24 Kasım 2017 Cuma

Yumurtaya "yetiştirme şekli" damgası

Kabuklu yumurta üzerinde "yetiştirme metodu kodu" da yer alacak. Bu koddan, yumurtanın "organik", "kümeste kafessiz" ya da "kafesli" yetiştiricilikle üretilip üretilmediği görülebilecek

Yetiştirme metodu kodu, işletme ve kümes numarası yazılmamış yumurta, toptan veya perakende olarak satışa arz edilemeyecek.
Kabuklu yumurta üzerinde "yetiştirme metodu kodu"nun da yer alması zorunluluğu getirildi. Bu koddan, yumurtanın "organik", "kümeste kafessiz" ya da "kafesli" yetiştiricilikle üretilip üretilmediği anlaşılacak.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, Türk Gıda Kodeksi Yumurta Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği, Resmi Gazete'de yayımlandı.

Tebliğe göre, doğrudan insan tüketimine veya gıda sanayisinin kullanımına sunulan kabuklu yumurta (A sınıfı) üzerine "yetiştirme metodu kodu" da damgalanacak. Söz konusu kodun tespitinde "Yumurtacı Tavukların Korunması İle İlgili Asgari Standartlara İlişkin Yönetmelik" hükümleri esas alınacak.

Yetiştirme metodu kodu, işletme ve kümes numarası önüne, organik yetiştiricilik için 0, free range (açık dolaşıma erişim) yetiştiricilik için 1, kümeste kafessiz yetiştiricilik için 2 ve kafesli yetiştiricilik için 3 olacak şekilde sistem tarafından otomatik verilecek.

Kod, işletme ve kümes numarası kümeste veya gerekli tedbirleri almak şartıyla aynı işletmeye ait tasnif veya paketleme tesisinde yazılacak.

Yetiştirme metodu kodu, işletme ve kümes numarası yazılmamış A sınıfı yumurta, toptan veya perakende olarak satışa arz edilemeyecek. Yetiştirme metodu kodu, A sınıfı yumurtanın etiket bilgilerinde (0: organik yetiştiricilik gibi) açıklanacak.

Tebliğe göre, yumurta ürünleri üretimine dair işletme onay belgesi almış sıvı yumurta ve işleme tesisleri, "gıda sanayi" olarak tanımlandı.

Tebliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecilerine, 16 Nisan 2018'e kadar tebliğ hükümlerine uyum sağlama zorunluluğu getirildi.

Alıntı:


23 Kasım 2017 Perşembe

Sağlıklı yaşlanmak için 10 altın kelime

Sağlıklı yaşlanmanın, kişinin genetik yapısıyla ilgili olduğu kadar yaşam tarzı ve beslenmeyle de çok yakından ilgili olduğunu, sağlıklı yaş almak için 'anahtar' kelimelere dikkat etmek gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Berrin Karadağ, 10 anahtar kelimeyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme
Beslenmemize önem verin. Sağlığınızı ilaçlardan değil de öncelikle besinlerden sağlayın. Gerekli durumlarda doktor önerisiyle tabi ki ilaçlarınızı kullanın ancak ilaca muhtaç olmamanın bir yolunun doğru ve yeterli beslenme yani ne eksik ne fazla, tam ihtiyacınız olan kadar beslenme olduğunu unutmayın. Fazla kilodan kaçının, obezite yaşlanmayı da hızlandıran ciddi bir tehlike.

Hareket
Yaşınıza uygun fiziksel aktiviteyi her yaşta yapmanız çok önemli. Unutmayın ki atalarımızın dediği gibi "işleyen demir ışıldar". Bu da bedeniniz için egzersiz yapın anlamına geliyor. Egzersizin ne olacağını yaşınıza ve kapasitenize göre ayarlayın. En basit olarak, her gün düzenli yürüyüş yapabilirsiniz. Her gün yapamıyorsanız da haftada en az üç gün yarım saatlik tempolu yürüyüş her zaman faydalı. Temponuzu kalp ve akciğer kapasitenize göre ayarlayabilirsiniz.

