28 Ağustos 2014 Perşembe

B12 vitamini eksikliği olanlar dikkat!

Unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve denge gibi sorunların temel nedeni: B12 eksikliği…

Özellikle diyet yapanların, et ve süt ürünlerinden uzaklaşmaları sonucu ortaya çıkan B12 eksikliğinin nedenlerinden biri de, sindirim sistemindeki emilim sorunları. Vücutta önemli sorunlara yol açan ve bu fiziksel sorunların ardından ruhsal problemlere (depresyon, sinir) sebebiyet veren B12 vitamini eksikliği, önemsenmeyecek bir sorun değil.

Vücudun dengesini bozan ve insanın ‘biyolojik saati’ne kadar etki eden bu vitaminin kaynağı, hayvansal gıdalar.  Bu nedenle de genellikle diyet yapan ya da vejetaryen bir hayat sürdüren kişilerde daha sık rastlanır. Diyetin dışında, sindirim sitemi ile ilgili sorunu olan kişilerde de görülebilir. B12 vitamininin, zengin demir kaynağı olması da, bu vitaminin eksikliği neticesinde başka sorunların görülmesine yol açıyor.

Bu eksikliğin çözümü ise beslenmemizde gizli; hayvansal besinler ve düzenli-programlı beslenme ile B12 eksikliğinin olumsuzlukları giderilebilir.

Uzman Diyetisten Turgay Köse, B12 vitamin eksikliğine neden olan etkenler ve bu sorunu yaşayanlar için yapılması gerekenleri, AjansHaber’e anlattı:

TEMEL SEBEP HAYVANSAL BESİNLERDEN UZAK KALMAK

B12 vitamin eksikliğinin başında, vejetaryen beslenmenin etkili olduğunu söyleyen Köse, “İnsanlar, detoks uygulamaları veya vejetaryen beslenmeyi tercih ettikleri zaman, B12 vitamininden mahrum kalmaktalar. Bazen de sindirim sisteminde emilim ile ilgili problemler sebebiyle B12 eksikliği görülmektedir. Ama temel sebep, hayvansal ürünleri yeterince tüketmemek, özellikle de kırmızı eti yememekten kaynaklanmaktadır.” dedi.

“BİRİ HARİÇ, HİÇBİR BİTKİDE BULUNMAZ”

Vejetaryen beslenmenin çok çeşitli biçimleri vardır. B12 eksikliği, özellikle kırmızı et yemeyenlerde görülen bir durumdur. Çünkü B12, hayvansal ürünlerde bulunan bir vitamindir, hiçbir bitkisel üründe bulunmaz. Vejetaryenler yerine göre yosun tüketmektedir, B12’yi alabilecekleri tek kaynak da budur. Ama bazı vejetaryenlerde, yani bazı etleri ya da yumurta tüketenlerde, eksiklik fazla görülmemektedir. Yine de belirli aralıklarla, kanlarındaki B12 vitaminini kontrolde yarar var.

“HER GÜN TAZE FASULYE YEMEYİN”

Kişilerin günlük olarak, kendi elleri büyüklüğünde kırmızı et yemeleri gerektiğini söyleyen Turgay Köse “Diyette önemli olan, çeşitliliktir. 7 gün tavuk yiyelim demeyiz, ‘haftada 3 gün kümes hayvanı eti yiyorsak, 2 günde balık yiyelim, kırmızı et yiyelim’ şeklinde çeşitlilikten yanayız. Dengeli beslenmede amaç, çeşitlilik sağlamaktır. ‘Sebze yiyorum’ deyip sürekli taze fasulye yemeyi de önermeyiz. Taze fasulye yiyelim ama ıspanak da yiyelim, bezelye yiyelim. Sürekli aynı sebze olmaz. Ya da gün içinde sürekli tükettiğimiz meyve elma olmasın, diğer meyveleri de tüketelim. Kivi, şeftali gibi mevsim meyveleri ile çeşitlilik sağlamalıyız.” ifadelerini kullandı.

