günü orta düzey yoğunlukta egzersiz, haftada bir güç geliştirme seansı, bir saatlik tenis, bisiklet, koşma, dans etme ya da hızlı yürüme gibi aerobik egzersiz yapıldı.

'Spor hijyen kadar önemli'

Dr. Levine sporun diş fırçalama ya da kişisel bakım gibi insanların hayatının bir parçası olması gerektiğini söylüyor ve ekliyor:

"Spor günün sonuna eklenmesi gereken bir şey değil. Dişleriniz, fırçalıyorsunuz, giysilerinizi değiştiriyorsunuz, yemek yiyor ve su içiyorsunuz. Bunları kişisel hijyen için yapıyorsunuz. Spor da o kadar önemli. Günlük faaliyetinize bunu eklemenin yollarını bulmalısınız."

Londra'da King's College Üniversitesi'nde tıp fakültesi dekan yardımcısı Dr. Richard Siow da araştırmanın kardiovasküler yaşlanmayı geciktirdiğini ortaya koyduğunu belirtiyor.

Siow, "Bir bakıma spor programıyla kalbimizdeki hücreleri ve kan damarlarını gençleştirebiliriz. Artık yapacak bir şeyi kalmadığını düşünenler için iyi bir mesaj. Evet yapılacak bir şey var o da divandan kalkıp daha aktif bir yaşam tarzına başlamak" diyor.

Araştırma ayrıcademans hastalıklarından kaçınmak için de spora 65 yaşından önce başlamak gerektiğini gösteriyor.

Dr. Levine ayrıca çalışmayı yüksek kalp sağlığı riski taşıyan, tansiyonu ve diyabeti bulunan kişilere de uygulayacaklarını söyledi.

(BBCTürkçe)

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/haber/orta-yasta-kalp-hastaligi-riskini-azaltmak-mumkun-mu/1266605


4 Ocak 2018 Perşembe

Bilim insanları cep telefonu ile uyumanın zararlarını araştırdı

Kaliforniya Üniversitesi Halk Sağlığı departmanında görev yapan bilim insanları, cep telefonu ile uyumanın zararlarını araştırdı. İşte korkutucu sonuçlar...



Uzun süre radyasyona maruz kalmanın tetiklediği sağlık sorunları uzun zamandır tartışılıyor. Günümüzde uzmanlar en çok da cep telefonu ile fazla vakit geçirmenin, uyumadan önce cep telefonu kullanmanın ve telefonu yatağın yakınına koyup uyumanın zararları konusunda uyarılar yapıyor. Son olarak Kaliforniya Üniversitesi Halk Sağlığı departmanında yapılan çalışmayı değerlendiren Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, araştırmanın detayları hakkında bilgiler verdi.

KISIRLIK VE KANSER SEBEBİ

Görgen, Kaliforniya Üniversitesi Halk Sağlığı departmanında yapılan çalışmada, cep telefonlarıyla gereğinden fazla yakın olmanın kanser, hafıza bozuklukları ve üreme sorunları gibi çok ciddi problemlere neden olduğunun ortaya koyulduğunu aktardı.

CEP TELEFONUNU NE KADAR UZAĞA KOYMALI?

“Dikkat edilmesi gereken en önemli husus, cep telefonlarını vücudumuzdan olabildiğince uzakta tutmak. Cep telefonları bilgiyi iletmek için radyofrekans dalgalarını kullanır ve cep telefonlarının kullandığı radyo dalgaları, belli açılardan radyasyon niteliği taşır ve sürekli bu dalgalara maruz kalmak çeşitli riskleri beraberinde getirir.

Cep telefonu, yetişkinler için kol boyu mesafesinden daha yakında durmamalı. Gerçekten de büyük cep telefonu üreticileri bile bu konuda uyarıcı notlara yer vermişlerdir. Bütün bu uyarılar dikkate alındığında hoparlör kullanımı ya da kulağa yaklaştırmaksızın konuşmayı sağlayan aksesuarlar (kulaklık gibi) tercih edilmelidir.

Fakat RF dalgaları çocukların beynine erişkinlerden çok daha kolay ulaşabilir ve gelişmekte olan beyin hücrelerini çok daha fazla etkileyebilir.

GENÇLERDE UYKU VE DİKKAT BOZUKLUKLARININ NEDENİ

Daha önceki çalışmalarda cep telefonlarının daha çok beyin ya da kulakta tümör oluşturduğuna dair uyarılar yapılırken son çalışmalar zararlı etkilerin daha çok gençlerde uyku ve dikkat bozukluklarıyla ilişkili olduğunun altını çizmektedir.
Çalışmanın endişe verici diğer sonuçları ise erkeklerde düşük sperm sayısı ve kötü sperm kalitesiyle ilişkilidir.”

Alıntı:
http://www.teknolojigundem.com/haber/bilim-insanlari-cep-telefonu-ile-uyumanin-zararlarini-arastirdi/1265133

Kaç saat uykuya ihtiyacınız var?

Günlük sabit bir rutine sahip olmamak, alkol veya kahve, enerji içecekleri gibi uyarıcı etkiye sahip içecekler tüketmek, saatlerin alarmı ve gün ışığı, biyolojik saat olarak da bilinen günlük döngüyü etkileyebiliyor.

ABD Ulusal Uyku Vakfı, uyku ihtiyacının belirlenmesinde bireysel hayat tarzlarının kilit öneme sahip olduğunu söylüyor ve yaş gruplarına göre genel tavsiyelerde bulunuyor.