Uyku
Uyku düzeni ve kalitesi sanıldığından çok daha önemli. O nedenle vücudunuzun dinlenmesi ve tekrardan enerji toplaması için uykusuz kalmayın. İlerleyen yaşla birlikte uyku süresi ve kalitesinde azalma olabiliyor ama bunu değiştirmenin birçok yolu var. Mümkünse uyku ilaçlarına başvurmadan, birtakım doğal yollarla bu işi başarmaya çalışın. Bunun ilk yolu da, kafanızı boşaltmış olarak yatağa girmek.

Su
Basit gibi görünen ve sıklıkla ihmal edilen su içme alışkanlığı, sağlıklı yaşlanmanın olmazsa olmazlarından. Günlük su ve sıvı tüketimi hem sindirimin düzenli olması hem de fizyolojik hatta ruhsal sağlığımız açısından çok önemli. İnsan vücudundaki birçok biyokimyasal reaksiyon su ile gerçekleşiyor. Böbreklerimiz bir duş başlığı gibi! Az su alırsak tıkanıyor, yeterli su tüketimi ile açılıyor. Bunu hiç unutmayın ve mutlaka günde 8 su bardağı su için. Yaşlanma ile vücut susuzluğunu hissedemediğinden, başta böbrek fonksiyonları olmak üzere, pek çok organı bozabiliyor.

Hobi
Hobinin ve üretkenliğin gücünü küçümsemeyin. Mutlaka yeni bir hobi edinerek zinde kalın. Yeni şeyler öğrenin, üretin. Bu şekilde beyin egzersizi de yapmış olursunuz. Özellikle çalışma hayatınız bitmişse koroya katılma, resim, satranç, biçki dikiş kurslarına gitmek, sizi zinde tutar. Hayattan kopmamanız, sosyal ortamlarda kendi yaşıtlarınızla, size kendinizi iyi hissettiren arkadaşlarınızla vakit geçirmeniz çok önemli.

İletişim
Özellikle yaşlanma döneminde sosyal iletişimin canlı tutulması kişilerin en çok zorlandığı konulardan biri. Oysa yalnızlık yaşlılık dönemindeki en büyük tehlikelerin başında geliyor. Çevrenizde yakın dostlarınızın ve yakınlarınızın olması depresyon için, zorluklarınız ve kayıplarınız için en büyük tampon. Akrabalar, komşular, arkadaşlar mutlu ve sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmezlerden. Hatta mümkünse torunlar ve gençlerle birlikte olmak, hem zihinsel hem ruhsal yönde kişiyi dinç tutmakta son derece önemli. Ayrıca gençler de, yaşlılardaki tecrübe ve anılardan ders almalı.

Aşı
Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ "Nasıl ki bebeklerimizi korkmadan aşı programına alıyorsak, ilerleyen yaşımızda hastalıklara yakalanma riskini en aza indirmek için gerekli aşılardan korkmamak ve düzenli olarak doktorumuzla bu konuda konuşmak ihmal edilmemesi gereken bir konudur. Her yıl grip aşısı ve 65 yaşın üzerinde sadece bir kez uygulanan zatürre ve zona aşısı yaptırılmalıdır. Ancak mutlaka doktor kontrolü ve önerisi gereklidir" diyor.

Kontrol
Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Bunun için doktorunuza sadece hasta olduğunuzda değil, düzenli olarak sağlıklı iken de gitmeyi ihmal etmeyin ve böylece hep hastalıktan önce davranabilin. Amaç hasta iken tedavi olmadan önce, hastalığı önlemek olmalı. Özellikle yaşlılıkla birlikte çok daha fazla ihmal edilebilen ağız ve diş bakımı son derece önemli. Ağızda başlayan hastalıklar, tüm vücudumuzu etkileyebiliyor. Bu yüzden diş hastalıkları konusunda titiz davranın, dişlerinizi her gün fırçalayın. Unutmayın, vücut bir bütün ve diş hastalıklarından korunmak için düzenli diş muayenesinden geçmek önemli.