“BESLENMEDE ÖNEMLİ OLAN ÇEŞİTLİLİK”

Bu çeşitliliğin et tüketiminde de geçerli olduğunu hatırlatan Köse “Hafta genelinde, 2 kere kırmızı et yenilmesini tavsiye etmekteyiz. Aynı şekilde, her gün iyi kalitede protein tüketmeliyiz. Nedir bu? Süt, yoğurt, peynir ve tüm etler. Bunlar, bizim beslenmemizde bulunmak zorunda. Bununla birlikte hamileler için de çok önemli. Özetle herkesi bağlayan bir konu. Hayvansal besinler, iyi kalitede protein içerir. B12 vitamini, demir açısından da oldukça zengindir. Eğer yeterince et ürünü tüketmezsek, bu sıkıntı sıkça yaşanır. B12 balıkta da var ama öncelikle kırmızı et, yumurta (sarısında var).” diye konuştu.

“ÖĞÜNLERİNİZDEN ET VE SÜT ÜRÜNLERİNİ EKSİK ETMEYİN”

Eğer kişide B12 açısından bir eksiklik saptanmış ise genellikle iğne yapıldığını kaydeden Turgay Köse “Tablet yoluyla B12 alımında, bu tabletler, midede parçalanır ve ince bağırsaklara geçmez. O yüzden hekimler enjeksiyon yöntemini tercih eder. Kişi iğneyi yaptırdığı taktirde, B12 seviyesi normal hale gelecektir. Fakat önemli olan, iğneye ihtiyaç duymayacak şekilde, et ve süt ürünlerini beslenmemizde bulundurmak. Eğer bunu bir yaşam şekli haline getiremezsek, ‘ben nasılsa iğne yaptırıyorum’ dersek, bu doğru bir yol olmayacaktır. Öğünlerimizde mutlaka et ve süt ürünlerini bulundurmak zorundayız.” dedi.

B12 EKSİKLİĞİNİZİ NASIL ANLARSINIZ?

B12 eksikliğinin yol açtığı temel sorunların; unutkanlık, halsizlik, yorgunluk ve denge sıkıntıları olduğunun altını çizen Uzman Diyetisyen Turgay Köse açıklamalarını şöyle bitirdi:

Klinik anlamda, yüzde 80 netice alabileceğimiz bir test var: Hazır ol pozisyonuna geçin ve gözlerinizi kapatın. Yanınızda bir kişi sizi izlesin. Öne arkaya doğru gidip geliyor musunuz? Eğer sağa sola, ileriye ya da geriye hareket ediyorsanız, sabit duramıyorsanız, yüzde 80 oranında B12 eksikliğiniz vardır.

Alıntı:
ajanshaber.com/unutkan-halsiz-ve-yorgunsaniz-bu-testi-yapin-haberi/112987

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sürekli yorgun ve unutkansanız…

Gündelik hayatta artık vazgeçilmez kabul ettiğimiz bazı teknolojik imkânlar ve çevresel koşullarımız, gittikçe daha yorucu geliyor. Çevrenizde kime ‘nasılsın’ diye sorsanız ‘yorgunum’ cevabı alıyorsunuz. Bu cevap, özellikle büyük şehirlerde, iş hayatındaki insanların ortak cevabı olmaya başladı. Zihni sürekli meşgul tutan cep telefonları, e-postalar, internetteki sayısız mecra, trafik gürültüsü, iş yoğunluğu, şiddeti giderek artan bir problem haline geldi.

BAZI MESLEKLER DAHA YORGUN

Her sabah yataktan çıkmakta güçlük çekiyorsanız, ne kadar uyursanız uyuyun yine de dinlenmiş uyanamıyorsanız, iş yerinde verimli olmadığınızı düşünüyor ve hatalı kararlar alıyorsanız, muhtemelen siz de beyin yorgunluğu yaşayan kişilerdensiniz.

Uzmanlar, beyin yorgunluğunda en sık karşılaşılan şikâyetleri; unutkanlık, dikkat eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, beyinde ağırlık hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme olarak tanımlıyor. Bazı meslekler ise, beyin yorgunluğuna yakalanmada, diğerlerine oranla daha fazla alan sunuyor. Örneğin yoğun iş temposuna maruz kalan yöneticiler, ekonomistler, gazeteciler ya da öğrenciler daha çok risk altındaki kişiler.