Yeni doğanlar (0-3 ay): İdeal olan, yeni doğan bir bebeğin her gün 14 ila 17 saat uyuması fakat 11 ila 13 saat arası da yeterli olabilir. Yeni doğanların 19 saatten fazla uyumamaları tavsiye ediliyor

Bebekler (4-11 ay): Tavsiye edilen süre 12-15 saat arası. En az 10 saat uyku da yeterli olabilir. Bebekler asla 18 saatten fazla uyumamalı

Yürümeye yeni başlayan çocuklar (1-2 yaş): Bu yaş grubunda olan çocukların 11-14 saat uyumaları tavsiye ediliyor fakat kabul edilen aralık 9-16 saat

Okul öncesi dönem (3-5 yaş): Uzmanlar bu grup için 10-13 saat aralığını öneriyor. 8 saatten az, 14 saatten fazla uyku ise uygun görülmüyor

Okul dönemi (6-13 yaş): Uyku Vakfı, 9 ila 11 saat arası uykuyu tavsiye ediyor. 7 saatten az veya 12 saatten fazla uyku ise sağlıklı görülmüyor

Ergenlik dönemi (14-17 yaş): Tavsiye edilen uyku süresi 8 ila 10 saat arası. Uyku Vakfı, 11 saatten fazla ve 7 saatten az olmaması gerektiği görüşünde

Genç yetişkinler (18-25 yaş): BU yaş grubuna 7-9 saat uyku tavsiye ediliyor ve uyku süresinin 6 saatten az, 11 saatten fazla olmaması gerektiği belirtiliyor

Yetişkinler (24-64 yaş): Bu yaş grubuna genç yetişkinlerle aynı uyku süresi tavsiye ediliyor

İleri yaş grubu (65 yaş ve üstü): Sağlıklı görülen uyku süresi günde 7-8 saat fakat bu sürenin 5 saatten az olmaması ve 9 saati de aşmaması tavsiye ediliyor

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/foto-galeri/ihtiyaciniz-var-galeri/1265146/11

3 Ocak 2018 Çarşamba

Fazlası ölümcül derecede zararlı 7 şey

DİŞ MACUNU

Florür, doğada bulunan bir mineral olmasına karşın diş macunlarında kullanılan florürde durum farklı. Florür, diş macunlarına diş çürümelerini önlemesi için katılıyor fakat florür içeren bir diş macunundan bir miktar yutmak zehirlenmenize yol açabilir.


VİTAMİNLER

Bazı durumlarda vitamin takviyesi alarak sağlığımıza yarar sağlarız. Fakat ölçüsüz vitamin kullanımı kanser gibi bir çok hastalığa sebebiyet veriyor. Suda çözünen vitaminlerin fazlası vücudumuzdan idrar yoluyla atılır. Ancak A vitamini gibi lipid çözünür vitaminler vücutta depolanırlar ve vücutta toksik seviyelere kadar ulaşabilirler. Bu durum, karaciğer hasarına, kusurlu doğumlara, sinir sisteminde rahatsızlıklara ve kansere yol açabilir.

TURPGİLLER FAMİLYASI

Brokoli, Brüksel lahanası ve karalahana gibi turpgiller familyasına ait besinlerini tüketmek yüksek antioksidan içermeleri ve çeşitli diğer faydaları sebebiyle tavsiye edilir.

Fakat kalp rahatsızlığınız ya da tiroidiniz varsa bu gıdaları dikkatli tüketmek istemeyebilirsiniz. Çünkü turpgiller familyasında yüksek miktarda kan pıhtılaşan K vitamini ve hormonların çalışmasını yavaşlatan guatrojenik maddeler bulunur.

KAS KREMLERİ

Kas kremi ağrılardan ve ağrılardan kurtulmak için bir çare olabilir ancak ancak çok fazla kullanılması tehlikeli. Kas kremleri bölgesel olarak sürülse de, içeriğindeki maddeler gözenekler aracılığıyla vücuda girerek, kan dolaşımının yanı sıra kaslara ve sinirlere yayılırlar. Bu durum, vücutta kimyasal bir zehirlenmeye sebep olabilir.

TON BALIĞI

Ham, pişmiş ya da konserve, ton balığında cıvayarastlarız. Aslında çoğu balık türünde cıva bulunur. Büyük yırtıcılarda, cıva oranı da bir o kadar fazladır. İnsanlar için toksik bir madde olan cıva, fazla miktarda alındığında vücutta tolere edilemeyerek zehirlenmeye sebep olur. Zehirlenmenin ilk belirtileri arasında parmaklarda güçsüzlük ve uyuşukluk hissi, bunu takiben titreme ve görme sorunları yaşanır. Uzun süreli cıva zehirlenmelerinde hafıza zarar görür, öğrenme süreci zayıflar.

SİYAH ÇAY

Siyah çayda bulunan oksalat, kalsiyum mineralinin emilimini engelleyen bir moleküldür. Oksalat içeren yiyecek ve içeceklerden çok fazla tüketmek böbrek rahatsızlıklarına neden olur. Bunların başında da böbrek taşı sorunu yer alır. Uzmanlar limit olarak günde 4 fincan çay içilebileceğini söylüyor.

SOYA SOSU

Hypernatremia: kanda sodyum/tuz miktarının artması anlamına gelir. Kan dolaşımında aşırı miktarda tuz bulunduğunda, vücudun diğer yerlerinden, beyin de dahil olmak üzere tuz yoğunluğunu azaltmak için su çekilir. Beyin kendi suyunu kaybederse, küçülür ve kanamaya başlar. Bu nedenle, soya sosu gibi sodyum yönünden zengin besinleri tüketirken ölçülü tüketmek gerekiyor.

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/zararli-7-sey-galeri/1264839/7