Kanmayın!
Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ "Moda olan veya komşunuza, arkadaşınıza iyi gelen ilaç illa ki size de iyi gelecek diye, hiç düşünmeden ve doktorunuza danışmadan kullanmayın. Özellikle sonsuz sağlık ve gençlik vadeden pek çok maddenin fazla kullanımı vücutta bir takım dengeleri, karaciğer, böbrek ve kalbi negatif etkileyebilir. İlaç kullanımı gerekli durumlarda reddedilmemeli, ancak boş yere de fazla ilaç kullanımından sakınılmalıdır" diyor.

Ritüel
Geceleri salgılanan melatonin hormonu uykuyu sağlarken, ışıklandırmanın fazla olması melatonin üretimini baskılıyor. Bu nedenle yatmadan bir saat önce TV ve bilgisayarı kapatın. Odanızdaki ışıklandırmayı minimum seviyeye indirin. Yatma saatinde ılık bir duş almak, hafif bir müzik dinlemek gibi kendinize özel ritüeller edinin.

Kaçının!
Yaşlanmanın önüne geçmek, sağlıklı yaşlanmak için son derece önemli unsurlardan biri; sigara ve alkol gibi zehirli maddelerden uzak kalmak. Anlık keyifler, vücutta kalıcı zararlara yol açabiliyor ve yaşlanmayı hızlandırabiliyor.

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/10-anahtar-kelime-galeri/1251565/1

Suyla Gelen Sağlığa Kucak Açın

Gün içinde kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz, sık sık tansiyonunuz mu düşüyor, kabızlık problemi mi yaşıyorsunuz, başınız mı ağrıyor, kilo vermekte güçlük mü çekiyorsunuz, cildiniz eskisi gibi esnek, pembe ve nemli değil mi? Hiç düşündünüz mü? Belki de yeteri kadar su içmiyorsunuz.

Yıllar ilerlerken hepimiz olabildiğimiz en genç halimizde kalmak ve sağlıklı uzun bir ömür sürmek dileğiyle yanıp kavruluyoruz. Her gün bir yenisi türeyen detoks programları, diyet listeleri arasında mekik dokuyor satın aldığımız envayi çeşit kremlerin kapağını açar açmaz bizi ilk gençlik yıllarına ışınlamasını bekliyoruz.

Kırk yaşı aşmış bir kadın olarak gün geçtikçe belirginleşen çizgilerim nedeniyle benim kafa can havliyle DNA lara kromozomlara oradan da hücrelere kadar gidiyor. Hücrelerimizin % 70’inin sudan oluştuğunu bildiğimden suyun hücre yapımızın genç kalmasında ne denli önem taşıdığını artık daha fazla önemser oldum.

Vücut kitle indeksimizin oranına göre değişse de bedenimizi oluşturan hücreler; kan da dâhil olmak üzere % 55 ila % 78 oranında sudan oluşur. Beynimizin ise neredeyse %90 ‘ı sudan meydana geliyor.

Her üç ayda bir tamamen yıkılıp yeniden yapılan hücre formumuzun işlevini kolaylıkla yerine getirebilmesi için bedenimizi suya doymuş olarak tutmamız hem genç kalmak için hem sağlıklı bir yaşam sürmek için büyük rol oynuyor. Bu da demek oluyor ki içtiğimiz sıvıların kalitesine gerekli özeni göstermek zorundayız.