CEP TELEFONU, YOĞUN ÇALIŞMA TEMPOSU, STRES…

Uzmanlar; hayat kalitesini, iş ya da okuldaki başarıları oldukça olumsuz etkileyen bu yorgunluğun temel nedenlerini ise şöyle sıralıyorlar:

-Uzun süreli stres yaşanması,

-Yoğun çalışma temposu,

-Havasız, küçük ve dar ofislerde çalışmak,

-Elektronik cihazlardan yayılan elektromanyetik dalgaları,

-Cep telefonu sinyalleri, TV ve Radyo dalgaları, telsiz dalgaları, yüksek gerilim hatları, baz istasyonları gibi elektromanyetik kirlilik,

-Alkol alışkanlığı, uykusuzluk, depresyon ve anksiyete sorunları,

-Hastalık sebebiyle kullanılan bazı ilaçlar (kanser, epilepsi ve depresyon ilaçları gibi)
-Vitamin eksikliği (B12 folik asit, demir eksikliği ve troid hormonlarının yetersizliği).

STRESTEN UZAK DURMAYA GAYRET EDİN

Unutkanlık, halsizlik, iş veriminde düşüklük, konsantrasyon bozukluğu ya da algılama eksikliği gibi kişinin yaşam enerjisini düşüren ve bedenen de yorgun olmasına neden olan zihin yorgunluğunun önüne geçilebilmesi için yapılabileceklerin başında, hayatınızdaki stresi en aza indirmek geliyor. Bunun yanında, sağlıksız çalışma ortamlarından da, yapılabilirse, uzak durulmalıdır. Gündelik olarak spor yapmak, enstrüman çalmak da zihin yorgunluğuna çare olabilecek aktiviteler arasında.

FINDIK, CEVİZ, SICAK KAKAO YORGUNLUĞUNUZA ÇARE OLABİLİR

Öte yandan, beyin yorgunluğuna iyi geldiği düşünülen yiyecekler de tüketebilirsiniz. Bunlar; fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm gibi kuru yemişler olabileceği gibi yeşil sebze tüketimi de beyin sağlığınız için son derece yararlıdır. Ayrıca; böğürtlen, yaban mersini, somon ve sardalye balığı, üzüm suyu, elma, kepekli pirinç ve sıcak kakao da bu konuda sağlıklı olmanıza yardımcı gıdalardır. Çay ve kahve de beyin yorgunluğuna iyi gelir.

Alıntı:
http://ajanshaber.com/surekli-yorgun-ve-unutkansaniz%E2%80%A6-haberi/112717

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Bebeklikte yanlış beslenme dişleri çürütüyor

Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Pedodonti Kliniği’nde yapılan incelemeler çocuk diş sağlığına verilen önemi ortaya koydu.

Klinik pedodonti uzmanlarından Efsun Songur hastaneye gelen çocukların yaşadıkları diş rahatsızlıklarına ilişkin yaptıkları incelemelere dair önemli bilgiler verdi. Sütdişlerinin değişecek dişler olmasının toplumda onları önemsiz hale getirdiğine değinen uzman, sütdişlerinin kalıcı dişlere rehberlik edecek olmasını, erken kaybı durumunda ise çiğneme yapılamayacağını belirterek dişlerde kayma, ortodontik problem ve çapraşıklıklar oluşacağının unutulduğunu vurguluyor.

Erken çocukluk döneminde görülen çürüklerin sebepleri arasında en önemli basamağı yanlış beslenme alışkanlıklarının oluşturduğunu belirten uzman Efsun Songur, ailelerin bebeklerinin beslenmesinde dişlerin çürümesini sağlayan yanlışları ise şu şekilde ifade ediyor: “Bebeğe sakinleşmesi için yatmadan önce bal, pekmez, şeker karışımlı süt veriliyor ancak uyurken tükürük salgılanmadığı için bu maddeler dişe yapışıyor ve zamanla çürütüyor.”