Sağlıklı bir bedenin varlığını korumak için uzmanlar kadınların gün boyu en az 9 erkeklerin 13 bardak su içmesi gerektiğini vurguluyor. Bu kurala uyulduğunda bedenimize yağ, şeker, karbonhidrat almadığımız gibi gün içinde kaybettiğimiz çeşitli mineral ve tuzları da yerine koymuş oluruz.
Pof. Dr. Bingür Sönmez’ in hangi açıklamasını izleyip dinlesem su içmenin kalp için faydasından bahsetmeden geçmemesine şaşmamak gerek. Sönmez; yeteri kadar su içilmediğinde kanın petrol gibi koyu bir kıvam aldığını ve onu pompalamakla görevli kalbin işini zorlaştırdığını hastalarına hatırlatır durur. Bu nedenle kalp krizi dahi geçirmek olasıymış.

Yine bir süre önce migren tedavisi için başvurduğum bir klinikte ilk iş olarak günde üç litre su içmemin sağlığıma kavuşmamda olmazsa olmaz olduğunu anlatmışlardı. Tedavi programı sırasında grip olduğumda bol bol su alıp, dinlenerek bedenimi dolduran sıvının daha çabuk tazelenmesini sağladığımda hiç ilaç almadan bir haftada geçen semptomlardan üç gün içinde kolayca kurtulmuştum. Su içmeyi savsaklıyorsanız belki aşağıya sıralayacağım etmenler bu konuyu yeniden gözden geçirmenizi sağlayacak.

-Uyandığımızda dişlerimizi fırçalamak dilimizin üzerinde biriken toksinleri bertaraf etmemizi sağlar. Ardından bir büyük bardak ılık suya biraz limon ve bir çay kaşığı bal (şeker hastası değilseniz) ekleyerek hazırlayacağınız asit oranı yüksek içecekle güne başladığınızda bağırsak floranızda biriken toksinlerden kurtulmanız kolaylaşacak.

-İçmeniz gereken miktarı gün içine yayarak yudum yudum tükettiğinizde vücudunuzda dolaşan kanı sürekli oksijenlenmiş bir hâle ulaştırabilir ve bu sayede yorgun ve bitkin hissetmekten kurtulabilirsiniz.

-Hücrelerinizin su yoğunluğu arttıkça içeriden dışarıya doğru bir etkileşim gerçekleşir. En üst katmanda yer alan deriniz neme doyduğunda, daha esnek ve güçlü bir yapıya ulaşmış olur. Ayrıca renk eşitsizliğini azaltmaya da faydalı.

-Spor yapan arkadaşlar, doğru miktarda su almazsa vücutlarında biriken yağlardan kolayca kurtulamadıkları gibi susuz kaldıkları için ne kadar egzersiz yaparsa yapsın kas oranını arttırmakta güçlük çekecek.

-Araştırmalar vücudumuzun hafif oranda su kaybının bile ruh halimizi ve düşünme yeteneğimizi etkilediğini kanıtlıyor. İdrar renginizin koyuluğu dehidrasyon seviyenizi belirlemeniz için en iyi gösterge. Renk ne kadar açıksa sağlığınız açısından o kadar iyi.

-Su, gastrointestinal sistemimizin (çiğneme, sindirim, emilim ve boşaltım) sağlıklı ve rahat çalışmasında büyük kolaylık sağlar. Yemek öncesi içeceğiniz iki bardak su ile iştahızı azaltabilir, kilo vermenizi kolaylaştırabilirsiniz. Öğün sırasında sıvı alımı gaz, şişkinlik, ülser gibi rahatsızlıklara neden olabileceği için kaçınmak en doğrusu. Ancak; gün içerisinde tüketeceğiniz yeterli miktarda suyla kolonunuzu rahatlatıp kabızlık problemine de engel olabilirsiniz.

-Benim gibi sık sık baş ağrısı ya da migren sıkıntısı yaşıyorsanız başta da belirttiğim gibi rahatlamak için yapabileceğiniz ilk şey bol miktarda su içmek. Baş ağrısı ve migrenin genellikle dehidrasyondan kaynaklandığını öğrendiğimde çok şaşırmıştım.
Avrupa Nöroloji Dergisinde yayınlanan bir araştırma artan su alımı ile migren ataklarının sıklığı ve baş ağrınızın şiddetinin azaltılabileceğini kanıtlamış. Ben de bu kurala dikkat ettiğimden beri kendimi daha iyi hissettiğim için gönül rahatlığıyla sizlere tavsiye edebilirim. (Başınız ağrıdığı gün bir gün evveline dönüp, sorgulayın. Mutlaka az sıvı tükettiğiniz fark edeceksiniz)

-Bedenimizde biriken toksinlerden kurtulmamıza yardımcı olacak. Bol su içerek böbreklerinizin işini kolaylaştıracağınız gibi taş oluşumuna neden olan tuz ve minerallerin seyreltilerek kolaylıkla vücuttan dışarı atılımını sağlayabilirsiniz.

-Tüm vücuda giren zehiri absorbe eden karaciğerin yeterli miktarda su alınmadığı takdirde emilimi bozulacak ve görevini lâyıkıyla yerine getiremeyecek hatta yağlanması bile söz konusu olacaktır.

-Ayrıca susuz kaldığınızda vücudunuz bunu tolere etmek için su tutacak ve bir kısır döngü başlatacaktır. Eliniz ayağınız ve bedeninizi şişkin hissetmenize neden olması da cabası.

-‘Ama ben çay, kahve, meşrubat içiyorum olmaz mı?’ Diyenleri duyar gibi oluyorum. Hayır, olmaz. Hatta bir bardak çay içtiğinizde yerine iki bardak su almalısınız. Çünkü çay ve kahve bedeninize taze ve canlı sıvı kazandırmadığı gibi vücuttan su atılımının artmasına neden olur.
Bol su içmekte zorlanıyorsanız kendiniz için büyük bir şişe edinin ve onu gözünüzün önünde tutun. Bu yöntem su içmeniz gerektiğini hatırlamanıza faydalı olabilir.

Evrenin ve üzerindeki her organizmanın kutsal kaynağı olan suyun hepinize şifa olması dilerim. Su gibi ömrünüz olsun.

Alıntı:
http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2016/11/24/suyla-gelen-sagliga-kucak-acin/


21 Kasım 2017 Salı

'Kokoreç mutluluk kaynağı'

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Radyasyon Onkolojisi Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Yavuz Dizdar, kokorecin ciddi serotonin kaynağı olduğunu ve mutluluk verdiğini söyledi.
Serotonin hormonunun insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi verdiğini, eksikliğinde ise depresyona yol açtığını belirten Dr. Dizdar, "Bağırsak ve beyin en büyük serotonin kaynağıdır. Azaldığı takdirde depresyon meydana geliyor zaten. Kokoreç bütün alerjilere etki edecek kadar fayda sağlar. Yani uyumla ilgili ne kadar sorun varsa ona etki eder" dedi.

'BÜTÜN ALERJİLERE İYİ GELİYOR'

Günümüz hastalıklarının önemli bölümünün bağırsak florasının bozulmasına bağlı olduğunu dile getiren Dr. Dizdar, "Bunların içinde otizm, alerjiler, romatizma gibi hastalıklar sayılabilir, bunlara olumlu etki eder. Kuzu ya da insan, bağırsak floraları arasında büyük fark yoktur. Dolayısıyla hastalık floranın aktarılmasından olumlu etkilenebilir. Bağırsaklar ayrı bir sistem oluşturuyor bu sistemin içerisinde mikroorganizmalar var. Bunlar bağırsaklarla birlikte çalışıyor eğer mikroorganizma olmazsa insanoğlu yaşayamaz. Daha doğrusu anormal bir şeye dönüşür. Kokoreç florayı içinde tutuyor. Florayı dışarıda tutamıyorsun, saklayamıyorsun. Bağırsak florası anneden bebeğe aktarılır, bebekten kendi çocuğuna aktarılır ama dışarıda saklanamıyor. Bu kokoreçte var sadece" diye konuştu.
'BAĞIRSAKLAR DAHA İYİ ÇALIŞIYOR'