AİLELER SADECE AĞRI OLURSA DOKTORA GELİYOR

Uyumadan önce bebeğe verilen sütün gece uykusunda temizlenemediği için dişlerin çürümesine sebep olabileceğini aktaran Songur, “Öte yandan meyve sularının da biberonla verilmesi, yalancı memenin bal ya da reçele batırılması da aynı tür erken çocukluk dönemi çürüklerine neden oluyor.” ifadesini kullanıyor. Ailelerin önemli bir kısmının çocuğun diş hekimi ile ilk tanışmasının ne zaman olması gerektiğini bilmediğini aktaran uzman, sadece ağrı, yüzde şişlik ya da apse oluşumunda diş hekimlerine gelindiğine değindi. Bebeklerin ileride diş çürükleriyle boğuşmaması için de önemli uyarılarda bulunan uzman, “Bebeğin ağzında biberonla uyumasına izin verilmemeli ve bebek biberonla süt içtikten sonra mutlaka su içmesi sağlanmalı. Öte yandan işaret parmağına sarılan ıslatılmış bir tülbent ya da gazlı bez ile dişler temizlenmeli ve bebeğin bir yaşından sonra gece beslenmesi bırakılmalı.” diye belirtiyor. Çocuk ve engellileri dişçi korkusundan kurtarmak için genel anestezi ile uyutarak tüm tedaviyi tamamladıklarını bildiren Songur, “Ağızda yer alan mevcut çürük diş sayısı kaç olursa olsun tüm dişlerin tedavileri, çürüme olasılığı bulunan dişlerin koruyucu uygulamaları ve diş çekimlerini, çocuk ve aileyi strese sokmadan genel anestezi altında tek seferde gerçekleştiriyoruz.” diyor.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_bebeklikte-yanlis-beslenme-disleri-curutuyor_2239301.html

Sorumluluk verilmeden yetişen çocuk problemlerle baş edemiyor!

Sorumluluk verilmeden, koruyup kollanarak yetiştirilen çocuklarda özgüven eksikliği daha fazla görülüyor.

Tüm sorumlulukları ebeveynlerinin üzerinde olan çocukların sorun çözme yeteneğinin gelişmediği ve bu durumun kendini yetersiz hisseden bireylerin yetişmesine sebep olduğu biliniyor. Uzmanlar, aileleri çocuklarının yerine her şeyi düşünerek onlara iyilik yapmadıklarını fark etmeleri konusunda uyarıyor. Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Psikolog Hilal Arslan, çocuklarda duygularını ifade edememe, hakkını savunamama gibi davranışlarla kendini gösteren özgüven eksikliğinin kişinin aile ve okul hayatıyla birlikte yetişkinlik döneminde iş hayatını da etkileyebileceğini söylüyor. Psikolog Arslan,  ebeveynlerin çocuklarını kendi eserleri gibi gördüklerini belirterek, “Toplum olarak hata yapmaya karşı toleransımızın düşük olması, ‘örnek çocuk’ yetiştirmeye çalışırken ebeveynin içinde görkem duygusuyla çocuğu kendi eseri gibi görüp onu kusursuz bir proje yapma çabası, aşırı anne babalık (onun yerine her şeyi düşünme ve yapma, onu sıkı sıkıya koruyup kollama, olumsuz hiçbir şeyle muhatap olmasına izin vermeme) çocuğun kişilik gelişimini olumsuz yönde etkiliyor.’’ diyor.

Çocuğa yaşına ve yeteneklerine uygun     hedefler verilmeli

Çocuğa yaşına ve yeteneklerine uygun olmayan hedefler verip bunları başarmasını beklemenin de yapılan bir başka hata olduğunu vurgulayan Arslan, “Çocuğa yapabileceğinden zor görevler verilirse çocuk gereksiz yere başarısızlık duygusunu tadar. Aynı şekilde becerileri ve ilgi alanına uygun olmayan görevlerde çocuğa kendini yetersiz hissettirir. Örneğin 2 yaşındaki çocuğa boyama kitabı alır ve dışarı taşırmadan boyamasını beklersek bunu başaramayan çocuk yeteneklerine güvenemez. Hâlbuki 2 yaş bu beceriyi beklemek için çok erken bir yaştır. Ya da futbol oynamaya kabiliyeti olan bir çocuğu ısrarla keman kursuna gönderip yapamadığında daha çok çalışmasını söyleyerek ona kendini yetersiz hissettirmek yanlış bir değerlendirmedir. Bu nedenle çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemi iyi tanınmalı, o yaş grubundaki çocukların neler yapabildiği hakkında fikir sahibi olunmalı, çocuğun bireysel özellikleri, kabiliyeti ve yönelimi iyi tespit edilmelidir’’ önerisinde bulunuyor.

Alıntı:
www.zaman.com.tr/aile-saglik_sorumluluk-verilmeden-yetisen-cocuk-problemlerle-bas-edemiyor_2239302.html