Kokoreç yendiğinde mikroorganizma desteğinin dışarıdan alındığını söyleyen Dr. Dizdar, "Eksilme ve denge bozukluğu varsa, bu desteği dışarıdan alıp hafif bağırsakları mülayim hale geçirebilir ama hiç bir önemi yok. Flora değişiminden kaynaklanıyor ve bununla birlikte bağırsaklar daha iyi çalışmaya başlıyor" ifadelerini kullandı.

'AĞIR ATEŞTE PİŞİRİLMELİ'

Kokorecin ağır ateşte pişmesini gerektiğini aktaran Dizdar pişirme metoduna ilişkin de şöyle konuştu:
"Kokoreç dönerek pişirmek anlamına geliyor. Evde yapılabilir bir şey değil. Merak eden pişirebilir ama içerisindeki yağın pişme sırasında eriyip aktığı için çok yağlı kalmıyor. Evde bunu yapabilmek için ona uygun aparey lazım yoksa yağı içinde kalır. Ağır ateşte pişirilmesi gerekiyor. Kokoreççilere zaten dondurulmuş olarak geliyor ve bir parti haşlanmıştır, ondan sonra kızartma işlemi yapılıyor. Ağır ateşte olmadığı zaman kokoreç içine işlemez. Bazı yerler hata yapıyor dışını yakıyorlar içi pişmiyor öyle olmaz, ağır ateşte ve ateşin uzağında olacak ya da ateş biraz geçmiş olacak yavaş yavaş pişecek."

'HİJYEN TAKINTISI BİR YERE KADAR'

Kokorecin bozulmaya çok açık olduğunu belirten Dr. Dizdar, "İnsanların hijyen takıntısı var ama bir yere kadar. Pişirme işlem hemen yapılmak zorunda kokoreççiler ‘bir gün suda bekliyor' diyor ama hiç zannetmiyorum. Çünkü kokoreç bozulmaya çok açıktır. Hemen temizliği yapılıp içi açılır, sonra yıkanır arkasından zaten sarılıp haşlanıyor; temizliği bu kadar. Sıfır hijyene indirmeye çalışırsan kokoreçliğini yitirir" dedi

Alıntı:
https://tr.sputniknews.com/yasam/201711211031079781-kokore-mutluluk-veriyor/


20 Kasım 2017 Pazartesi

Diyabet tanısının gecikmesi kalıcı sorunlara yol açıyor!

Diyabet, tüm dünyada 415 milyon kişiyi etkiliyor ve bu sayının 2040 yılında 640 milyona ulaşması bekleniyor. Uzm. Dr. Enver Şükrü Göncüoğlu, Türkiye'nin, 6,3 milyon diyabetli hastayla, hasta sayısı bakımından Avrupa üçüncüsü olduğunu söyleyerek diyabet konusunda önemli bilgiler verdi

2015 Diyabet Atlası'na göre Türkiye'de her 8 kişiden 1'i diyabet hastası ve halihazırda 20-79 yaş arası 6.339.000 diyabet hastası bulunuyor. Bunların yüzde 43,1'i (2.731.000 kişi) ise henüz teşhis edilmemiş durumda. Türkiye, Avrupa bölgesindeki en yüksek yaşa göre düzeltilmiş karşılaştırmalı diyabet prevalansına sahip (%12,8). Ayrıca dünya genelinde yetişkinlerdeki diyabet prevalansı yüzde 8,8 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 12,8 ile dünya ortalamasının bir hayli üzerinde. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) rakamları ise, dünyadaki yetişkin diyabetli sayısının bu hızla artarsa, 2040 yılında 640 milyona ulaşacağını gösteriyor.

Uzm. Dr. Enver Şükrü Göncüoğlu, diyabet hastalığını şöyle anlattı: "Günlük yaşamda ihtiyacımız olan aktiviteleri sürdürebilmek için glikoz adı verilen bir tür şekere ihtiyaç duyarız. Kandaki glikozun enerji olarak kullanılabilmesi ve hücre içine girebilmesi için pankreas adı verilen bir organın salgıladığı insülin hormonuna ihtiyaç vardır. Pankreas yeterince insülin yapamadığında vücut glikozu kullanamaz ve kanda glikoz miktarı artar. Bu durum sonucunda diyabet gelişir."

Diyabetin tedavisinde birbirini tamamlayan değişik yöntemler olduğunu belirten Uzman Dr. Enver Şükrü Göncüoğlu şöyle devam etti: "Bu yöntemler eğitim, tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz, oral hipoglisemik ajanlar ve insülindir. Diyetin düzenlenmesi tedavinin en önemli noktalarından birini oluşturmaktadır.

Uyulması gereken önemli kurallar şunlardır: Dengeli beslenmek, düzenli yemek yemek, istenen vücut ağırlığına ulaşmak ve bunu korumak. Ayrıca fiziksel aktivite son derece yararlıdır. Ancak egzersiz programına başlamadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır. Doktorunuz gereksinimlerinizi ve kapasitenizi göz önüne alarak program seçiminize yardımcı olur."

Şeker hastalığı teşhisi konulduğunda kişi suçluluk, eksiklik, üzüntü, öfke umutsuzluk ve şaşkınlık gibi bir dizi duygu arasında bocalar. Ama bütün bunlar, genellikle, hastalık konusunda yeterince bilgi sahibi olmamaktan kaynaklanır. Öte yandan, diyabete bir gecede alışıp kabulleneceğinizi de sanmayın. Bu biraz zaman alacaktır. Ama hastalık hakkında bilgi sahibi oldukça hepsi kaybolacaktır" dedi ve diyabete dair önemli hususları şöyle sıraladı:


  • Şeker hastalığı ölümcül bir hastalık değildir.
  • Doğru tedaviyle normal bir hayat, uzun bir ömür sürebilirsiniz.
  • Şeker hastalığı, hayattan zevk almanızı engellemez.
  • Hem yiyeceklerin, hem de yaşamın tadını çıkarabilirsiniz.
  • Şeker hastalığı özürlü olmak anlamına gelmez.
  • Tatile çıkabilir ve herkes gibi normal bir yaşam sürdürebilirsiniz.
  • Şeker hastalığı çocuk sahibi olmanızı engelleyemez.


Uzman Dr. Enver Şükrü Göncüoğlu diyabetin neden olduğu sorunlar hakkında şunları söyledi: "Geç konulan tanıyla birlikte, diyabetin tedavi ve yönetiminin etkin olarak yapılamaması; böbrekler, kalp-damar sistemi ve gözlerde ciddi sorunlara yol açıyor, organ kayıplarına sebep oluyor. Tüm dünyada böbrek yetersizliğinin ve travmaya bağlı olmayan amputasyon olgularının en yaygın nedeni diyabet.

Özellikle gelişmiş ülkelerde diyabet, görme kaybı ve körlüğün de en önemli nedenlerinden birini oluşturuyor. Ayrıca diyabet hastalarının pnömokok bakterilerinin neden olduğu zatürre gibi hastalıklara yakalanma riski sağlıklı kişilere kıyasla 3 kat daha yüksektir. Bu kişilerde grip ve özellikle akciğer enfeksiyonlarına bağlı komplikasyon riski ve ölüm oranları yüksektir."

DİYABET HASTALARI PNÖMOKOK HASTALIKLARI AÇISINDAN RİSK GRUBUNDA
Uzman Dr. Enver Şükrü Göncüoğlu diyabet hastalarının, pnömokok bakterilerinin neden olduğu zatürree için risk grubunda olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Bu nedenle diyabetli kişilerde aşılama, risklerden korunma anlamında büyük bir önem taşır. Bu anlamda, 65 yaş üzerindeki herkese ve 18-64 yaş arasındaki KOAH, astım, diyabet, kronik kalp yetmezliği, kronik böbrek hastalığı, kanser gibi eşlik eden hastalığı olan risk grupları için Pnömokok (zatürre) aşısının uygulanması gerekmektedir.

Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürürlüğe alınan Risk Grubu Aşılaması kapsamında, konjuge pnömokok aşısının da Aile Sağlığı Merkezleri'nde ve aşıya erişimin mümkün olduğu hastanelerde ve kurumum olan Nazif Bağrıaçık Kadıköy Hastanesi'nde ücretsiz olarak uygulanmasının oldukça değerli olduğunu düşünüyorum.."

Alıntı:
http://www.sigortagundem.com/foto-galeri/sorunlara-yol-aciyor-galeri/1249820/1



9 Kasım 2017 Perşembe

Güne iki yumurta ile başlamanın küçük ama inanılmaz 7 faydası!

GÜNDE İKİ YUMURTANIN VÜCUDUNUZDA YARATTIĞI DEĞİŞİMLE İNANAMAYACAKSINIZ!
Sabah kahvaltısı günün en önemli öğünlerinden biri. Peki kahvaltıda iki adet yumurta yemenin vücudunuza sağladığı inanılmaz faydaları biliyor muydunuz?

GÖZLERİNİZİ KORUR VE GÖRME YETEĞİNİZİ ARTTIRIR
Yumurtanın içinde bolca bulunan lutein adlı antioksidan göz sağlığınızı korumaya ve görme yeteneğinizi arttırmaya katkı sağlar.

KALSİYUM ALMANIZA YARDIMCI OLUR
Yumurta içindeki D vitamini sayesinde vücudunuzun kalsiyum emilimine katkı sağlar. Bu sayede kemiklerinizi ve dişlerinizi dolaylı yoldan güçlendirmiş olur.

KARACİĞERİNİNZİ KORUR, SAÇLARINIZI VE CİLDİNİZİ GÜZELLEŞTİRMEYE YARDIMCI OLUR
Yumurtanın içindeki B vitamini karaciğerinizi toksinlerden korumanın yanı sıra cildinizi güzelleştirmeye ve saçlarınızın sağlıklı bir hale bürünmesine yardım eder.

KAN DOLAŞIMI VE BUNA BAĞLI RAHATSIZLIKLARIN ORANINI DÜŞÜRÜR
Evet. Gerçekten de düşürür! Genel kanımızın aksine son araştırmalar yumurtanın içindeki kolestrolün o kadar fazla ve o kadar zararlı olmadığını gösteriyor. Hatta yumurtanın bu rahatsızlıklara iyi geldiği ve gerçekleşme oranını azalttığı araştırma sonuçları arasında. Ayrıca içerdiği omega-3 ile damar yollarındaki yağlanma ihtimalini azaltır.

KİLO VERMENİZE YARDIMCI
Eğer düşük kalorili bir diyet yapıyorsanız, bu diyetinize iki adet yumurta eklemek sağlıklı bir şekilde kilo vermenize yardım eder.

MEME KANSERİ RİSKİNİ AZALTIR
Yumurtanın içindeki kolin adlı madde araştırmalara göre meme kanseri riskini %18 düşürür. Ayrıca beyin sağlığı için de yararlıdır.

GENÇ VE SAĞLIKLI GÖRÜNÜRSÜNÜZ
Cildinizin yaşlanmasını yavaşlatır, cildinizi parlatır ve göz çevresinde kırışıklıklara da iyi gelir.

Alıntı:
http://m.sigortagundem.com/foto-galeri/7-faydasi-galeri/1246917/1